yargıtay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yargıtay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yargıtay: Karşılıksız çek artık suç olmasın



ÜYE ve daire sayısı arttırılarak yeniden yapılandırılan Yargıtay’da, çek suçlarına bir yerine artık dört daire bakıyor. Buna rağmen son bir yılda 25 bin dosya karara bağlanırken, temyizde bekleyen dosyası sayısı 271 bine ulaştı. Çek dosyalarında zamanaşımı riski doğdu.

Yargıtay’da, anayasa değişikliği öncesi sadece 10. Ceza Dairesi çek suçlarının temyiz incelemesini yapıyordu. Ancak, yapısı değişen iş yükünün önemli bir bölümü olan çek dosyalarına çözüm arayan Yargıtay, bu dosyaları dört daireye böldü. Karşılıksız çek davaları, 10. Ceza Dairesi, 12. Ceza Dairesi, 14. Ceza Dairesi ve 15. Ceza Dairesi’nce inceleniyor.

Dosya sayısı 44 bin
Çek suçuna artık dört dairenin bakmasına rağmen temyizde dairelerde bekleyen dosya sayısı 44 bin. Başsavcılıkta ise 227 bin çek dosyası temyiz incelemesine alınmak için sırada bekliyor. Yerel mahkemelerdeki 1.5 milyona yakın çek dosyası da dikkate alındığında, Yargıtay’daki davaların zamanaşımı riski de yükseliyor.

Suç olmasın
Hükümet yargıyı kilitleyen karşılıksız çek konusuna çözüm bulmak için yeni Çek Kanunu üzerinde hala çalışırken, Yargıtay’ın Adalet Bakanlığı’na karşılıksız çek vermenin suç olmaktan çıkarılması yönünde görüş bildirdiği ortaya çıktı. Yargıtay’ın, yargının iş yükünün azaltılması için hazırlayıp bakanlığa sunduğu raporda, şöyle denildi:

“Suç olup olmayacağı yıllardır tartışılan karşılıksız çek keşide etmek eylemi suç olmaktan çıkarılmış, elektrik hırsızlığı karşılıksız yararlanma suçuna dönüştürülerek, tartışmalara son verilmeye çalışılmıştır.”

Öneri nasıl
Mevcut Çek Kanunu’na göre, karşılıksız çıkması halinde çeki düzenleyen hakkında açılan kamu davasında, her bir çekle ilgili olarak bin 500 güne kadar adli para cezası uygulanıyor. Adli para cezasını ödemeyen veya ödeyemeyen kişi de bu cezasını hapis yatarak çekiyor. 10 bin liralık çeki karşılıksız çıkan kişi, bu kadar tutarda adli para cezası ödemezse 100 gün hapis yatıyor. Hükümet’in yürüttüğü çalışmada ve Yargıtay’ın önerisinde de karşılıksız çek fiilinin tamamen yaptırımsız kalmaması için “çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı”nın getirilip etkin bir şekilde uygulanması hedefleniyor.

CHP’li Aygün: Suç olmasın
Karşılıksız çekin suç olmaktan çıkarılmasıyla ilgili teklif veren CHP’li Sinan Aygün ise Adalet Bakan Sadullah Ergin’le görüştüğünü, Ergin’in bu formüle sıcak baktığını belirterek, bakın şöyle dedi:
“Türkiye’de ekonomi çekle dönüyor. En büyük para birimi şu anda 200 lira. Biz iş alemi olarak çekle sonsuz bir para birimi yarattık. Çekin üzerine istersen bir trilyon yaz. Mevcut kanuna göre çeki ödeyemeyene devlet adli para cezası veriyor. Ben 32 yıllık tüccarım. Devlet aradan çıksın. Adam borcunu ödemedi diye hapis yatmasın. Dolandırıcılık yapmak amacıyla karşılıksız çek vermişse o başka. Hergün yüzlerce mektup geliyor. Bunları Sayın Ergin’e arz ettim. Adamın devletten dört trilyon alacağı, 600 milyar borcu var. Devlet parasını vermiyor, adam çeklerini ödeyemediği için hapse girecek. Mücbir sebep var. İnsanlar düzenlemeyi bekliyor. Sahte kimlikle gezmek zorunda kalıyorlar.”
Bakalım çek mahkumlarının merakla beklediği bu düzenleme yeni yılda yasalaşacak mı?
Tüm okurlarıma iyi bir yıl diliyorum.

Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı
“Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren gerçek ve tüzel kişi hakkında, hamilin şikayeti ve Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, Sulh Ceza Hakimi tarafından karşılıksız çıkan her bir çekle ilgili bir koruma tedbiri olarak, bir yıl süreyle çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilir. Bu yasağa karar verme yetkisi, çekin tahsili için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut şikayetçinin yerleşim yerindeki hakime aittir.”


4 Ocak 2012
 Oya ARMUTÇU

Önemli Yargıtay Kararı


10.Ceza Dairesi
Esas No : 2011/9960
Karar No : 2011/4259
Tebliğname No : 10-2011/59599

TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık …………….. hakkında ANKARA 25.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 15/12/2006 tarihinde 2006/311 esas ve 2006/1032 karar sayı ile mahkumiyet hükmü verildiği, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 24.02.2010 tarihli uyarlama talebi üzerine, aynı Mahkeme tarafından duruşma açılmaksızın yapılan inceleme sonucu 28.02.2010 tarihli ek karar sayılı ile uyarlama yapılarak “15.12.2006 tarihli hükmün sonuç para cezasının 49.650 TL adli para cezası ve tedbir hükmünün çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına şeklinde değiştirilmesi suretiyle infazına” karar verildiği; bu kararın sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, aynı Mahkeme’nin temyiz talebinin süre yönünden reddine ilişkin 04.01.2011 tarihli, aynı esas ve karar sayılı ek kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılarak esas hükmün bozulmasını isteyen tebliğnamesi ile 26/04/2011 tarihinde dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
15.12.2006 tarihli hükümde, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2,231/2 ve 232/6. Maddeleri uyarınca, kanun yoluna başvuru süresinin başlangıcının ve şeklinin açıkça belirtilmemesi nedeniyle; sanık müdafinin 28.12.2010 tarihli dilekçesinin 15.12.2006 tarihli hükme yönelik olduğu kabul edildiğinden 04.01.2011 tarihli ret kararı kaldırılmıştır.

28.12.2006 tarihli 2006/311 esas, 2006/1032 karar sayılı uyarlama hükmünün hukuken geçerli olmadığı kabul edilerek, 15.12.2006 tarihli ilk hükmünün esastan yapılan incelemesinde;
2) 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanarak ayı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 Sayılı Türk ceza Kanunu’nun 2 ve 7 maddeleri de gözetilerek sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönlerini incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, hükmün kesinleştirilerek infaza verildiği anlaşıldığından İNFAZIN DURDURULMASINA, sanık bu suç nedeniyle cezaevine alınmış ise başka suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde SALIVERİLMESİNE ve bu konuda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasına 29.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
H.Ruhi Ö.Yılmaz Mustafa M.İsmet Yüksel
US ÇAMLIBEL KAYA YÖRÜK KOCAMIŞ
Karşılaştırıldı.
Yazı İşleri Müd.
H.K
http://rahmiofluoglu.wordpress.com/a-yargitay-karari/
Teşekkür ederiz .Alıntıdır.

ekm2510

Uygar dünyada olmayan bir suç



Çek mağdurları; 2009 yılında yeni yasa çıkmasına rağmen Yargıtay’ın anlamsız tavrı yüzünden binlerce insanın, eski kanuna göre hapislerde çürüdüğünü belirterek, dertlerine çare bulunmasını istiyor

Daha önce yaptıkları ‘mektup’ ve ‘yürüyüş’ eylemleriyle 3167 nolu yasanın çek mağdurları, Yargıtayın ve mahkemelerin yeni kanuna rağmen niçin eski kanunu uygulamaya devam ettiğine anlam veremiyor. Dün Taksim Eresin Otel’de toplanan ‘çek mağdurları’ kendilerine yapılan yanlış uygulamalara karşı birlikte hareket etme kararı aldı. Avukat Rahmi Ofluoğlu’nun başkanlık ettiği toplantıda, 2009 yılında hükümetin 5941 nolu kanunu çıkarmasına ve Yargıtay’ın buna rağmen 3167 için bir içtihad beyan etmemesi ve yargıda yürürlükten kalkan yasanın kullanılmaya devam etmesi yüzünden binlerce insanın halen hapislere düştüğü ya da aranan sanık haline geldiğini belirtti. Ofluoğlu, “Uygar dünyada olmayan bir suç ve cezanın hukuki meşruiyeti 3167 sayılı yasa 01.01.2009 tarihinden itibaren zaten yoktur. Nitekim pek çok mahkeme ‘orta yerde suç ve ceza içeren bir kanun yoktur’ diye beraat kararları verirken cezada birlik ilkesi de tamamen ortadan kalkmıştır. Bu hukuki ve kanuni kargaşa hala sürmektedir. Çünkü bu bir zorlamadır, bir zulümdür. Hiçbir yasal kılıf bu çağ dışı uygulamayı haklı ve tutarlı kılmayacaktır. 3167 Sayılı Kanunun hükümden kaldırılmasını istiyoruz” diye konuştu. Yargıtay artık rejim bekçiliğini bırakıp, raflarda bekleyen binlerce dosyayı kaldırmak ve yargı yükünü hafifletmek istiyorsa, önündeki 3167 nolu eski yasanın yürürlükten tamamen kaldırıldığını beyan ve içtihad etmelidir. Bu beyan binlerce insanın hapisden çıkmasına ve binlercesinin de aranan konumdan çıkmasına vesile olacaktır. 3167 nolu yasanın mahkemelerde uygulanması 25 yıllık bir alışkanlığın sonucudur. Ama bu kanun adalet duygusunu zedelemektedir” diye konuştu.

“BİZ DE TORBAYA GİRMELİYİZ!”
Avukat Rahmi Ofluoğlu beraberindeki heyet ile birlikte yaptığı açıklamada, “Bu hükümet 3167’nin mağduriyetini ortadan kaldırırsa ve 5941 nolu yeni yasaya özellikle ‘suç kastı’ ekleyip bir kaç düzenleme daha yaparsa, yargı reformunda yeni bir sayfa açacaktır. Hükümet, mağdurların ve halkın sesini duymalıdır” dedi. Ofluoğlu, iflasa, batağa sürüklenen, ya da ticari sebeplerden ötürü hapse düşen insanlarda ‘karşılıksız çek’ hususunda özellikle suçun oluşmasında kastın varlığı dikkate alınmalıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir” diye konuştu.

BAŞBAKAN’A BEL BAĞLADILAR
Türkiye’de cezaevlerinde mali suçlardan hüküm giyen 31 bin 400 kişi bulunuyor. Bunların tamamına yakını 3167 kanununun mağdurları oluşturuyor. 5941 sayılı Çek Yasası’ndaki eksiklikler sebebiyle bu yasaya muhalefeten 167 bin kişi yargı önünde ter döküyor. Çek Mağdurları Platformu kendi üyeleri içerisinde bulunan vatandaşların tamamının borçlarına sadık işverenler, esnaf ve orta ölçekli yatırımcılardan oluştuğunu söylüyor. Halen cezaevine girmeyi bekleyen 61 bin kişi bulunuyor. 5941 sayılı Çek Yasası’na muhalefet suçundan hüküm giyip de cezaevine girmeyi bekleyenler, bir yandan da borçlarını ödemek için çalışıyor. İçeride bulunan vatandaşların her biri adeta bir dram yaşıyor. Yargıtay nezdinde girişimlerde bulunacaklarını belirten Avukat Rahmi Ofluoğlu, “. Eğer 3167 nolu eski yasanın uygulanması kaldırılırsa, bir milyonun üzerinde dosya, yargı raflarından inecek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konuda mağdurların sesine kulak vermesini de istiyoruz” diye konuştu.  


M.Kurtbay Önür İSTANBUL

YÜKSEK MAHKEME BU VAHİM HUKUK İHLALİNİ ÖNLEMELİDİR!



Ekonomik gerekçelerle hazırlanmış olan ve müteaddit defalar değişikliğe uğrayan Çek Kanunu, “ceza içeren özel nitelikte” bir kanun olmasına rağmen, eski ve yeni haliyle, Türk Ceza Hukuku sistemini altüst etmiş bulunmaktadır.

1. 01.01.2009 tarihi itibariyle 3167 Sayılı Kanunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa aykırı olan hükümleri zımnen ilga edilmiş ve söz konusu aykırılıkların giderildiği yeni kanunun (5941 sayılı Çek Kanunu) yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihine kadar işlenmiş olan bütün karşılıksız çek suçları “kanunilik” ilkesi gereğince konusuz kalmış ve verilen cezalar hükümsüz hale gelmiştir. Benzer durum “Markaların Korunması Hakkında KHK” uyarınca verilen cezalar için de geçerli olup, Yargıtay 7. Ceza Dairesi 23.02.2009 tarihinde verdiği bir kararla bu hususu açıklığa kavuşturmuş ve tartışmayı bitirmiştir. Fakat Yargıtay 10. Ceza Dairesi, sebebi kamuoyunca bilinemeyen bir gerekçeyle, benzer bir karar vermekten bugüne kadar imtina etmiştir.

