yeni çek kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni çek kanunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Adli nitelikteki yaptırım, idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürüldü




Karşılıksız çekte hapis cezasını kaldırarak bunun yerine 10 yıllık çek kullanma yasağı getiren kanun tasarısı, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi.
Komisyonda kısmen değişiklik yapılarak kabul edilen tasarıya göre, kanuni ibraz süresi içinde, çekle ilgili olarak ”karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım, idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürülecek. Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişiye, her bir çekle ilgili olarak uygulanan 1 yıla kadar hapis cezası, 300 TL’den 3 bin TL’ye kadar idari para cezasına dönüştürülecek.
Karşılıksız kalan çek bedeli, faizi ile birlikte ödenmesi durumunda çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak. Bankalar, 31 Aralık 2012 yılına kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verecek.
Tasarıya göre, hakkında işlem yapılan kişiye uygulanan adli nitelikteki yaptırım, idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürüldüğünden, daha önce Adli Sicilde tutulan yasaklılık durumuna ilişkin kayıtlar, Merkez Bankasında tutulacak. Böylece karşılıksız çek kesen kişilere 10 yıl süreyle çek verilmeyecek.
Çek defterinin her bir yaprağına, çekin basıldığı tarih de yazılacak.
Çekin, üzerinde yazılı baskı tarihinden itibaren 5 yıl içinde ibraz edilmemesi halinde, muhatap bankanın ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu sona erecek.
Kanuni ibraz süresi içinde, çekle ilgili olarak ”karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında uygulanan adli nitelikteki yaptırım, idari nitelikte bir yaptırıma dönüştürülecek.
Buna göre, mevcut durumda, çekle ilgili olarak ”karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında her bir çekle ilgili olarak 1500 güne kadar adli para cezası verilirken; yapılan değişiklikle, savcı tarafından her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve açma yasağı kararı verilecek.
Karşılıksız çekin keşide edilmesi halinde, hamilin 6 ay içinde talep etmesi durumunda, Cumhuriyet savcısı tarafından her bir çekle ilgili çek düzenleme veya çek hesabı açma yasağı verilebilecek.
Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı yapılacak başvuru ve itirazlar hakkında, Kabahatler Kanunu uygulanacak. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararına karşı yapılan başvurunun kabulü halinde, buna ilişkin bilgiler, Adalet Bakanlığı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla Merkez Bankasına elektronik ortamda bildirilecek.
Karşılıksız kalan çek bedelinin faizi ile birlikte tamamen ödenmesi durumunda, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak, bu durum Merkez Bankasına bildirilecek. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararının verildiği savcılığa başvurularak talebin geri alınması halinde de çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kaldırılacak. Çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına ilişkin kayıt, üzerinden 10 yıl geçmesi halinde Merkez Bankası tarafından resen silinecek.
Hamiline çek defteri yaprağını kullanmadan hamiline çek düzenleyen kişiye, her bir çekle ilgili uygulanan 1 yıla kadar hapis cezası, 300 TL’den 3 bin TL’ye kadar idari para cezasına dönüştürülecek.
Bankalar, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından 1 ay içinde yeni çek defterlerini bastıracak. Bankalar, 31 Aralık 2012 yılına kadar müşterilerine yeni çek defterlerini verecek ve ellerindeki eski çek defterlerini imha edecek. Eski çeklerin hukuki geçerliliği devam edecek.
Komisyonda kabul edilen bir önergeyle, bankaların karşılıksız çek keşide edilmesindeki sorumluluğu artırıldı. Buna göre, muhatap banka, ibraz eden düzenleyici dışındaki hamile, süresinde ibraz edilen her çek yaprağı için, karşılığının hiç bulunmaması halinde; çek bedeli 10.000 lira ya da üzerinde ise 10.000 lira, çek bedeli 1000 liranın altında ise çek bedelini ödemekle yükümlü olacak. Çekin karşılığının kısmen bulunması halinde, çek bedeli 10.000 lira veya altında ise çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmi karşılığı 1000 liraya tamamlayacak bir miktarı, çek bedeli 10.000 liranın üzerinde ise çek bedelini aşmamak koşuluyla, kısmi karşılığa ilave olarak 1000 lira ödeyecek.
Üzerinde basıldığı tarih yer almayan çeklerin, 30 Haziran 2018 tarihine kadar bankaya ibraz edilmemesi halinde muhatap bankanın, bu kanuna göre ödemekle yükümlü olduğu tutara ilişkin sorumluluğu da sona erecek.
Çekin, yazılı düzenleme tarihinden önce ödenmek için muhatap bankaya ibrazı, 31 Aralık 2017′den önce geçersiz olacak.
Suç karşılığında uygulanan yaptırımı, idari yaptırıma dönüştüren fiiller nedeniyle soruşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca, kovuşturma evresinde bulunan dosyalar hakkında mahkemece idari yaptırım kararı verilecek.
Kanunun yayımı tarihinden önce verilen çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararlarına ilişkin kayıtlar, Merkez Bankasında tutulmaya devam edilecek.
TBMM ADALET KOMİSYONU…
12 Ocak 2012 Perşembe  (16.42)

‘ÇEK’E ÇEKİ DÜZEN

Erdoğan istedi, 2B’ye ‘kat’ rötuşu geliyor
Çekte hapis cezasını kaldıracak düzenleme ile 2B yasası Başbakan’ın talimatıyla yeniden gözden geçiriliyor. 2B’de yüksek gelir beklenen çok katlı yapıların üzerinde olduğu arsalarla ilgili çalışma derinleştiriliyor. Kat mülkiyeti sorununun nasıl aşılacağına bakılıyor.