2. 2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, ceza sistemimizde önemli değişiklikler yapılmış, bu arada suçun manevi unsuru konusunda da doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışılan “kusursuz” (objektif) sorumluluk anlayışı terk edilerek suçun ancak “kasıt” veya “taksir”le işlenebileceği kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun gerekçesinde objektif (kusursuz) sorumluluk esası için “, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı” sıfatı kullanılarak bu anlayışın terk edildiği Anayasaya da atıf yapılmak suretiyle açık bir dille belirtilmektedir.
3. 20.12.2009 tarihinde yürülüğe giren 5941 sayılı yeni Çek Kanunu ise, karşılıksız çek suçunun oluşmasında, kanun yapma tekniğine aykırı olarak, “sebebiyet vermek” gibi elâstikî ve müphem bir ifade kullanmış, suçun ancak kasıt veya taksirle işlenebileceğini öngören TCK 21. maddeyi adeta “ıskalamaya” çalışmıştır. Madde gerekçesinde bu suçun “en azından taksirle” işlenebileceğinin yazılmış olmasına rağmen, madde metninde (alelacele bir değişiklik sonucu) yoruma açık bir ifade kullanılması, uygulamada tam bir karmaşa doğurmuştur. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkmaktadır: Şayet söz konusu suçun oluşmasında kasıt veya taksir aranıp aranmayacağı tartışmalı ise, bu durum TCK Genel Hükümlerine açık bir aykırılık teşkil etmiş olacaktır. Bu demektir ki, istenen her özel konuda Türk Ceza Kanununun Genel Hükümlerine aykırı özel ceza kanunları çıkarılabilir ve insanların hürriyeti bağlanabilir. Yahut hakimler kendi takdir haklarını kullanarak kimi zaman TCK Genel Hükümlere uygun olarak kasıt veya taksir arayacak, kimi zaman da “duruma göre” “kusursuz sorumluluk” esasına göre karar verecekler. Yok eğer kasıt veya taksir aranacak ise, bu durumda 20.12.2009 tarihinden bugüne kadar kasıt veya taksir aranmadan verilen kararların tamamının Yargıtay tarafından bozulması gerekecektir. (20.12.2009 tarihine kadar işlenen karşılıksız çek suçları bir önceki maddede belirtildiği üzere, yasal boşluk sebebiyle zaten konusuz kalmıştır.)
4. 5941 sayılı Çek Kanunu ile ilgili problemler bununla sınırlı değildir. Şirket vekili sıfatıyla keşide edilen çekler, sorgu yapılmadan verilen ceza kararları, yasal karşılığı hesaba katılmadan verilen cezalar gibi konularda da her mahkeme farklı karar vermekte, kimi zaman aynı sanık hakkında yan yana iki ayrı mahkemeden mahkumiyet ve beraat kararları çıkabilmektedir. Bir taraftan Yargıtay “yeni kanunda suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan” dolayı açıklayıcı gerekçe belirtmeden “yasa bozması” yapmakta, mahkemelerin bir kısmı dosya üzerinden karar vererek davaları beraatle sonuçlandırırken kimi mahkemeler “yeni kanunda farklı bir düzenleme olmadığı” gerekçesiyle eski ceza kararlarında direnmektedir. Bu durum, hukuk tarihimizde eşine az rastlanan bir “kaos” halidir. Bu durumu “kaos” olarak nitelendirmemizin sebebi, uygulamanın istisnai sonuçlar değil, binlerce insanın hürriyetinin haksız ve hukuksuz yere bağlanması gibi toplumun önemli bir kısmını ilgilendiren sonuçlar doğurmasındandır.
Ekonomik suça hapis cezasının insan onuruyla bağdaşmayacağı, hapiste borcun ödenemeyeceği, ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan mağduriyetlerin müsebbibinin ticaretle uğraşan fertler olmadığı gibi kimilerine göre tartışmaya açık ve sübjektif sayılan gerekçeleri bir tarafa bırakarak, hukuki endişelerle ve yüksek sesle soruyoruz:

1. Ekonomik gerekçelerle çıkarılmış olmasına rağmen, bir “özel kanun” toplumun hangi kesimlerine hizmet etmektedir ki, hukuk sisteminin temellerini zorlayabilmektedir?

2. Ceza alanında “temel kanun” olan Türk Ceza Kanununun hükümlerine açık bir aykırılık, hukukun uygulayıcıları tarafından nasıl savunulabilmektedir?
3. Binlerce insanın hürriyetinin bağlanmasına, binlercesinin de “kaçak” olarak yaşamak zorunda bırakılmasına sebep olan bu hukuksuzluğun çözümü için hem cezanın mevcut ve muhtemel muhatapları hem de yerel mahkeme hâkimlerince Yüksek Mahkemeden bir karar beklenmekte iken, iki yılı aşkın süredir hangi sebeple bir karar ihdas edilememiştir? Dosya yükünden şikâyetçi olan Yargıtay 10. Ceza Dairesi, vereceği hukuka uygun bir kararla binlerce dosyanın yükünden kurtulabilecekken, “bu konuda önümüze henüz dosya gelmedi” gerekçesi ikna edici bulunabilir mi?
4. Haksız yere hürriyeti bağlayıcı cezaya muhatap olanların mağduriyeti nasıl telafi edilecek ve bu “hukuki ayıp”ta katkısı olanlar böyle bir ayıbın insanî ve vicdanî hesabını nasıl vereceklerdir?
5. İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından binlerce dosyanın uluslararası hukuk alanına taşınması halinde; kanuna, Anayasaya ve taraf olunan uluslararası metinlere de aykırılık teşkil eden bu hukuksuzluğun doğuracağı neticelerden kimler sorumlu olacaktır?


Neticeten ve her şeye rağmen:


“Hukuk devleti”nde yaşadığımızı hissetmek istiyoruz!


Hukukun uygulamasında birliğin sağlanmasını ve zedelenmekte olan adalet duygusuna düşen gölgenin bertaraf edilmesini istiyoruz!


Benzerlerine ancak “suçta ve cezada kanunîlik” ilkesini ayaklar altına alan 1926 Sovyet Ceza Kanunu ile 1935 yılının Nazi Alman Ceza Kanununun uygulamasında rastlanabilecek “keyfîlikler”in sona ermesini diliyoruz.


Bu ülkenin birer ferdi olarak adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması yolunda, Yüksek Mahkemenin ve hâkimlerimizin akl-ı selimine, hukuk, hakkaniyet ve adalet anlayışına güvenmek istiyoruz.


Saygılarımızla


 Yargıtay Başkanlığına, 10. Ceza dairesi başkan ve üyelerine (ismen) , Asliye ve Sulh Ceza Hakimlerine, Ağır Ceza mahkemeleri üyelerine, gazete ve televizyonların haber merkezlerine ve köşe yazarlarına yazılı mektup olarak posta yoluyla iletmeliyiz. Mektupların mümkün olduğunca isme gönderilmesi daha isabetli olacaktır.

Meselemiz hukukidir ve çözümü de hukuk alanında olacaktır. Yakın bir zamanda siyaseten bir çözüm gözükmemektedir. Kolektif aklın yanılma ihtimalinin az olacağı kanaatiyle, bu problemin yine hukuk adamlarımızın ortak aklı selimiyle çözüleceğine inanıyorum. Çok sayıda mektup göndermek, problemimizin çözümünde öncelik almamızı sağlayabilir.

Diğer taraftan, tekraren hatırlatmak istediğim bir husus daha var: Uyarlama yargılaması (yahut hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi) talebiyle cezası kesinleşmiş dosyalar için dilekçe vermeyi ihmal etmeyelim. Konunun çözümünde önemli bir adımdır. Bazı mahkemeler bu talepleri kabul edip yeniden duruşma açıyor.
Denemekle birşey kaybetmiş olmayız.

ANKARA HUKUKLU

Bu yazısından dolayı Sn ANKARA HUKUKLU'ya teşekkürler 

BU NASIL BİR MAĞDURİYET?

My Way

Değerli Arkadaşlar

2 yıldır dilimizde artık tüy bitti...AKP eğer bu konuda kendisini taraf hissetmese idi (tefeci taraf )zaten 5941 o doğrultuda çıkardı...çok net hatırladığım bir görüşme olmuştu...Ünal Tekinalp telefonda Soner kardeşime bu hukuksuz ama meclisteki tefeci milletvekillerini aşamıyoruz...demişti...

Hep söyledik burada AKP eleştirileri partizanlık olarak algılansa da ilgisi yok...şüphesiz hepimizin dünya görüşleri var...ancak bu ÇEK YASASI konusu tamamen bunların dışında bir konu...bu bir VAHŞET...

Ve bugün bir kere daha görüldü ki MHP ve CHP bu konuya ideolojiden uzak HUKUK bağlamında yaklaşıyorlar...gerçi MHP alacaklı taraftan da bahsediyor ama bunu bir bilgi eksikliği olarak kabul etmek durumundayız...

Ne dedi AKP li Mehmet Salih Erdoğan...ÇEK VADELİ dir...ama eklemesi gereken vadeli bir enstrüman olan çekin senetten bir farkı olmadığı idi...bunların hepsi açık itiraflar...PROF HAYRİ DOMANİÇ 4814 sayılı yasayı çıkardıkların da vadeli kullanılan bir enstrümana değil hapis cezası idari para cezası bile veremeyeceğini anlatıyordu...eğer alacaklı vadeli çek aldıysa SENET alacaklısıyla ne farkı kalıyor...icra yolu hepsine açık ...BU NASIL BİR MAĞDURİYET....

Bazıları çıkıp diyor ki AKP bu konuyu halletse geçen yıl ertelemeyi çıkardıklarında minnettar kalan kişiler oh ne güzel bu işi çözdünüz size minnettarız diyecekler...

2003 te çıkan 4814 den bu yana çekilen zulümlerin hesabını kime soracağız...o tarihte bu konuyu anayasa mahkemesine götürmeyen CHP yede kızgınım...ama minareyi çalan da kılıfı hazırlayan da AKP...

BU SAPTAMAYI YAPTIKTAN SONRA...

10. daire başkanı Mahmut Gül SAYIN ANKARA HUKUKLU’ nun dünya gazetesinde yazısı yayınlandıktan sonra bir açıklama yapmış ve KAST konusun da bir  karar vermediklerini söylemişti...
3167 sayılı yasanın 31.12.2008 den sonra MÜLGA olduğunu herkes biliyor...Sadece Adem Sözüer ve İyimaya değil...hep savunduğumuz 10. daire her ne kadar bu konuyu çözmese de CGK çıkacak bir kararla bu kapanabilir demiştik...süreç ne olur bilinmez...ama en önemli gerçek 10.dairenin KAST konusunu geç de olsa bir İÇTİHAT çıkararak bu zulmü bitirebileceğini göz ardı etmeyerek...bu konuda çalışmalıyız...

Daha öncede yazdım AKP den AMAN dilemekle varılabilecek bir yer kalmadığını artık anlamak şart...

My Way

Hukukun mu, Yargıtay'ın üstünlüğü mü?








Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı Sayın Mahmut Gül, hukuk tarihine geçecek bir beyanat vererek önemli bir tartışmayı da başlatmış oldu. Kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde uzun süredir tartışılmakta olan 5941 sayılı yeni Çek Kanunu'nun uygulamasıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen "yeni çek yasasının 5'inci maddesinde 'kast' veya 'taksir' gözetilecek mi, yani 3167 sayılı Kanun'da olduğu gibi 'şekli' bir suç olarak mı uygulama yapacaksınız" sorusuna "Yani ne yapacağız, karım doğum yaptı beraat, kaza geçirdim beraat, bu durumda bu yasa uygulanamaz. (…) Bunları dikkate alamayız" şeklinde cevap vererek, hem Anayasa'ya hem Türk Ceza Kanunu'na hem de genel hukuk prensiplerine aykırı bir tutum sergilemiştir. Bu beyanatın ne anlama geldiğini daha iyi analiz edebilmek için, fazla teknik detaya girmeden konuyu özetleyelim:


2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, ceza sistemimizde önemli değişiklikler yapılmış, bu arada suçun manevi unsuru konusunda da doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışılan "kusursuz" (objektif) sorumluluk anlayışı terk edilerek suçun ancak "kasıt" veya "taksir"le işlenebileceği kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun gerekçesinde objektif (kusursuz) sorumluluk esasının terk edildiği açık bir dille belirtilmektedir:


"765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ve Hükûmet Tasarısı'nın bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan "versari in re illicita", yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur."


Ayrıca hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini temin etmek maksadıyla TCK genel hükümlerinin (bu arada suçun manevi unsuru kuralının da) bütün özel ceza kanunları ve ceza içeren özel kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen bu yeni düzenleme, TCK'ya aykırı olan bütün özel nitelikteki kanunların taranması ve aykırı hükümlerin tespit edilip değiştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bunu teminen yasa koyucu gerekli düzenleme ve değişikliklerin yapılması için en son 31.12.2008 tarihine kadar süre tanımıştır.


Bu süre içinde birçok kanunda gerekli değişiklikler yapılarak TCK genel hükümlerine uyum sağlanmış ancak Çek Kanunu'nda değişiklik yapılması unutulmuş yahut ihmal edilmiştir. Böyle olunca, 1.1.2009 tarihinden itibaren, o tarihte geçerli olan 3167 sayılı Çek Kanunu'nun TCK genel hükümlerine aykırı olan ceza hükümleri geçerliliğini yitirmiştir. Bunlardan en önemlisi, 3167 sayılı Kanun'da kabul edilen "kusursuz sorumluluk" esasıdır. TCK genel hükümlerine göre suçun oluşması için "kasıt" veya "taksir" gerekirken, 3167 sayılı Kanun kusur aramaksızın ceza verilebilmesini öngörmekteydi.


1.1.2009 tarihi itibariyle oluşan bu yasal boşluk, o günlerde Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya ve Ceza Kanunu'nun tasarısının hazırlanmasında da görev alan Prof. Dr. Adem Sözüer tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen, ilerleyen tarihlerde konunun üstü her nedense kapatılmıştır. Oluşan yasal boşluğa rağmen verilmiş olan cezalar kaldırılmadığı gibi, mahkemeler yeni ceza vermeye devam etmiş, binlerce insanın hürriyetinin hukuksuzca bağlanmasına, hukuk adamları, barolar ve Yüksek Mahkeme maalesef seyirci kalmıştır. Önümüzdeki günlerde bu sebeple AİHM'de Türkiye aleyhine çok sayıda maddi ve manevi tazminat davası açılması beklenmektedir.


Uzun süre TBMM gündeminde bekleyen yeni Çek Kanunu'nun görüşmeleri ancak 14.12.2009 tarihinde tamamlanabilmiş ve 20.12.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 3167 sayılı eski Çek Kanunu'nda objektif (kusursuz) sorumluluk esasına göre "şekli suç" olarak düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçu, 5941 sayılı kanunda taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmış ve böylece suçun niteliği değişmiştir. Bu husus kanun metninde açıkça belirtilmemekle beraber (ki belirtilmesi de gerekli değildir, suçun manevi unsuru için TCK genel hükümlere bakılacaktır), gerekçede şu şekilde açıklanmaktadır:


" Söz konusu suçun oluşabilmesi için, çekin karşılığının, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak, yani en azından taksirle, ilgili çek hesabında bulundurulmaması gerekir. Anayasanın 38 inci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi bağlamında güvence altına aldığı kusursuz ceza olmaz kuralının gereği olarak, söz konusu suç, objektif (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olarak değil, en azından taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple, çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması halinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır."


Oysa Yargıtay Ceza Dairesi Başkanı aynı görüşte değildir! "Kaza geçirdim beraat, bu durumda yasa uygulanamaz" demektedir. Kanun koyucunun düzenlemesi Sayın Başkan tarafından maalesef uygun ve uygulanabilir bulunmamıştır. Türk Ceza Kanunu'nun "kusursuz suç olmaz" prensibinin ve yasama organının amacının hilafına, "bunları dikkate alamayız" demektedir Sayın Hakim! Demek oluyor ki, yasama organınca kabul edilen ve fakat uygulamasında güçlük olan yasalar bundan böyle yüksek mahkeme hakimleri tarafından münasip bir zamanda ele alınıp yorumlanacak ve belki de yasa metinlerinin bir kısmı yok sayılarak "uygulanabilir" hale getirilecektir. Böylece son rötuşları tamamlanan yasa ile insanların hürriyetleri bağlanmaya devam edilecektir! Bu uygulamayla Türk hukuk sistemi aynı zamanda "alternatif" bir "yasa koyucu"ya da kavuşmuş olacaktır.


Amacımız olayı karikatürize etmek değil, bir yılı aşkın süredir devam eden hukuksuzluğa yeni bir boyutun eklenmekte olduğuna dikkat çekmektir. 1.1.2009 tarihi itibariyle, ceza içeren hükümleri zımnen yürürlükten kaldırılmış olan 3167 sayılı Kanuna göre verilmiş bulunan cezaların hükümsüz kalmış olmasına rağmen binlerce insanın hürriyeti, hukuksuzca bağlanmış durumdadır. Yüksek Mahkemenin bu hukuksuzluğu sonlandırması beklenirken, yasa koyucunun açık muradına rağmen "bunları dikkate alamayız" şeklindeki bir "meydan okuma" yeni bir hukuk ihlalidir, yeni bir hukuk skandalıdır. Yasanın uygulamasında zorluk varsa çözümü yasa koyucu bulacaktır. Uygulayıcılar, "piyasa şartları" yahut "fiili zorluklar" sebebiyle ceza hukuku alanında yasaya ve yasa koyucunun amacına aykırı yorumla hukuku eğip bükemez! "Böyle yaparsak suç cezasız kalır" yorumuyla, yasal boşluğa rağmen ceza vermeye devam etmek, hukuk devletinin katledilmesidir. Hukuk devletinde hiçbir merci, TBMM'nin yasama yetkisine tecavüz edemez!


Bunca yıllık hukuk devletinde, hukukun alfabesini tartışıyor olmamız endişe vericidir.


Bitirirken, İtalyan ceza felsefecisi Carrera'yı anmalıyız… Diyor ki Carrera : "Bir tek kişinin bile hukuksuz yere hürriyetinin bağlanmasındansa, yüzlerce suçlunun dışarıda gezmesini yeğlerim". 



Mehmet EMANET / Hukuk Müşaviri



Yargıtay 160 bin ‘çek dosyasına’ isyan etti çözüm için yasa istedi


               Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı Mahmut Gül, mahkemelerdeki çek dosyalarının 1 milyonu aştığını, temyizdeki 160 bin çek davasını üç yılda zor bitirebileceklerini söyledi. Gül, “Bu davaların çoğu zamanaşımına uğrayacak. Zamanaşımının sorumlusu biz değiliz, çıkarılan yeni yasa” dedi.

ÇEK davalarına bakan Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı Mahmut Gül, mahkemelerdeki çek dosyalarının bir milyonu aştığını, temyizdeki 160 bin çek davasını ise üç yılda zor biterebileceklerini ve bu davalarının çoğunun zamanaşımına uğrayacağını bildirdi. Gül, Hürriyet’e, “Yeni Çek Yasası lehe hükümler getirdiği için zorunlu yasa bozması yapıyoruz. Zamanaşımının sorumlusu biz değiliz, çıkarılan yeni yasa” dedi.

Çözüm bulunmalı


Başkan Gül, dosyaların zamanaşımına uğramasının ve çek mağduriyetlerinin önlenmesi için karşılıksız çek vermenin idari yaptırıma bağlanmasını ya da Yargıtay’da sadece çek suçlarına bakacak ayrı bir daire kurulmasını önerdi. Gül, medyadaki, “Geciken adalet iflas ettiriyor” haberlerinin kendilerini çok üzdüğünü, bunların haksız değerlendirmeler olduğunu savunarak, şunları söyledi:

Bir haftada bir yıllık iş

Çok değerli 18 tetkik hakimi ve 7 Yargıtay üyesiyiz. Bu yıl 25 bin davayı sonuçlandırdı. Haftada 600-700 karar veriyoruz. Bu rakam çoğu Avrupa ülkesindeki yüksek mahkemelerin yıllık iş ortalamasının bile üzerinde. Yeni Çek Yasası’nda eskisine kıyasla, ‘suç unsurlarında, yaptırımlarında ve sorumluluklarında’ daha lehe düzenlemeler olduğu için zorunlu olarak her iki yasanın karşılaştırılması ve lehe olan yasanın uygulanması için ‘yasa bozması’ yapıyoruz.

Zamanaşımı kaçınılmaz

Yerel mahkemelerdeki çek dosyası sayısı bir milyonu aştı. 50 bini dairemizde, 110 bini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda sadece 160 bin çek dosyamız bulunuyor. Karar bozulduğunda da yeni karar verilmesi ve tekrar temyiz edileceği düşünüldüğünde mağduriyetler olacağı ve kararların zamanaşımına uğrayacağı kaçınılmazdır.

Suç olmaktan çıkarılsın, para cezası uygulansın

YARGITAY 10. Ceza Dairesi Başkanı Mahmut Gül, “Dairemizin öncelikli önerisi, çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluk suç olmaktan çıkarılarak, idari para cezasını veya idari tedbiri gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmelidir” dedi. Gül, mevcut uygulama devam edecekse, dosyaların zamanaşımına uğramaması isteniyorsa, Yargıtay’da bunun için ayrı bir Daire kurulmasını da önerdi.

ATO: Bankalar lahana yaprağı gibi çek defteri veriyor

ANKARA Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, bankaların çek defteri verme konusunda hiçbir sorumlulukları bulunmamasını eleştirerek, “Bankalar çek yaprağını, lahana yaprağına dönüştürdü” dedi. Sivrihisar’dan Ankara’ya yürüyen çek mağdurlarını temsilen bir grup, Sinan Aygün’ü ziyaret ederek, destek olmasını istedi. Ceza mahkemelerinde 3167 sayılı Çek Kanunu ile ilgili açılan davalar konusunda bilgi veren Aygün, 2002-2008 dönemini kapsayan 7 yılda karşılıksız çek konusunda 991 bin 697 dava açıldığını belirterek, bu davalarda toplam 1 milyon 104 bin 926 kişinin sanık olduğunu kaydetti. Aygün, bu dönemde karşılıksız çek suçundan 712 bin 807 kişinin mahkum olduğunu bildirdi. Bu konuda hükümetin de açmazda kaldığını bildiğini belirten Aygün, parası olmadığı için çekini ödeyemeyen kişilerden devletin ayrıca para cezası almasını da eleştirdi. Aygün’ü ziyaret gelen çek mağdurları ise son yaşanan ekonomik kriz sonucunda karşılıksız çek nedeniyle adli para cezası mağduru binlerce kişi oluştuğunu belirterek, bu konunun asıl mağdurlarının sokağa ve evlerinden dışarıya çıkamayan ve kaçak durumunda bulunanlar olduğunu anlattı.

Ankara’ya yürüdüler

Karşılıksız çekler konusunda yaşananları protesto etmek için Ankara’ya yürüyen arkadaşlarının yarın saat 10.00’da Abdi İpekçi Parkı’nda bir basın açıklaması yapacağını anlatan mağdurlar, mahkemelerde verilen farklı kararları da eleştirdi. Kimi mahkemelerin berat verirken, kimilerinin hapis cezası kararı vermelerinden yakınan mağdurlar, 3167 sayılı çek yasasının yeniden düzenlenmesini ve adli para cezasının hapse dönüştürülmesinin önüne geçilmesini istedi.



Oya ARMUTÇU
ANKARA  

YARGITAY: EYLEM SUÇ KAPSAMINDA DEĞİL










Yargıtay cezayı bozdu: ‘Çakma’ ürün satmak ‘suç’ değil

 ANTALYA'da taklit markalı ürün satan M.K.'ye yerel mahkeme tarafından verilen 19 ay hapis cezası, zamanında düzenleme yapılmadığı için Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) ‘Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez’ hükmü uyarınca Yargıtay tarafından bozuldu. Özel kanundaki cezanın TCK'da düzenlenmemesi nedeniyle Yargıtay'ın bu kararı verdiğini belirten sanık avukatı Cengizhan Gököz, bu karar ışığında birçok suçun cezasız kalabileceğini dile getirdi.

Dünyaca ünlü bir markanın ürettiği çantaların taklidini satmaktan dolayı 2006 yılında Antalya 3'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan M.K., 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uyarınca ‘marka hakkına tecavüz’ suçundan 19 ay hapis cezasına çarptırıldı. Taklit markalı yaklaşık 500 çantaya ise el konuldu. M.K.'nın avukatı Cengizhan Gököz, temyiz için Yargıtay'a başvurdu.

YARGITAY: EYLEM SUÇ KAPSAMINDA DEĞİL
Dosyayı görüşen Yargıtay 7'nci Ceza Dairesi, sanığa yöneltilen eylemin suç olmadığına karar verdi. İsnat edilen suçla ilgili eylemin 01.01.2009 tarihinden itibaren suç olmaktan çıktığına dikkat çekilen Yargıtay kararında, “5252 sayılı (TCK'nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun) kanunun birinci maddesi ile TCK'nın 2'nci maddesi ve 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5'nci maddesi birlikte değerlendirildiğinde; 556 sayılı KHK'nın suç tanımlayan hükümlerinin tümüyle zımmi olarak ilga edildiğinin (örtülü olarak yürürlükten kaldırıldığının) kabulü gerekmektedir. Bu hukuki değerlendirmeye göre atılı eylem 556 sayılı KHK hükümleri kapsamında suç oluşturmayacaktır” denildi.

Aynı tarih itibariyle bu tür eylemler nedeniyle el konulan eşyaların da suç konusu olmaktan çıktığı belirtilerek, “Söz konusu eşyaların bulundurulmasını bizatihi suç sayan herhangi bir yasa hükmü de bulunmamaktadır” ifadesine yer verildi.

Kararda, KHK hükmüyle getirilen düzenlemenin Türk Ceza Kanunu'nun 2'nci maddesinde yer alan ‘Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz’ hükmü kapsamında değerlendirildiğinde kanunilik ilkesine uygun bulunmadığı kaydedildi. Anayasa Mahkemesi'nin KHK hükmüyle suç ve ceza getirilemeyeceğine yönelik hükmünü de hatırlatan Yargıtay 7'nci Ceza Dairesi, ortada bir suç olmadığına karar verdi. Yerel mahkemenin sanığa verdiği 19 aylık hapis cezasını bozan Yargıtay 7'nci Ceza Dairesi, ayrıca ortada suç oluşturan bir fiil olmadığı gerekçesiyle sanığın beraat etmesi ve el konulan eşyanın da iade edilmesi gerektiğini belirtti.

HAKSIZ KAZANÇ CEZASIZ KALABİLECEK Yargıtay'ın verdiği kararı değerlendiren avukat Cengizhan Gököz, “5252 sayılı kanunun geçici maddesinde, özel ceza kanunlarındaki suçların en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanacağı belirtilmiş, yasada öngörülen süre dolmasına rağmen yasa koyucu tarafından uzatılmamıştır. Bu şu anlama gelmektedir; Bazı özel kanunların ceza içeren hükümleri 31 Aralık 2008 tarihine kadar Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmediği için 01.01.2009 tarihinden itibaren bu tür eylemler suç olarak kabul edilmemektedir” diye konuştu.

Yargıtay'ın bu kararına göre başkasına ait markaları taklit ederek haksız kazanç sağlayanlara herhangi bir ceza verilemeyeceği gibi, diğer özel yasalardaki ihlallerden dolayı ceza verilmesinin de mümkün olmayabileceğini dile getiren Cengizhan Gököz, “31.12.2008 tarihine kadar düzenleme ve değişiklik yapılmadığı için artık bu durumun sorumluluğu yasa koyucunun, daha doğrusu meclisin üzerindedir” diye konuştu.

Bu kararın yorumundan, bazı özel kanunlardaki cezaların TCK'da düzenlenmemesi nedeniyle suçluların yargılamadan kurtulabileceği kaygısı taşıdıklarını söyleyen Gököz, “Örneğin hintkeneviri yetiştiren biri bu noktada cezasız kalabilecek. Karşılıksız çek veren bir kişinin bu eylemi cezasız kalabilecek. Tarihi yerlere ev yapan bir kişi ceza almayabilecek” dedi.

7'nci Ceza Dairesi'nin kararı, yerel mahkemede görüşülecek. Yerel mahkemenin kendi verdiği kararda direnmesi durumunda dosya, Yargıtay Genel Kurulu'nda görüşülecek.
Teslime TOSUN/ ANTALYA, (DHA)

ÇEK KARNESİNİ GERİ VERMEME FİİLİ İLE İLGİLİ YARGITAY KARARI

Daire:10
Tarih:2010
Esas No:2007 / 25198
Karar No:2010 / 3105
Kaynak:YKD 2010 / 3. sayı
İlgili Maddeler:TCK 2
İlgili Kavramlar:ÇEK KARNESİNİ GERİ VERMEME FİİLİ - SUÇUN KANUNİLİĞİ ve LEHE KANUN
Çek karnesini iade etmemek suçundan sanık Ufkun hakkında ( Ankara Yedinci Sulh Ceza mahkemesi )’nce yapılan yargılama sonucu, 16.05.2006 tarihinde 2006 / 305 esas ve 2006 / 500 karar sayı ile kurulan ceza tertibine yer olmadığına hükmünün Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 06.12.2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü; 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış ve çek defterini geri vermeme fiili suç olmaktan çıkarılmış olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek , sanığın beraatine karar verilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı Gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, Hükmün ( BOZULMASINA), 15.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Çek karnesini iade etmemek suçundan sanık Ufkun hakkında ( Ankara Yedinci Sulh Ceza mahkemesi )’nce yapılan yargılama sonucu, 16.05.2006 tarihinde 2006 / 305 esas ve 2006 / 500 karar sayı ile kurulan ceza tertibine yer olmadığına hükmünün Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 06.12.2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü;
20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış ve çek defterini geri vermeme fiili suç olmaktan çıkarılmış olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek , sanığın beraatine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı Gerektirmiş, Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, Hükmün ( BOZULMASINA), 15.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


adalet.org

10. CEZA DAİRESİ BAŞKANINDAN FLAŞH FLAŞH!


KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇU KAST, EN AZINDAN TAKSİR OLMADAN OLUŞMAZ.
 
AÇIKLAMA 10. CEZA DAİRESİ BAŞKANINDAN GELDİ.

“Karşılıksız çek suçu objektif bir suç değildir. Biz henüz bu konuda bir karar vermedik, bu konuya ilişkin önümüze bir dosya gelmedi. 5941 sayılı yasadaki karşılıksız çek suçu kast veya taksir olmadan oluşmaz, en azından taksir olmalı. Yeni çek yasasındaki suçu biz  şekli suç olarak yorumlayamayız, şekli suç 5237 sayılı Türk Ceza Yasasına aykırıdır.”
Bu açıklamayı 10 .Ceza dairesi başkanı Mahmut Gül yaptı. KOSİAD’ın hazırladığı yeni kitap, YENİ ÇEK YASASI YORUMLAR UYGULAMALAR KİTABI Mahmut Gül’e gönderilmişti. Başkan kitabın sonunda yer alan, Mehmet Emanet tarafından yazılan  “HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜ, YARGITAY’IN ÜSTÜNLÜĞÜMÜ?”  yazısında kendisine yöneltilen eleştiriler üzerine bu açıklamayı yaptı.
Yargıtay 10. Ceza Dairesi  Başkanı Mahmut Gül’ün bu açıklamayı Dünya Gazetesine yapması için girişimde bulunduk ve önümüzdeki günlerde Dünya Gazetesi ile başkanı bu konuda görüştüreceğiz.
KESİN OLAN ŞU:
YARGITAY KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINDA  KUSURLULUK ARAYACAK.
Çek Yasası ile ilgili Anayasa Mahkemesinin önünde iki yol var.
Yasayı iptal etmek,
İptal istemini ret etmek ve,
 Ret gerekçesinde yapacağı yorumla adli yargıya yön vermek. Yasadaki suçun kast ile işlenebileceğini, bu nedenle anyasadaki” yerine getirememe”, protokoldeki “inability” kavramları ile yasanın çelişmediğini söylemek.
Bu durumda mahkemeler karşılıksız çek suçlarının oluşumunda kast unsurunu aramak zorunda kalacaklardır.
ANANAYASA MAHKMESİNİN KARARI İLE UYGULAMA DEĞİŞECEKTİR.
Anyasa Mahkemesinin yasadaki suçun oluşmasının kasta bağlı olduğunu açıklaması  Yargıtayın tutumunu değiştirecektir. Yargıtayın suçun oluşumunun kasta bağlı olduğuna hükmetmesi durumunda bütün dosyalar sil baştan ele alınmak zorunda kalacaktır. Bu da yargının kilitlenmesi ve dosyaların zaman aşımınına uğraması demektir. Bu durumda  meclis yeni bir düzenleme yapmak zorunda kalacaktır.
KOSİAD olarak kitapların yüksek yargı üylerine ulaşmasını sağlamaya çalışmamız, kitapları bütün il adliyelerinde dağıtmamız olası ret kararını etkilemek, yüksek yargı üyelerine, Anayasa Mahkemesi Raportörlerine kaynak sunmak içindir.
Karşılıksız Çek SAVUNMA kitabında neler var? Kitapta kimlerin yazıları var?
Prof. Dr. Hayri Domaniç,
Sami Selçuk,  Yargıtay Onursal Başkanı,
Hikmet sami Türk,  eski Adalet Bakanı,
Doç. Sesim Soyerin yazıları ve birçok başka yorum, yazı kaynak var.
YENİ KİTAPTA KİMLERİN YAZILARI VAR,
Tayyyar Cem Eralp, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı,
Prof. Dr. İzzet Özgenç, çek yasasının mimarlarından, suçun oluşumunu kasta bağlıyor,
Dünya Gazetesinde çıkan Ankaralı Hukukçunun yazısı
Yargıtay kararları  ve birçok belge bilgi var kitapta.
Her iki kitapta yüksek yargı üyelerine gönderiliyor, adliyelerde dağıtılıyor.
KOSİAD DOĞRU YOLDA, EMİN ADIMLARLA İLERLİYOR.

Av Rahmi Ofluoğlu

http://rahmiofluoglu.wordpress.com/ 

Aşağıdaki linkten kitabı okuyabilirsiniz 

KARŞILIKSIZ ÇEK SAVUNMA 

Yargıtay'da 729 bin 706 dosya bekliyor


YENİ adli yıl bugün başlarken 2008'den 2009'a devreden dosya sayısı 729 bin 706'ya ulaşan Yargıtay Başkanlığı, artan iş yüküne çözüm istedi. 2008'e ait Yargıtayı Faaliyet Raporu'nda, Yargıtay'daki iş yüküne dikkat çekildi.

Rapora göre, 2007'den 2008'e devreden dosyalarla birlikte iş yükü hukuk dairelerinde yüzde 5, ceza dairelerinde yüzde 26, Başsavcılık'ta da yüzde 16 oranında arttı. 2008'den 2009'a da kurullarda 190, hukuk dairelerine 120 bin 97, ceza dairelerine 242 bin 454, başsavcılıkta 366 bin 965 dosya devretti. Raporda, Yargıtay'daki dosya sayısındaki artışın, çözüme kavuşturulması gereken en büyük sorun olduğu vurgulanarak, bir an önce önlem alınması istendi. Raporda, "Bu temel sorunun çözümü için yapısal değişikliklerin yanında, fiziki, mali ve insan kaynaklarının yetersizliklerinin giderilmesi gerekmektedir" denildi. Bilindiği gibi Hükümet'in 'Yargı Reformu Stratejisi ve Eylem Planı'nda Yargıtay'daki iş yükünün azaltılması Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulması öngürülüyor. Bu mahkemelerin kurulması için Yargıtay Kanunu'nda değişiklik yapılması gerekiyor. Öte yandan, yargıda 'toplu izin kullanımı' anlamına gelen ve 1 Ağustos Cumartesi günü başlayan adli tatilin sona ermesi nedeniyle bugün Yargıtay Konferans Salonu'nda tören düzenlenecek. Törende, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok birer konuşma yapacak. Gerçeker ve beraberindekiler, daha sonra Anıtkabir'i ziyaret edecek ve akşam da TBMM'de 'Adli Yıl Açılış Kokteyli' verilecek.

SABAH

Çek kanununa Yargıtay'dan destek



Çek kanununa Yargıtay'dan destek

Karşılıksız çeklerle ilgili kanun taslağına Yargıtay da destek


Yargıtay, ''çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluğun suç olmaktan çıkarılarak, bu durumun, ''idari para cezası'' veya ''idari tedbiri gerektiren bir kabahat'' ya da her iki unsuru kapsayacak şekilde düzenlenmesini istedi.

Yargıtay Başkanlığı, ticari yaşamı önemli ölçüde etkileyecek düzenlemeler içeren Çek Kanunu Tasarısına ilişkin görüşünü, TBMM Adalet Komisyonuna iletti. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in imzasını taşıyan 9 sayfalık yazıda, tasarının genel olarak ''olumlu'' bulunduğu belirtildi.

Yargıtayın ''öncelikli ve birinci'' önerisi, karşılıksız çek suçlarına ilişkin oldu. Karşılıksız çek suçlarının gerçek ve tüzel kişilerin ticari ilişkilerinden kaynaklanan ve edimin yerine getirilmesine yönelik yaptırımları içerdiği belirtilen yazıda, ''Bir ticari ilişkiden kaynaklı borcun yerine getirilmemesi ve suç olarak tanımlanması mümkün görülmemektedir. Suç genel teorisindeki sorumluluk esaslarına aykırı bir şekilde suç tipi tarif edilmektedir. Karşılıksız çıkan çek nedeniyle milyonlarca şikayet ve soruşturma sonucu kamu davası açılmaktadır. Bu durum Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin ağır iş yükü altında kalmasına sebebiyet vermektedir. Bu nedenle çekin karşılıksız çıkması ile ilgili sorumluluk, suç olmaktan çıkarılarak idari para cezasını ve/veya idari tedbiri gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmelidir'' denildi.

İLERİ TARİHLİ ÇEKLERE DÜZENLEME İSTEĞİ

Tasarıya konulacak geçici bir hükümle, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenecek çekler açısından ileri tarihli çekin yasaklanmasını isteyen Yargıtay, yazısında şu görüşlere yer verdi:

''Zira, ileri tarihli çek uygulaması çekin işlerliği ve güvenirliğini ortadan kaldıran bir uygulamadır. Türkiye;de yanlış yerleşmiş bir teamüldür. Vadeli ödeme seçeneğini kabul eden kişilerin başvuracağı ödeme aracı çek olmamalı; bono ile bu amaç sağlanmalıdır. Çekin para gibi seri ve güvenli bir ödeme aracı haline getirilmesi, ancak buna her ne koşulda olursa olsun olanak sağlamak yerine kural olarak ileri düzenleme tarihli çekin düzenlenmesinin yasaklanması ve bu kanunun korumasından yararlanılamaması ile mümkündür. Piyasalarda en çok mağduriyete yol açan da ileri tarihli çeklere cevaz verilmesidir.''

''YANLIŞI, YANLIŞLA DÜZELTMEK OLANAKLI DEĞİLDİR''

Yargıtay, tasarıda yer alan ''bu yılın sonuna kadar üzerine yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazının geçersiz olacağına'' ilişkin düzenlemeye de karşı çıktı. Yargıtay yazısında şunlar kaydedildi:

''Oysa '31 Aralık 2009 tarihinden sonra üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce bankaya ibraz edilen çeklerin bankaya ibrazı halinde bunların çek hukukundan kaynaklanan bir hak bahşetmeyeceği ve bu tür çeklerin düzenleme tarihinin gerçeği yansıtmadığının üzerine işaretleneceği, çek vasfını yitireceği; düzenlemesi getirilerek bunların tedavülünün önlenmesi sağlanmalıdır. Böylece ileri tarihli çekler kabul görmeyecek ve zamanla bu sorun ortadan kalkacaktır. İleri tarihli çek alanlarsa bu müeyyideyi bilerek zamanı gelmeden ibrazı yoluna gitmeyecek, düzenleme tarihine göre ibraz süresi içinde ibraz ederek yasanın getirdiği olanaklardan yararlanacaktır. Bu yaklaşım benimsenmezse, çek, gerçek anlamını yitiren ve çek garantilerini taşıyan bono vasıflı bir belgeye dönüşen, hukuki dolanma yollarının açık hale getirildiği kambiyo hukukunun mantık ve amacıyla da çelişen kendine özgü bir belge niteliğine bürünür. Durum bu olunca, hukuken düzenlenen gerçek anlamdaki çekle ilgili düzenlemelerin bir caydırıcılığı ve garantörlüğü kalmaz. Unutulmamalıdır ki yanlışı yanlışla düzeltmek hiçbir koşulda olanaklı değildir. Tasarı bu haliyle 31 Aralık 2009 tarihinden sonra ileri tarihli çeklerin tedavülde olmasına ve Çek Kanunu korumasından yararlanmasına olanak sağlayacaktır, ki bu kabul edilemez.''

TASARI, YARIN ALT KOMİSYON GÜNDEMİNDE

Yargıtayın görüşünü bildirdiği tasarı, yarın AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü başkanlığında toplanacak olan TBMM Adalet Alt Komisyonunda ele alınacak.

Alt komisyonun çalışmalarını tamamlamasının ardından, karşılıksız çek suçundan cezaevlerinde bulunan çok sayıda kişi ile ailelerinin, ''af'' düzenlemesiyle bir an önce yasalaşmasını beklediği tasarı, 11 Haziran Perşembe günü TBMM Adalet Komisyonunda görüşülecek.

Tasarıda yer alan bazı düzenlemeler şöyle:

-Karşılıksız çek veren kişi hakkında, hamilin şikayeti üzerine her bir çekle ilgili olarak 1500 güne kadar adli para cezasına hükmolunacak.

-Hamiline düzenlenecek çekler, açıkça ayırt edilebilecek biçimde bastırılacak.

-Karşılıksız çek bedelini düzenleme tarihine göre kanuni ibraz tarihinden itibaren işleyecek faizle tamamen ödeyen kişi hakkında, ''soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasında mahkeme tarafından davanın düşmesine, mahkumiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına'' karar verilecek.

-Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağıyla ilgili bankaya gerçek dışı beyanda bulunan kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.

-Bankalar, 2009 yılı sonuna kadar müşterilerine yeni çek defterleri verecek ve eski çek defterlerini imha edecek.

Yargıtay İçtihatları





YARGITAY 10. CEZA DAİRESİNİN 2009 YILINDA VERDİĞİ KARARLARA ÇELİŞEN 2008 YILINDA VERDİĞİ ADLİ PARA CEZASI 31.12.2008 YILINA KADAR UYGULANABİLİR İÇTİHATI.... T.C. YARGITAY 10. Ceza Dairesi
Esas No: 2008/5471
Karar No: 2008/6058
Tebliğname No: K.Y.B./2008-31287

TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN YARGITAY KARARI
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanıK ....3167 sayılı Kanun'un 16/1 ve 5237 sayılı TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 2.375,-YTL cezası ile cezalandırılmasına ilişkin NIGDE 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.11.2007 gün ve 2007/473 esas, 2007/700 karar sayılı hükmüne karşı Yüksek Adalet Bakanlığının Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 31.01.2008 gün ve 2008/6436 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.03.2008 gün ve 2008/31287 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, "Sanığın eyleminin karşılıksız çek keşide etmek olduğu, 4814 sayılı Kanunla değişik 3167 sayılı Kanun'da hapis cezası kaldırılarak çek bedeli kadar para cezası verilebileceğinin öngörüldüğü, bu hususta başka bir yaptırım getirilmediği, çek bedelinin sanık lehine Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesinin uygulanması konusunda hakimin takdir hakkının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde indirim yapılmasında isabet görülmemiştir." denilerek, anılan hükmün bozulması istenmiştir.
Karşılıksız çek keşide etmek suçunu düzenleyen 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu arasındaki ilişki, bir özel, genel kanun ilişkisidir.
5237 sayılı TCK'nın 5. maddesinde, Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" hükmü öngörülmekte olup; 3167 sayılı Kanun'da da, 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca 31.12.2008 tarihine kadar uygulanabilir, 5237 sayılı TCK'nın genel hükümlerinin ya da 62. maddesinin uygulanmayacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. 3167 sayılı Kanun'un 16/1. maddesinde öngörülen, çek bedeli kadar para cezası verileceği hükmü, temel cezanın ne şekilde belirleneceğini düzenlemekte ve temel cezanın, 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim nedenlerine dayanılarak indirilmesine engel oluşturmamaktadır.
Belirtilen nedenlerle yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 14.04.2008 tarihinde oy birliği ile karar verildi,

Başkan Üye Üye Üye Üye
Refik O.Yılmaz Ali Emel Osman
DİZDAROĞLU ÇAMLIBEL KINACI ÖZGAN BAŞ


===================================================================






Daire:10
Tarih:2008
Esas No:E:2006/5800
Karar No:K:2008/9286
Kaynak:T:09.06.2008
İlgili Maddeler:5271 s. Yasa m. 195,, 3167 s. Yasa m. 16/3
İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK

T.C.
YARGITAY
10. Ceza Dairesi

KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK

5271 s. Yasa m. 195
3167 s. Yasa m. 16/3
1136 s. Yasa m. 164

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Recep …….. hakkında ANTALYA 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda 24/03/2004 tarihinde 2003/72 esas ve 2004/492 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 25/04/2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1-Antalya E Tipi cezaevi müdürlüğünün 10/12/2003 tarihli yazısına göre 27/08/2003 tarihine kadar başka suçtan cezaevinde tutuklu bulunan sanığa CMUK’nın 225.(CMK’nın195) maddesi gereğince açıklamalı davetiye tebliği edilmeden; sanığın iş yerinde birlikte çalışan kişiye 07/06/2003 tarihinde yapılan usulsüz tebligata dayanılarak ve bu nedenle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak mahkumiyet hükmü kurulması,
2-Sanık hakkında çek hesabı açtırma yasağı kararı verilirken uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi,
3-Kabule göre;
a-Hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2.maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8.maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
b-4814 sayılı Kanunla değişik 3167 sayılı Kanun’un 16/3.maddesinde öngörülmediği halde, sanığın” çek keşide etmekten” de yasaklanmasına karar verilmesi,
c-1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanunun 77.maddesi ile değişik 164/son maddesi yanlış yorumlanarak, avukatlık ücretinin katılan yerine davanın tarafı olmayan “katılan vekili” lehine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istek gibi BOZULMASINA, 09/06/2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



===================================================================








BAŞKA SUÇTAN CEZAEVİNDE TUTUKLU BULUNAN SANIĞA AÇIKLAMALI DAVATİYE TEBLİĞİ EDİLMEDEN KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇUNDAN HÜKÜM KURULMASI

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2006/5800
Karar No:2008/9286
Kaynak:MAHKEME DOSYASI
İlgili Maddeler:CMK 195, 3167 SY 16/3, 1136 SY 164/SON
İlgili Kavramlar:BAŞKA SUÇTAN CEZAEVİNDE TUTUKLU BULUNAN SANIĞA AÇIKLAMALI DAVATİYE TEBLİĞİ EDİLMEDEN KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇUNDAN HÜKÜM KURULMASI..

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Recep …….. hakkında ANTALYA 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda 24/03/2004 tarihinde 2003/72 esas ve 2004/492 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 25/04/2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1-Antalya E Tipi cezaevi müdürlüğünün 10/12/2003 tarihli yazısına göre 27/08/2003 tarihine kadar başka suçtan cezaevinde tutuklu bulunan sanığa CMUK’nın 225.(CMK’nın195) maddesi gereğince açıklamalı davetiye tebliği edilmeden; sanığın iş yerinde birlikte çalışan kişiye 07/06/2003 tarihinde yapılan usulsüz tebligata dayanılarak ve bu nedenle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak mahkumiyet hükmü kurulması,
2-Sanık hakkında çek hesabı açtırma yasağı kararı verilirken uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi,
3-Kabule göre;
a-Hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2.maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8.maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
b-4814 sayılı Kanunla değişik 3167 sayılı Kanun’un 16/3.maddesinde öngörülmediği halde, sanığın” çek keşide etmekten” de yasaklanmasına karar verilmesi,
c-1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanunun 77.maddesi ile değişik 164/son maddesi yanlış yorumlanarak, avukatlık ücretinin katılan yerine davanın tarafı olmayan “katılan vekili” lehine hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istek gibi BOZULMASINA, 09/06/2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.







ÇEKTE VERGİ KİMLİK NUMARASI

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2006/5526
Karar No:2008/9557
Kaynak:MAHKEME DOSYASI
İlgili Maddeler:3167 SY 4814 SY YASA İLE DEĞİŞİK 3 VE 5. MAD.
İlgili Kavramlar: ÇEKTE VERGİ KİMLİK NUMARASI

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Tahir ……. Hakkında ANTALYA 3.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 26/05/2004 tarihinde 2003/1246 esas ve 2004/540 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 19/04/2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1-28/02/2003, 17/03/2003, 31/03/2003, 15/04/2003 ve 19/08/2003 keşide tarihli suça konu çeklerin Mümtaz Deri Sanayi Ticaret Limited Şirketine ait hesaptan sanık tarafından keşide edildiği, ancak dosya içinde mevcut bulunan yetki belgesine göre sanığın 28/01/1994 tarihinden itibaren 5 yıl süre ile anılan şirketi temsile yetkili olduğu anlaşılmakla, keşide tarihleri itibariyle (çekler ileri tarihli düzenlenmiş ise gerçek keşide tarihleri itibariyle) sanığın hesap sahibi şirket adına çek keşide etme yetkisi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
2-3167 sayılı Kanunun 4814 sayılı Kanunla değişik 3.maddesinin 2.fıkrası ile 5.maddesinin 1 ve 2.fıkralarına, ayrıca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanarak 09/04/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2003/1 sayılı Tebliğin geçici 2.maddesine göre ;4814 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08/03/2003 tarihinden önce veya sözü edilen Tebliğin yayımını izleyen 3.ayın sonu olan 31/07/2003 tarihine kadar düzenlenmiş çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olmasının “ çekin geçerliliğini etkilemeyeceği”,31/07/2003 tarihinden sonra düzenlenen çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olması durumunda ise “çekin geçerli olmayacağı” kabul edildiğinden; keşide tarihi 19/08/2003 olan ve üzerinde vergi kimlik numarası bulunmayan 3695914 seri numaralı çekin, belirtilen dönemde ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediği ve muhatap banka tarafından sanığın elindeki çek defterinin yenisi ile değiştirilip değiştirilmediğinin araştırılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı biçimde karar verilmesi,
3-Kabule göre; hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2.maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8.maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 10/06/2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.





===================================================================

TEKERRÜR

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2008/7937
Karar No:2008/8467
Kaynak:özel arşiv
İlgili Maddeler:3167 s.yasa 16/1 ve geçici 1.
İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ ÇEK VE TEKERRÜR

sanığın mükerrir olduğundan bahisle HAPİS cezasına hükmedilmiş ise de;3167 sayılı yasanın 4814 sayılı kanunla eklenen geçici 1.maddesinin 2.fıkrasında "bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen karşılıksız çek keşide etme suçu hakkında 3167 sayılı kanunun bu kanunla değiştirilen 16.maddesinin 1.fıkrasının son cümlesi uygulanmaz" hükmüne yer verildiği,somut olayda ise tekerrüre esas alınan suçun ve sanığın sabıka kaydında yer alan diğer suçların işlenme tarihlerinin 4814 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 08/03/2003 tarihinden önce olmaları sebebiyle tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetilmeden çek bedeli kadar adli para cezası yerine hapis cezasına hükmedilmesinde isabet görülmemiştir... denilerek anılan hükmün bozulması istenmiştir.
Kanun yararına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden hükmün CMK.nun 309/3.maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı kanunun 309/4.fıkrasının d bendinin verdiği yetkiye dayanılarak hüküm fıkrasından "sanığın 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına" ilişkin bölümünün çıkartılmasına, yerine sanığın 3167 sayılı yasanın 16/1.maddesi gereğince çek bedeli kadar.... adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 26/05/2008 tarihinde oy birliği ile karar verildi.


===================================================================

AÇTIRMASININ " yerine " ÇEK HASABI AÇMASININ

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2006/14821
Karar No:2008/13377
Kaynak:MAHKEME DOSYASI
İlgili Maddeler:3167 SK 16/3, 7201 SK 35
İlgili Kavramlar:Sanığın " çek hesabı AÇTIRMASININ " yerine " ÇEK HASABI AÇMASININ " yasaklanmasına karar verilmesi.


Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Suat …… hakkında ANTALYA 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 06/07/2004 tarihinde 2004/147 esas ve 2004/911 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzeltilerek onama isteyen tebliğnamesi ile 12.12.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanığın yokluğunda verilen kararın, doğrudan Tebligat Kanunu’nun 35.maddesi uyarınca tebliği edildiğinin anlaşılması karşısında; usule aykırı olarak verilmiş olan temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar kaldırılarak, asıl karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının ; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2.maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8.maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
2- Sanık hakkında çek hesabı açtırma yasağı kararı verilirken uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi,
3- Sanığın “ çek hesabı açtırmasının “ yerine “ çek hesabı açmasının “ yasaklanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğunda hükmün CMUK’nun 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, bu durumların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;
1- Hükmolunan sonuç ağır para cezasının 3.000 YTL olarak belirlenmesi ve adli para cezasına dönüştürülmesi,
2- Hüküm fıkrasındaki çek hesabı açtırma yasağına ilişkin bölümde yer alan “ 1 SENE” ibaresinden önce gelmek üzere “ 3167 SAYILI KANUN’UN 16/3.MADDESİ GEREĞİNCE “ibaresinin eklenmesi ve “ AÇMASININ “ ibaresinin “ AÇTIRMASININ “ biçiminde değiştirilmesi, Suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.09.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


===================================================================

ÇEK KOÇANLARININ İADESİ

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2008/4326
Karar No:2008/8897

Kaynak:
İlgili Maddeler:CMK 174
İlgili Kavramlar:Çek koçanları ve İddianamenin iadesi
Sulh ceza mahkemesince iddianamenin iadesi üzerine yapılan itiraz , Asliye ceza mahkemesince reddedilerek dosya eksikliklerin ikmali için Cumhuriyet Savcılığına gönderilmiş, eksikliklerin ikmali ile tekrar Sulh ceza mahkemesine açılan kamu davasında eski iade kararı aynı nedenlerle tekrar verildiğinden , Sulh Ceza mahkemesinin kararına yapılan itiraz yeniden reddedilerek Savcılığa gönderilmiştir.İkinci itiraza red kararına yapılan yazılı emir başvurusu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılının talebbine aykırı şekilde sonuçlandırılmıştır;

Karar: Asliye ceza mahkemesince itirazın ilk reddi ile karar kesinleşmiş olmakla, C. savcılığınca eksiklikler ikmal edilerek kamu davası açılmak gerekir.
İhtilaf: 3167 sayılı kanun 13/1 uyarınca bankanın koçanların iadesine yönelik tebliğ evrakının soruşturma dosyasında bulunup bulunmayacağına yöneliktir.Aynı dairece çek koçanını iadeye yönelik banka tebliğ evrakının suçun subutuna yönelik olmadığına dair karar verilmiştir. (2007/693 esas, 2007/7075 karar)



KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇUNDA; ŞİRKET VE ŞİRKET YETKİLİSİ HAKKINDA AYRI AYRI HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2007/473
Karar No:2008/15129
Kaynak:MAHKEME DOSYASI
İlgili Maddeler:3167 SY 16/1-2-3
İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇUNDA; ŞİRKET VE ŞİRKET YETKİLİSİ HAKKINDA AYRI AYRI HÜKÜM KURULMASI GEREKTİĞİ.

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanıklar Nedim ……ve Selçuk İnşaat, Ticaret, Taahhüt ve Turizm Limitet Şirketi hakkında ANTALYA 3.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 22/12/2004 tarihinde 2004/277 esas ve 2004/934 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın onama isteyen tebliğinamesi ile 17/01/2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Sanıklar Nedim …… ve Selçuk İnşaat, Ticaret, Taahhüt ve Turizm Limited Şirketi hakkında kamu davası açıldığı ve gerekçeli karar başlığında her iki sanık da gösterildiği halde, adı belirtilmeden ve bu nedenle infazda tereddüt oluşturacak şekilde bir sanık hakkında mahkumiyet hükmü kurulması,
2- Suça konu çek “08/12/2003” tarihinde ibraz edildiği halde, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin yanlış yazılması,
3- Kabule göre de; hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2. maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8. maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün BOZULMASINA, 20/10/2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.




AVUKAT VEKALET ÜCRETİ

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2006/2866
Karar No:2008/3347
Kaynak:Özel Arşiv
İlgili Maddeler:Avukatlık Kanunu 164
İlgili Kavramlar:Vekalet Ücreti

Karşılıksız çek keşide etme suçunda sanık M... İ.... hakkında D.Bakır (). Asliye Ceza Mahkemsi'nce yapılan yargılama sonucu 23.02.2004 tarihinde 2001/849 Esas ve 2004/180 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 07.03.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
Gereği Görüşülüp Düşünüldü:
1- 3167 sayılı kanuna 4814 sayılı kanun ile eklenen 16/b maddesinin 4. Fıkrası uyarınca CMUK 225. maddesinin uyarısını taşıyan davetiyenin sanığın bulunduğu yer mahkemesine yazılacak 'istinabe talebi' üzerine bu mahkeme tarafından düzenlenip tebliğe çıkarılması gerekirken; yargı çevresi dışında bulunan sanığa, doğrudan davetiye tebliğinin usulsüz olduğu gözetilmeden hüküm kurulmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
2-Kabule göre de;
a) Sanık hakkında suça konu 30.04.2001 keşide tarihli 81691 seri numaralı çek hakkında hüküm kurulurken, hükmün esasını oluşturan kısa karar da doğru olarak çek bedeli kadar para cezasına hükmedildiği halde, gerekçeli karar da çek bedeli olan denilmesinden sonra 280.000.000 TL ağır para cezası yerine, 10.414.380.000 TL ağır para cezasına hükmedilmesi,

b) Hükmün esasını oluşturan kısa kararda 300.000.000 TL vekalet ücretine hükmedilmesine karşın, gerekçeli kararda 200.000.000 TL vekalet ücretine hükmedilmesi,

c) Hüküm tarihinde yürülükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret tarifesinin 13. maddesi uyarınca, tarifeye göre belirlenecek vekalet ücretinin hükmolunan para cezasını geçemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,

d) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı kanunun 77.maddesi ile değişik 164/son maddesi yanlış yorumlanarak, avukatlık ücretinin katılan yerine davanın tarafı olmayan "katılan vekili" lehine hükmedilmesi,

Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün istek gibi BOZULMASINA, 03.03.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


===================================================================

DAVETİYENİN NEREYE GÖNDERİLECEĞİ

Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2007/6711
Karar No:2008/16830
Kaynak:MAHKEME DOSYASI
İlgili Maddeler:CMK 195, TEBLİGAT KANUNU 35.
İlgili Kavramlar:UYARILI DAVETİYENİN NEREYE GÖNDERİLECEĞİ

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Cengaver …. …… hakkında ANTALYA1.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 15.06.2005 tarihinde 2004/106 esas ve 2005/368 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, aynı Mahkemenin temyiz talebinin süre yönünden reddine ilişkin 29.01.2007 tarih ve 2004106 esas ve 2005/368 karar sayılı ek kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Gerekçeli kararın 7201 sayılı Kanun’un 35.maddesine göre tebliği usulsüz olup, temyiz isteğinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edildiğinden; temyiz talebinin reddine ilişkin karar kaldırılarak yapılan incelemede:
1- Sanık için CMUK’nın 225. (CMK’nın 195.) maddesi gereğince düzenlenecek uyarılı davetiyenin; öncelikle bilinen son adresine (sanığın Mahkemeye bildirdiği veya daha önce kendisine geçerli bir tebligat yapılmış olan ya da Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlara sanık tarafından bildirilmiş bulunan adrese) gönderilmesi; tebligat memurunca, sanığın adresini değiştirmesi ve yeni adresinin belirlenememesi nedeniyle davetiyenin tebliği edilemeyerek iade edilmesi durumunda, bu kez Tebligat Kanunu’nun 35.maddesine göre tebliği edilmesi gerektiği gözetilmeden; imza sirkülerinde yazılı olan adrese doğrudan sözü edilen 35. maddeye göre yapılan usulsüz tebligata dayanılarak ve bu nedenle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak yazılı biçimde hüküm kurulması,
2- Sanık müdafii temyiz dilekçesinde; sanığın çek hesap sahibi şirketteki müdürlük görevinden istifa edip hisselerini devrederek şirketten ayrıldığını, çekteki keşideci imzasının sanığa ait olmadığını belirtmesi; suça konu çeklerdeki keşideci imzasının sanığın dosya içerisinde bulunan imza sirkülerindeki imzasına benzemeyip, şirket ortaklarından İsmail Yıldız’ın imzasına benzediğinin görülmesi karşısında; suça konu çeklerdeki yazı, rakam ve keşideci imzasının sanığa ait olup olmadığı bilirkişi marifeti ile tesbit ettirildikten sonra, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 17.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.


===================================================================



Daire:10
Tarih:2008
Esas No:2008/2372
Karar No:2008/3005
Kaynak:özel
İlgili Maddeler:CMK.nun 174.md.si
İlgili Kavramlar:Çek defterini geri vermemek İddianamenin iadesi

Çek defterini geri vermemek suçundan şüpheli İbrahim Efe hakkında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 28.11.2007 tarih, 2007/2365 Soruşturma, 2007/1404 Esas, 2007/741 sayılı iddianamenin CMK.nun 174.maddesi uyarınca iadesine ilişkin Mustafakemalpaşa Sulh Ceza mahkemesinin 28.11.2007 tarih, 2007/757 iddianamenin değerlendirilmesi sayılı kararına yönelik itiraz üzerine , kararın yerinde görülerek itirazın reddine dair Mustafakemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin 30.11.2007 tarih, 2007/281 d.iş sayılı kararına karşı Yüksek Adalet bakanlığının CİGM.ifadeli 08.01.2008 tarih, 945 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.02.2008 tarih, 2008/14248 sayılı tebliğnamesi ekindeki dosyanın dairemize gönderildiği anlaşıldı.Dosya ve ekleri incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede;
“Tüm dosya kapsamına göre;Mustafakemalpaşa SCM.since şüphelinin soruşturma aşamasındaki ifadesinde çek yapraklarını vadeli olarak düzenlemiş olması sebebiyle elinde hiç çek yaprağı kalmadığını belirtmiş olması karşısında sanığın elinde çek karnesi olduğuna ilişkin delillerin nelerden ibaret bulunduğu gösterilmediğinden bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de;
5271 sayılı C.M.K'nın 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı kanunun 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verilebileceğinin belirtildiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174/2 maddesinde yer alan ; “Soruşturma evresi sonucunda toplanan deliller; suçun işlendiği hususunda yeterli delil oluşturuyorsa;Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenler.” Hükmü uyarınca Cumhuriyet Savcısının dava açmasının zorunlu olduğu, suçun hukuki nitelendirmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece iddianamede gösterilen olaylar ile ilgili ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilecek diğer deliller değerlendirilerek yargılama sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Denilerek Mustafakemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin anılan kararının bozulması istenmiştir.
Kanun yarınına bozma talebine dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden ; Mustafakemalpaşa Asliye Ceza Mahkemesinin 30.11.2007 t,2007/281 d.iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Aynı kanunun 309/4-a maddesi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 25.02.2008 tarihinde oy birliğiyle karar verildi



===================================================================

ADLİ PARA CEZASINA DÖNÜŞTÜRME

T.C.
YARGITAY
10. Ceza Dairesi
Esas No : 2006/459
Karar No : 2008/4205
Tebliğname No : 10/2004/83899


TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık İsmet B. hakkında FATİH 5. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 26.2.2004 tarihinde 2003/715 esas ve 2004/98 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 31.1.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca sanığın “çek hesabı açtırmasının yasaklanmasına” karar verilmemesi, karşı temyiz olmadığından ve suç tarihi itibariyle bozma nedeni sayılmamıştır.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Karşılıksız çek keşide etmek suçunda şikayet hakkı, 3167 sayılı Kanun’un 16/b maddesi uyarınca, çeki ibraz eden yetkili ve yasal hamil ile onun rücu hakkına sahip bulunduğu, TTK’nın 700. maddesi uyarınca ciro ve teslim yoluyla çeki elinde bulunduran kişilere ve kanuni veya akdi teminatı nedeniyle tam ödemede bulunan muhatap bankaya ait olup; suça konu çekin dosya arasında bulunan fotokopisine göre, katılanın cirosunun, ibraz edenin cirosu ile ibraz kaşesi arasında, araya sıkıştırılmış görünümünde olması karşısında, çekin, ibraz sırasında muhatap banka tarafından alınmış onaylı örneği getirtilerek, katılanın, ibraz sırasında cirosu bulunup bulunmadığının, böylece şikayete hakkı olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme ve soruşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
2- Kabule göre de;
a) Hükümde Türk Lirası olarak ifade edilen ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanunun 1 ve 2. maddeleri ile 5252 sayılı Kanunun 5/1 ve 8. maddeleri uyarınca Yeni Türk Lirası (YTL) olarak belirlenmesinde ve adlî para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
b) 4814 sayılı Kanun’la değişik 3167 sayılı Kanun’un 16/3. maddesinde öngörülmediği halde, sanığın “çek keşide etmesinin” yasaklanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.3.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi..

===================================================================

VERGİ KİMLİK NUMARASI

T.C.
YARGITAY
10. Ceza Dairesi

Esas No : 2006/1240
Karar No : 2008/5875
Tebliğname No : 10/2005-188981


TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Ramadan D. hakkında BALIKESİR 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 10.09.2004 tarihinde, 2003/956 esas, 2004/518 karar sayı ile mahkûmiyet kararı verildiği; hüküm sanık tarafından temyiz edildiği halde; yerel mahkeme tarafından evrak üzerinden 05.07.2005 tarihinde, 2003/956 esas ve 2004/518 karar sayılı ek karar ile, mahkumiyet hükmünde belirlenen 6.000.000.000 TL ağır para cezasının 6.000 YTL adli para cezasına uyarlanmasına karar verildiği, ek kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığınca uyarlama kararının yok hükmünde sayılması ve 10.09.2004 tarihli mahkumiyet kararının bozulması isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 14.02.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı, dosya incelendi,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
10.09.2004 tarih ve 2003/956 esas, 2004/518 karar sayılı mahkumiyet kararının sanık tarafından süresinde temyiz edildiği ve kesinleşmediği dikkate alınmaksızın, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen, uyarlamaya ilişkin 05.07.2005 tarih ve 2003/956 esas, 2004/518 karar sayılı Ek Kararın, hukuki değerden yoksun olması nedeniyle yok hükmünde kabul edilerek, 10.09.2004 tarihli hüküm yönünden yapılan incelemede;
1-Sanık için CMUK’nın 225. (CMK’nın 195.) maddesi gereğince düzenlenecek uyarılı davetiyenin; öncelikle bilinen son adresine (sanığın Mahkemeye bildirdiği veya daha önce kendisine geçerli bir tebligat yapılmış olan ya da Tebligat Kanunu’nun 35/son maddesinde sayılan kurum ve kuruluşlara sanık tarafından bildirilmiş bulunan adrese) gönderilmesi; tebligat memurunca, sanığın adresini değiştirmesi ve yeni adresinin belirlenememesi nedeniyle davetiyenin tebliğ edilemeyerek iade edilmesi durumunda, bu kez Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi gerektiği gözetilmeden; şikâyetçi vekilinin şikâyet dilekçesinde bildirdiği adrese doğrudan sözü edilen 35. maddeye göre yapılan usulsüz tebligata dayanılarak ve bu nedenle sanığın savunma hakkı kısıtlanarak hüküm kurulması,
2-3167 sayılı Kanunun 4814 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinin 2. fıkrası ile 5. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına, ayrıca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nca hazırlanarak 09.04.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2003/1 sayılı Tebliğin geçici 2. maddesine göre; 4814 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08.03.2003 tarihinden önce veya sözü edilen Tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonu olan 31.07.2003 tarihine kadar düzenlenmiş çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olmasının “çekin geçerliliğini etkilemeyeceği”, 31.07.2003 tarihinden sonra düzenlenen çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olması durumunda ise “çekin geçerli olmayacağı” kabul edildiğinden; keşide tarihi 25.08.2003 olan ve üzerinde vergi kimlik numarası bulunmayan çekin, belirtilen dönemde ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediği ve muhatap banka tarafından sanığın elindeki çek defterinin yenisi ile değiştirilip değiştirilmediği araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile mahkumiyet kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA 14.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.






DURUŞMALARA KATILMAYAN ŞİKAYETÇİ
T.C.
YARGITAY
10. Ceza Dairesi
Esas No : 2006/1172
Karar No : 2008/5872
Tebliğname No : 10/2004-158337


TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Hüseyin B. hakkında BURSA 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 22.03.2004 tarihinde 2002/1054 esas ve 2004/215 karar sayı ile kurulan 3167 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine dair hükmün katılan vekil tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 14.02.2006 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
4814 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde öngörülen açıklamalı davetiyenin, katılan vekilinin bulunduğu yer mahkemesine yazılacak “istinabe talebi” üzerine bu mahkeme tarafından düzenlenip katılan vekili adına tebliğe çıkarılması gerekirken, yargı çevresi dışında bulunan katılan vekiline davetiye gönderilip, üst üste iki oturuma katılmadığı gerekçesi ile davanın düşürülmesine karar verilmesi usule aykırı olduğu gibi, katılan vekili tarafından 27.02.2004 tarihli dilekçeyle sanığın cezalandırılmasını istemiş olmasına göre, 4814 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde aranan şikayet iradesinin gerçekleşmiş olduğu gözetilip yargılamaya devamla sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin düşünülmemesi,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün BOZULMASINA 14.04.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



===================================================================


YARGITAY 2009 YILI İÇTİHATLAR

Daire:10
Tarih:2009
Esas No:2005/153
Karar No:2009/14

Kaynak:
İlgili Maddeler:5271 CMK’nin 158, 217, 225, 226 ;3167 Sk md.16
İlgili Kavramlar:şirket temsilcisi,çek
Temyiz dilekçesi içeriginden sanik Espas Gida Pazarlama Sanayi ve Ticaret Anonim Sirketi hakkinda temyiz talebi bulunmadigi anlasilmakla, sanik Osman Karaaslan hakkinda kurulan hükme hasren yapilan temyiz incelemesinde, Uyulmasina karar verilen bozma ilami geregi sanigin hesap sahibi sirketi münferiden temsile yetkili olduguna dair belge ve varsa vekaletname getirtilip, saniktan ve müsteki sirket yetkilisinden çekin ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmedigi sorulmak ayrica, çek üzerindeki sirket kasesindeki “Ostim VD. 380 005 7572 begin_of_the_skype_highlighting              380 005 7572      end_of_the_skype_highlighting begin_of_the_skype_highlighting              380 005 7572      end_of_the_skype_highlighting” numarasinin hesap sahibi sirkete ait vergi kimlik numarasi olup olmadigi arastirilmak suretiyle sonucuna göre hüküm tesisi gerektigi gözetilmeden, tek olan eylem vasif yönünden ikiye ayrilarak 5271 CMK’nin 158, 217, 225, 226 maddelerine aykiri olacak sekilde suçun bir vasfindan dolayi beraat, diger vasfindan dolayi suç duyurusunda bulunulmasi, Yasaya aykiri, sanik Osman Karaaslan müdafiinin temyiz itirazlari bu nedenle yerinde oldugundan, hükmün BOZULMASINA, 26.01.2009


=================================================================


Daire:10
Tarih:2009
Esas No:2007/15325
Karar No:2009/5798
Kaynak:MAHKEME DOSYASI

İlgili Maddeler:TCK 5, 20/2, 60
İlgili Kavramlar:01.01.2009 TARİHİNDEN İTİBAREN ADLİ PARA CEZASININ "TL" OLARAK BELİRLENMESİ GEREKTİĞİ VE TÜZELKİŞİLER HAKKINDA YAPTIRIM UYĞULANMASINA OLANAK BULUNMADIĞI
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A) Sanık Mehmet S….. hakkında verilen mahkumiyet hükmünün incelenmesi:
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Ağır para cezasının ; 5083 sayılı kanun’un 1 ve 2, 5252 sayılı Kanun’un 5/1. maddeleri ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca 1 TL’nin küsuru hesaba katılmadan belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
2- 4814 sayılı Kanun’la değişik 3167 sayılı Kanun’un 16/3. maddesinde öngörülmediği halde, “çek keşide etmekten” yasaklama kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, bu aykırılıkların yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;
1-Hükmolunan sonuç ağır para cezasının “4.770.00 TL” olarak belirlenmesi ve adli para cezasına dönüştürülmesi,
2-Hüküm fıkrasından “çek keşide etmesinin” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılması,
Suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B) HLM Turizm İnşaat Tekstil Gıda Kuyumculuk İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkındaki hükmün incelenmesi:
5237 sayılı TCK’nın 5, 20/2. ve 60. maddeleri ile 5252 sayılı Kanun’un geçici 1.maddesi uyarınca, tüzel kişiler hakkında yaptırım uygulanmasına olanak bulunmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istek gibi BOZULMASINA,
30.03.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


===================================================================


Daire:10
Tarih:2009
Esas No:2007/17479
Karar No:2009/8000
Kaynak:Antalya 1. Asliye Ceza Mahkemesi

İlgili Maddeler: 3167 SY 16/1-3, CMK 225
İlgili Kavramlar:SÜRESİNDE ŞİKAYETE KONU EDİLEN ANCAK HAKKINDA İDDİANAME YLE KAMU DAVASI AÇILMAYAN SUÇA KONU ÇEKİN HÜKME ESAS ALINMASI
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
A-30.07.2004 keşide tarihli 4226710 seri numaralı çek hakkındaki hükmün incelenmesi:
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç, ve takdirine incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanun’un 1 ve 2, 5252 sayılı Kanun’un 5/1.maddeleri ile 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1.maddesi uyarınca belirlenmesinde ve adli para cezasına dönüştürülmesinde zorunluluk bulunması,
2- Sanık hakkında tedbir kararı verilirken uygulanan yasa maddesinin gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak, bu durumun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 32.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;
1-Hükmolunan ağır para cezasının 8.000 TL olarak belirlenmesi ve adli para cezasına dönüştürülmesi,
2-Hüküm fıkrasındaki çek hesabı açtırma yasağına ilişkin bölümde yer alan “sanığın” sözcüğünden sonra gelmek üzere “3167 sayılı Kanunun 16/3.maddesi gereğinca” ibaresinin eklenmesi,
Suretiyle, hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B-30.07.2004 keşide tarihli 4226711 seri numaralı çek hakkındaki hükmün incelenmesi:
Süresinde şikayete konu edilen, ancak hakkında iddianameyle kamu davası açılmayan suça konu çekin hükme esas alınması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA,
28.04.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


===================================================================


T.C.
YARGITAY
10.CEZA DAİRESİ


Esas no :2007/13175
Karar no :2009/8376
Tebliğname No :10- 2007/131253

TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KAARI

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan banık Hüseyin Yıldız hakkında ERZİNCAN 2.Asliye Ceza Mahkemesi'nce yapılan yargılama snucu 25.12.2006 tarihinde 2006/33 esas 2006/741 karar sayı ile krulan Beraat hükmünün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzearine; dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı' nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 12.09.2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı.Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜNÜŞÜLDÜ
1-3617 Sayılı Yasanın 16/1 maddesinde düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçunda şikayet hakkı Türk Ticaret Kanunun 702 maddesinde açıklandığı üzere, çeki muhatap bankaya ibrazçeden yetkili ve yasal hamil ile bunun rücu hakkına sahip olduğu çek arkasındaki ciro silsilesinde imzası bulunan kişilere ait olup şikayet dilekçesi veren Engin Gülaçtı nın ibraz eden hamil konumunda olup olmadığı anlaşılamadığı gibi çek arkasındaki cirosunun da ibraz kaşesinden sonra olduğu görülmekle, çek aslı ile ibraz anında muhatap bankaca alınan okunaklı, onaylı örneği ve ihtar mektubu getirtilip, şikayetçinin şikayet hakkının bulunup bulunmadığı saptanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinin gözetilmemesi ;
2-3167 Sayılı Kanunun 4814 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinin 2.fıkrası ile 5.maddesinin 1 ve 2. fıkralarına, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankas'nca hazırlanarak 09.04.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2003/1 sayılı Tebliğin geçici 2. maddesine göre; 4814 sayılı Kanunu yürürlüğe girdiği 08.03.2003 tarihinden önce veya sözü edilen Tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonu olan 31.07.2003 tarihine kadar düzenlenmiş çeklere verği kimliknumarasının yazılmamış olmasının "çekin geçerliliğini etkilemeyeceği" ,31.07.2003 tarihinden sonra düzenlene çeklere verği kimlik numarasının yazılmamış olması durumunda ise " çekin geçerli olmayacağı" kabul edildiğinden;keşide tarihi 20.06.2005 olan ve üzerlerinde verği kimlik numarası bulunmayan çekin, belirtilen dönemde ileri tarihli larak düzenlenip düzenlenmediği ve muhatap banka tarafından sanığın elindeki çek defterinin yenisi ile değiştirilip değiştirilmediği araştırılarak , sonucuna göre hukuki durumun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan hükmün istek gibi BOZULMASINA, 04.05.2009 tarihinde oy birliği ile karar verildi.



===================================================================


Daire:10
Tarih:2009
Esas No:2007/10359
Karar No:2009/5290
Kaynak:Mahkeme Dosyası
İlgili Maddeler:3167 SK 16. m.
İlgili Kavramlar:KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEDE ŞİKAYET HAKKI, CİRANTANTANIN DURUMU, 16/3 MADDESİNİN UYGULAMASI

TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık ....hakkında KARAPINAR Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yarılama sonucu, 11/03/2005 tarihinde 2004/82 Esas ve 2005/64 Karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıılığı'nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 11/07/2007 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıdı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
1- 3167 sayılı Kanunun 16/b maddesinde " 16 ıncı maddede öngörülen suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması hamilin, çeki elinde bulundurmaları koşulu ile ödemede bulunan cirantanın veya kanuni veya akdi teminatı nedeniyle tam ödemede bulunan bankanın şikayetine bağlıdır" hükmüne yer verilmiş olduğu, çeklerin arka yüzünde bulunan cirosunun ibraz kaşesinden sonra olduğu ve muhatap banka tarafından suça konu çeklere ilişkin olarak düzenlenen ihtarnameye göre ibraz eden hamil konumunda olmadığı anlaşıldığından; çek asılları veya ibraz anında muhatap banka tarafından alınan çek fotokopilerinin onaylı örnekleri getirtilerek, ibraz anında şikayetçinin cirosunun bulunup bulunmadığının ve şikayet hakkına sahip olup olmadığının belirlenmesi ile cironun ibrazdan sonra yapılması durumunda alacağın temliki niteliği taşıyacağı hususu da dikkate alınarak ksonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi yerine, eksik araştırma ile karar verilmesi,
2- 3167 sayılı Kanunun 4814 sayılı Kanunla değişik 3. maddesinin 2. fıkrası ile 5. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına ,ayrıca Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nca hazırlanarak 09/04/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2003/1 sayılı Tebliğin geçici 2. maddesine göre; 4814 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 08/03/2003 tarihinde önce veya sözü edilen Tebliğin yayımını izleyen üçüncü ayın sonu olan 31/07/2003 tarihine kadar düzenlenmiş çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olmasının " çekin geçerliliğini etkilemeyeceği" 31/07/2003 tarihinde sonra düzenlenen çeklere vergi kimlik numarasının yazılmamış olması durumunda ise " çekin geçerli olmayacağı" kabul edildiğinden; keşide tarihleri 30/11/2003 , 05/12/2003 ve 18/12/2003 olan ve üzerinde vergi kimlik numarası bulunmayan çeklerin, belirtilen dönemde ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediği ve muhatap banka tarafından sanığın elindeki çek defterinin yenisi ile değiştirilip değiştirilmediği araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile mahkumiyet kararı verilmesi,
3- Kabule göre;
a- Ağır para cezasının; 5083 sayılı Kanun'un 1 ve 2, 5252 sayılı Kanun'un 5/1 maddeleri ile 01/01/2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulunun 04/04/2007 tarih ve 2007/11963 sayılı kararının 1. maddesi uyarınca belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
b- 4814 sayılı Kanunla değişik 3167 sayılıKannun 16/3 maddesinde öngörülmediği halde, sanığın " çek keşide etmekten" de yasaklanmasına karar verilmesi,
c- 647 sayılı Kanunun 5275 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılması ve bu Kanunda gecikme zammı öngörülmemiş olması nedeniyle, para cezasının ödenmemesi durumunda gecikme zammı uygulanmasına olanak bulunmaması........
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, 24/03/2009 günü oybirliğiyle karar verildi

 ========================================================================


T.C
YARGITAY
ONUNCU CEZA DAİRESİ

E: 2008/2008
K: 2010/5113
T: 09.03.2010


  • Karşılıksız Çek Keşide Etme

  • İmza İncelemesi
Özet: Sanık müdafiinin çekteki imzanın sanığa ait olmadığını belirtmesi, dosya içindeki sanık imzaları ile çekteki keşideci imzasının farklılığı karşısında; çekteki imzanın sanığa ait olup olmadığı, çekin elinden rızası ile çıkıp çıkmadığı, ilk cirantanın çeki kimden, ne sebeple aldığı, çeki keşide etmediğinin anlaşılması halinde, verdiği yetki ile yararına çek keşide edilip edilmediği hususu da araştırılarak sonucuna göre hesap sahibi olarak da sorumluluğu bulunan sanığın hukuki durumu değerlendirilmelidir.
(3167 s. Çek K. m. 16/1)

Karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık Yasin hakkında ( Dörtyol Asliye Ceza Mahkemesi )'nce yapılan yargılama sonunda, 11.04.2006 tarihinde 2005/329 esas ve 2006/326 karar sayı ile verilen mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 11.02.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde, suça konu çekteki keşideci imzasının sanığa ait olmadığını belirtmesi ve dosya içinde yer alan sanık imzaları ile keşideci imzası arasında benzerlik bulunmadığının izlenmesi karşısında; sanıktan imzanın kendisine ait olup olmadığı, çekin elinden rızası dışında çıkıp çıkmadığı ve suça konu çekteki keşideci imzasındaki farklılığın nedeni sorularak, sanığın suç konusu çekteki keşideci imzasının kendisine ait olmadığını belirtmesi halinde ilk ciranta olan D... Haddecilik San. ve Tic. A.Ş. yetkilisi dinlenip çeki kimden ve ne sebeple aldığının belirlenmesi, gerektiğinde sanığın başka amaçla atılmış samimi imzalarını ve yazılarını içeren belgeler ( çek hesabı açılırken düzenlenen imza föyü, resmi daireler ve bankalarda yazı ve imzasını içeren belgeler ) getirtildikten sonra, suça konu çekteki yazı, rakam ve imzaların sanığın eli ürünü olup olmadığı bilirkişi marifetiyle saptanıp, çeki keşide etmediğinin belirlenmesi halinde, verdiği yetki ile yararına çek keşide edilip edilmediği hususu da araştırılarak sonucuna göre hesap sahibi olarak da sorumluluğu bulunan sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik araştırma ile mahkumiyet hükmü kurulması,
2-Sanığın nüfus kayıt örneği getirtilip incelenmeden hüküm kurulması suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 209. maddelerine aykırılık oluşturulması,
3-20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı "Çek Kanunu" ile 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun" yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 09.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.






T.C
YARGITAY
ONUNCU CEZA DAİRESİ

E: 2008/10817
K: 2010/11607
T: 13.05.2010


  • Karşılıksız Çek Keşide Etme

  • Çekin Cirosu

  • İbrazdan Sonra Yapılan Ciro

Özet: İbrazdan sonra yapılan cironun alacağın temliki hükümlerine tabi olduğu dikkate alınarak, suça konu çekin ibraz anında muhatap banka tarafından alınan fotokopisinin okunaklı ve onaylı örneği getirilip, ibraz tarihinde şikâyetçinin cirosunun, dolayısıyla şikâyet hakkının bulunup bulunmadığı araştırılıp sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
(3167 s. Çek K. m. 4,16/1)
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık A.Okan hakkında ( Çorlu İkinci Asliye Ceza Mahkemesi )'nce yapılan yargılama sonucu, 05.07.2006 tarihinde 2005/336 esas ve 2006/394 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın bozma isteyen tebliğnamesi ile 25.06.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya İncelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1-İbrazdan sonra yapılan cironun alacağın temliki hükümlerine tabi olduğu dikkate alınarak yapılan incelemede; suça konu çek fotokopisinde, şikâyetçi Nazım'ın cirosunun banka ibraz kaşesinden sonra olduğu ve çeke ilişkin olarak muhatap banka tarafından düzenlenen ihtarnameye göre de ibraz eden hamil olmadığı anlaşıldığından, suça konu çekin ibraz anında muhatap banka tarafından alınan fotokopisinin okunaklı ve onaylı örneği getirtilip, ibraz tarihinde şikâyetçinin cirosunun, dolayısıyla şikâyet hakkının bulunup bulunmadığı araştırılıp saptandıktan sonra hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
2-20.12.2009 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı "Çek Kanunu" ile 3167 sayılı "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun" yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 13.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.













T.C
YARGITAY
ONUNCU CEZA DAİRESİ

E: 2008/7401
K: 2010/3715
T: 22.02.2010


  • Karşılıksız Çek Keşide Etme

  • İbraz Tarihi

Özet: Karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılması zorunlu olup, suça konu çekte ibraz tarihi bulunmadığından suçun yasal unsurlarının oluşmadığının gözetilmesi gerekir.
(3167 s. Çek K. m. 4,16/1)
(5941 s. Çek K. m. 3,5)

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Zübeyir hakkında ( Elmalı Asliye Ceza Mahkemesi )'nce yapılan yargılama sonucu, 13.07.2006 tarihinde 2006/140 esas ve 2006/289 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın onama isteyen tebliğnamesi ile 06.05.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.02.1989 tarih ve 1988/7-511 esas, 1989/43 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılmasının zorunlu olduğu; suça konu çekin dosya içinde yer alan fotokopisinde ibraz tarihinin bulunmadığı ve 13.07.2006 tarihli oturumda incelenen çek aslında da ibraz tarihinin bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkûmiyet hükmü kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 22.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Tebliğname No : 10 - 2007/25595
Daire:10. Ceza Dairesi
Tarih: 2010
Esas No: 2008/14518
Karar No: 2010/15166
İlgili Maddeler: 5941/5
İlgili Kavramlar: şirketin devri ve sanığın sorumluluğu


TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI
İNCELENEN KARAR;
MAHKEME : ERZİNCAN 1. Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ TARİHİ : 28/11/2006
Mahkeme Esas : 2006/430
Mahkeme Karar: 2006/810
SANIK : Zeki YAKIŞIR
SUÇ : Karşılıksız çek keşide etmek
HÜKÜM : Beraat
TEMYİZ EDEN : Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAMEDEKİ DÜŞÜNCE : Bozma


Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Suça konu çekin Burtan İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketine ait hesaptan keşide edildiği, sanığın şirketteki hissesini 29.06.2005 tarihinde Erzurum 4. Noterliğince düzenlenen hisse devir sözleşmesi ile devrettiği anlaşılmış ise de; suça konu çekin ileri tarihli olarak düzenlenip düzenlenmediği sanığa sorulup, ileri tarihli düzenlenmiş ise sanığın düzenleme tarihinde hesap sahibi şirket adına çek keşide etme yetkisinin bulunup bulunmadığı araştırılarak varsa yetki belgesinin getirtilmesinde ve hükümden sonra yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu hükümleri de dikkate alınarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 21.06.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Üye Üye Üye Üye Mahmut Ali Emel Kamil Hüsnü GÜL KINACI ÖZGAN KARAHAN UĞURLU

======================================================================
T.C.
YARGITAY
4. Ceza Dairesi

E:2008/2254

K:2008/15675
T:07.07.2008

Görevi Savsama

Görevde Yetkiyi Kötüye Kullanma
Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması


Özet
Avukat olan sanığın, katılan hakkında açılan davayı takip etmek hususunda anlaşıp vekalet almasından sonra; katılanın masraflarını vermemesi nedeniyle duruşmalara katılamaması karşısında, davayı takip etmeyeceğini katılana bildirmesi gerektiği gözetilerek, davanın takipsiz bırakılıp, katılanın mağduriyetine neden olunması eyleminin görevi savsama suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.

5237 s. Yasa m. 257/2
1136 s. Yasa m. 34,41

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; bir hukuki uyuşmazlık nedeniyle başkasını temsil etme görevini kabul ederek vekalet ilişkisi kurulmasını sağlayan avukat, müvekkilinin menfaatine ve iradesine uygun bir sonuca yönelen bir iş görmeyi, zaman kaydına tabi olmaksızın ve nispeten bağımsız olarak yapma borcunu, amacın elde edilememesinden doğacak sonuç ona ait olmamak üzere yürütür. Duruşmalara katılmayan avukatın o işe ait vekalet görevini 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın 41. maddesine göre durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile sürdürmesi ve aynı Yasa'nm 34. maddesi uyarınca bu sürede görevini "özen, doğruluk ve onur" içerisinde yerine getirmesinin zorunlu bulunduğu gözetildiğinde, avukat olan sanığın, katılanla hakkında açılan tenkis davasını, adına takip etme hususunda anlaşıp vekalet almasından sonra, katılanın masraflarını vermemesi nedeniyle duruşmalara katılamaması karşısında anılan Yasa'nın 41. maddesi uyarınca davayı takip etmeyeceğini müvekkili katılana bildirmesi gerektiği gözetilmeden, davayı takipsiz bırakarak katılanın mağduriyetine neden olması biçimindeki eyleminin 5237 sayılı TCY'nin 257/2. maddesine uyan görevi savsama suçunu oluşturduğu gözetilmeden yasal temelden yoksun gerekçelerle beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı ve katılan Esra'nın temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden (HÜKMÜN BOZULMASINA), yargılamanın bozma öncesinden başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 07.07.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

-------------------------------------------------------------------------------------------------
Yargıtay 10. Ceza DairesiEsas No: 2008/2928 Karar No: 2009/999- Karar Tarihi 25.01.2010 - 3167 Sayılı Kanuna Muhalefet-

YARGITAYDaire Adı: 10. Ceza Dairesi

Esas No: 2008/2928

Geliş Tarihi: 20/02/2008

Mahkemesi: Denizli 7. Asliye Ceza Mahkemes

iMahkeme Esas No: 2006/69

Mahkeme Karar No: 2006/260

Mahkeme Karar Tarihi: 31/05/2006

Dava Türü: 3167 Sayılı Kanuna Muhalefet

Karar No: 2010/999

Karar: BOZMA


20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunyürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir. (10. C.D.Karar Tarihi 25.01.2010. Esas No: 2008/2928. Karar No: 2010/999)



TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLENYARGITAY KARARI



 Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Tuncer YILDIRIM hakkında KADIKÖY 6. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 28.11.2007 tarihinde, 2007 / 439 esas, 2007 / 918 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği; hükmün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 28.09.2009 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.



GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:



1 – Sanığın sorgusu için gönderilen çağrı kağıdında, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde öngörülen, duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda yargılamaya devam edileceği yönündeki yasal uyarının yer almadığı gibi; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığına bildirdiği bilinen en son adresi yerine, muhatap banka şubesinden gönderilen resmi belgelerdeki eski iş adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesindeki yöntemle tebliğ edildiğinin anlaşılması nedeniyle; sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrısının sağlanması gerektiği gözetilmeksizin, yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,



2 – 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “ Çek Kanunu “ ile 3167 sayılı “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve ayrıca, “( 1 ) numaralı bozma nedeni de göz önünde bulundurularak”, 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması,



3 – Kabule göre; adli para cezasının, 5083 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007 / 11963 sayılı kararın 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, İNFAZIN DURDURULMASINA sanığın başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu değil ise serbest bırakılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



(KADIKÖY 6. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ 28.11.2007 gün ve 2007/439 esas 2007/918 -YARGITAY 10. C.D.'nin 2009/15031 esas 2009/19857 karar sayılı ilamı)







KARŞILIKSIZ ÇEK SUÇLARINDA DOSYADA BULUNMASI GEREKEN BELGELER



DOSYA İNCELEME - HÜKÜM5941 Sayılı Çek Kanunu ile Yasada düzenlenen karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçlarında;UYARLAMA YARGILAMASI VE HÜKÜM VERMEYargılama dosyasında;



A –) İbraz sırasında banka tarafından alınan çek fotokopisi veya aslının onaylı sureti (fotokopisi)

B-) Hesap sahibi gerçek kişinin imza sirküleri (varsa; vekilin imza sirküleri, vekaletnamesi veya temsilcisinin imza sirküleri, temsile ilişkin belgeler)

C-) 1 - Hesap sahibi tüzelkişi adına çek düzenlemekle yetkili temsilcileri veya vekillerinin imza sirküleri

2 – Tüzelkişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesinin kim olduğuna ilişkin bilgi ya da tüzelkişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesi belirlenmemişse; tüzelkişinin yönetim organını oluşturan gerçek kişilerin tamamına ilişkin bilgiler, Bulunmalıdır



.1 – ŞİKAYET HAKKI:Karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçu şikayete bağlı suçlardan olduğu için şikayetçinin şikayete hakkı olup olmadığı araştırılmalıdır.Karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçunda şikayet hakkı HAMİL’e tanınmıştır. Hamil; çeki elinde bulunduran kişidir.Çeki elinde bulundurması (hamil olması) koşuluyla; emrine çek keşide edilen, çeki bankaya ibraz eden veya ciro silsilesine uygun olarak çekin arkasında cirosu bulunan kişinin şikayet hakkı vardır.(5941 Sayılı Çek Kanunu madde 5/1.)



2 – ŞİKAYET SÜRESİ:Şikayetin süresinde yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.Şikayet süresi T.C.K. nın genel hükümlerinde düzenlenmiştir.Şikayet süresi altı aydır.(5237 Sayılı T.C.K. nun 73 / 1. maddesinde : (1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. )



3 – ŞİKAYETİN BAŞLANGIÇ TARİHİ:5941 Sayılı Çek Kanunu'nda şikayet süresinin başlangıç tarihi, çekin kanuni ibraz süresi içerinde bankaya ibraz edildiği ve karşılıksızdır işleminin yapıldığı tarihtir.



4- ÇEKİN UNSURLARI:Çekin unsurlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.Çekin unsurları T.T.K. nun 692. maddesinde sayılmıştır.T.T.K. nun 692. maddesindeki unsurlara ilave olarak, 5941 Sayılı Çek Kanunu 2. maddesinde sayılan bazı bilgilerin de çekin üzerine yazılması gerekmektedir. Ancak; 2. maddede sayılan bilgilerin çekin üzerine yazılmamış olması, T.T.K. nun 692. maddesindeki unsurları taşıması kaydıyla çekin geçerliliğini etkilemez. (Madde 2/9)4814 sayılı yasayla değişik 3167 sayılı Çek Yasası 3. maddesine göre 31.07.2003 tarihi ile 5941 SayılıÇek Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihi arasında düzenlenen çeklerde vergi kimlik numarası T.T.K. nun 692. maddesinde sayılan unsurlara ilave unsur olarak aranacak ve bu tarihler arasında düzenlenen çeklerde vergi kimlik numarasının bulunmaması; çekin geçerliliğini etkileyecek,çek adi belge niteliğinde kabul edilecektir.T.T.K. nun 692. maddesinde sayılan çekin unsurlarından herhangi birisinin veya 31.07.2003-20.12.2009 tarihleri arasında düzenlenen çeklerde vergi kimlik numarasının bulunmaması (eksik olması) halinde; 3167 Sayılı Çek Yasası 16. veya 5941 Sayılı Çek Kanunu 5/1. maddesinde düzenlenen suç oluşmaz, ancak bu durumda dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmadığı kararda tartışılmalıdır.



5 - İBRAZ TARİHİ:Çekin süresinde ibraz edilip edilmediği araştırılmalıdır.5941 Sayılı Çek Kanunu göre çekin muhataba ibraz edildiği tarih, karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçunun oluşumunu etkilemektedir.5. maddenin 1. fıkrasına göre; çekin, üzerinde yazan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içerisinde ibrazı halinde karşılıksızdır işlemi yapılırsa suç oluşmaktadır. Önceden ibraz halinde bu maddede düzenlenen suç oluşmamaktadır.İbraz süresinin nasıl hesaplanacağı T.T.K. 708. maddesinde gösterilmiştir.(T.T.K. Madde 708 – Bir çek keşide edildiği yerde ödenecekse on gün; keşide edildiği yerden başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.Ödeneceği memleketten başka bir memlekette keşide edilen çek keşide yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay ve ayrı ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.Bu bakımdan, bir Avrupa memleketinde çekilip ve Akdeniz’de sahili bulunan bir memlekette ödenecek olan ve bilmukabele Akdeniz’de sahili olan bir memlekette çekilip bir Avrupa memleketinde ödenmesi lazım gelen çekler aynı kıtada keşide edilmiş ve ödenmesi şart kılınmış sayılır.Yukarda yazılı müddetler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işler.)



a- 3167 Sayılı Çek Yasası'na göre çekin üzerinde yazan keşide tarihinden önce çekin muhataba ibrazı, suçun oluşumunu engellememekte iken 28.02.2009 tarihinde 3167 Sayılı Çek Yasasına eklenen geçici 2. maddeye göre; çekin önceden ibrazı halinde karşılıksız çek keşide etmek suçu oluşmamakta, ancak karşılıksız çıkan çek nedeniyle hukuki takip yapılması mümkün olmaktaydı.



b- 5941 Sayılı Çek Kanunu'na göre ise; çekin üzerinde yazan keşide tarihinden önce ibraz edilmesi halinde hem karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçu oluşmamakta hem de bu çekle ilgili hukuki takip yapılması engellenmektedir. (Madde 3/8 - GEÇİCİ Madde 1/8)5 - KEŞİDECİNİN YETKİSİ;Çeki keşide edenin çek keşide etmeye yetkili olup olmadığı araştırılmalıdır. Keşideci, çek keşide etmeye yetkili olmadığı halde hesap sahibinin bilgi ve isteği dışında çek keşide etmiş ise; 5941 SayılıÇek Kanununda düzenlenen suç oluşmaz, ancak unsurları bulunması halinde T.C.K. düzenlenen dolandırıcılık suçu oluşur.



6 – Çek hakkında ihtiyati tedbir kararı ya da mahkeme tarafından verilmiş ödemeden men kararı bulunması halinde ihtiyati tebbir veya ödemeden men kararının kaldırılıp kaldırılmadığı araştırılmalıdır.



7- ŞÜPHELİNİN SAVUNMASININ ALINMASI;C.M.K. hükümlerini uygulanmak suretiyle şüphelinin savunması alınmalıdır.



8- YABANCI PARA CİNSİNDEN KEŞİDE EDİLEN ÇEKLER;Yabancı para ile çek keşide etmek mümkündür.Ancak; hükümde tayin edilen adli para cezası Türk Lirası olmalıdır. Herhangi bir yabancı para cinsinden (dolar, euro, vs.) ceza tayin edilerek hüküm kurulamaz.Yabancı paranın Türk Lirası karşılığı belirlenmelidir.Çekte belirtilen yabancı paranın, çekin muhataba ibraz edildiği tarihte Merkez Bankasının efektif satış kuruna göre Türk Lirası karşılığı bulunmalıdır.



9- ADLİ PARA CEZASI MİKTARININ BELİRLENMESİ:5941 Sayılı Çek Kanunu 3. maddesine göre muhatap banka karşılıksızdır işlemi yaparken, ibraz edilen çekin arkasına;Banka tarafından ibraz eden hamile kısmi ödeme yapılmış ise bu miktar çek bedelinden düşüldükten sonra ya da banka ibraz eden hamile hiç ödeme yapmamış ise bu durum belirtilmek suretiyle çekin karşılıksız kalan miktarını açıkça yazmak zorundadır.Mahkemece tayin edilen adli para cezası; muhatap bankanın çekin arkasında açıkça gösterdiği çekbedelinin karşılıksız kalan kısmından az olmamalıdır.Ancak; resmi belgelerle kanıtlanmak suretiyle ya da şikayetçinin kabul etmesi halinde hüküm tarihine kadar söz konusu çek karşılığı hamile ödenen bedel cezadan düşülmelidir.



10- HÜKÜM KURMA



a- Çeki keşide etsin veya etmesin "hesap sahibi gerçek kişi" hakkında; 5941 Sayılı Çek Kanunu 5/1. maddesine göre çekin karşılıksız kalan miktarından az olmamak üzere adli para cezası ve çekdüzenleme ve çek hesabı açma yasağı,



b- Hesap sahibi gerçek kişi adına açılmış çek hesabından, "Yetkili yada yetkisiz temsilci" veya "yetkisiz vekil" hakkında sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, (Madde 5/4.)



c- İbraz tarihinde tüzelkişi adına "çek hazırbulundurmakla yetkili tüzelkişi temsilcisi" veya mali sorumlu belirlenmemiş ise "yönetim organının" tamamı hakkında; 5941 Sayılı Çek Kanunu 5/1. maddesine göre çekin karşılıksız kalan miktarından az olmamak üzere adli para cezası ve çek düzenleme ve çekhesabı açma yasağı,



d- İbraz tarihinde tüzelkişi adına çek karşılığını bankada hazır bulundurmakla yükümlü olmadığı haldeçek keşide eden tüzelkişi temsilcisi veya vekili hakkında, sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, (Madde 5/4.)



e- Hesap sahibi tüzelkişi hakkında, sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı, (Madde 5/4.) Kararı verilmelidir.Hüküm kurulabilmesi için Cumhuriyet savcılığınca, cezalandırılmaları talebiyle iddianame düzenlenmiş olmalıdır.(Tebligname No:10/2010-41)

http://www.wikio.comFriendFeed'de bana abone olAdd to Technorati FavoritesPowered by  MyPagerank.Net web siteleriEconomics Blogs - BlogCatalog Blog Directory

powered by Blogger | WordPress by Newwpthemes