İSTANBUL – Bakanlar Kurulu gündemine geçen hafta gelen 2B düzenlemesi Başbakan’ın talimatıyla yeniden gözden geçiriliyor.
CNBC-e’nin edindiği bilgilere göre, Başbakan Tayyip Erdoğan ve kabine üyeleri, özellikle İstanbul, İzmir ve Antalya gibi büyükşehirlerdeki değerli 2B arazileri üzerindeki çok katlı yapılardaki mülkiyet konusuna dikkat çektiler. Bu konuda karışıklık yaşanabileceği endişesini dile getirdiler. Bunun üzerine konunun tekrar ele alınması kararlaştırıldı. 2B ile ilgili düzenleme ancak Şubat ayı sonuna Meclis’e gönderilebilecek.
Yapılar kaçak statüsünde olduğu için belediyelerden kat mülkiyeti alınamıyor. Arsa üzerinden satıştaysa hak sahipliğinde karışıklık endişesi var. 2B düzenlemesi ile imar affı tartışmalarının da gündeme gelmesinden çekiniliyor. Bu kaygıyı gidermek için Maliye Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ortak çalışma yürütüp sorunu aşmaya çalışacak.


Aylardır tartışılan araziler, ‘rayiç bedel mi yoksa emlak vergisi üzerinden mi satılacak’ konusundaysa Bakanlar Kurulu bir karara vardı. Buna göre, rayiç bedel esas alınacak ve bunun yüzde 75′inin altına düşülmeyecek.
‘ÇEK’E ÇEKİ DÜZEN
Bakanlar Kurulu’nda ele alınan bir diğer yasa taslağı ise çek düzenlemesi oldu. Halen sahte çekten cezaevinde bulunanlara tahliye yolunu açacak yasal düzenlemenin Ocak sonunda Meclis’e gelmesi planlanıyor. Çek suçundan cezaevinde olan 8 bine yakın kişi serbest bırakıldığında alacaklıların maduriyeti nasıl giderilecek bu konuda teknik bir çalışma yürütülmesine karar verildi.
Düzenlemeyle vadeli çek konusuna da bir çeki düzen getirilmeye çalışılacak. Aslında nakit para anlamjna gelen çeklerin Türkiye’de senet gibi elden ele dolaştığına dikkat çeken yetkililer, bunu çeke vade sınırlaması getirerek aşmayı planlıyorlar.

Zerin ELÇİ
CNBC-e
Güncelleme: 16:57 TSİ 22 Aralık. 2011 Perşembe

‘Çek’te hapisler ‘anayasa ihlali’ sayıldı


‘Çek’te hapisler ‘anayasa ihlali’ sayıldı, tahliye için yasa değişiyor

‘Çek’te hapisler ‘anayasa ihlali’ sayıldı
Meclis, kapasitelerini aşan cezaevlerinde kısmen rahatlatma sağlamak amacıyla karşılıksız çek suçundan tutuklu ve hükümlü olanları yılbaşından önce tahliyesi için adım atmaya hazırlanıyor.
Karşılıksız çek suçunda “ekonomik suça ekonomik ceza” yaklaşımıyla hapis cezasını kaldıran yasa tasarısı yarın Bakanlar Kurulu’nda görüşülecek. Tasarıyla tahliye edilenler bir geçiş dönemi boyunca yeniden çek sahibi olamayacak. Çek talep edenlerin ödeme gücünün araştırılması konusunda bankalara yüklenen sorumluluklar işlevsel hale getirilecek. Merkez Bankası nezdinde oluşturulan merkezi sistem aracılığıyla, geçmişte çek sicili bulunanlara veya ödeme gücü zayıf görülenlere çek verilmeyecek. Tasarı, yerel mahkemelerde görülen 405 bin dosya ile Yargıtay’daki 53 bin dosya ve Yargıtay Başsavcılığı’nda incelenen 163 bin dosyayı etkileyecek. Bakanlar Kurulu’ndan yarın çıkması durumunda tasarının hızla Meclis Adalet Komisyonu’nun gündemine alınması ve yılbaşından önce yasalaştırılması hedefleniyor.
Tipik Anayasa ihlali
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya düzenlemeyle ilgili şunları söyledi: “2001’de Anayasa değişikliğinden bu yana çekler konusunda hapis cezasının yaşatılması tipik bir Anayasa ihlalidir. Anayasa Mahkememizin aleni Anayasa hükmüne rağmen hapis cezalarının Anayasa’ya uygun olduğu yönündeki kararı normatif bağlayıcılığı yanında kuşkusuz bir sapma oluşturur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. maddesi, gerekse Anayasamızın aynı doğrultudaki hükmü bu konuda yoruma elverişli olmayan bir açıklığı içerir.”


 Bülent SARIOĞLU
15 Aralık 2011

Hürriyet

Karşılıksız Çeklere Yeni Düzenleme


Daha önce defalarca burada paylaştığımızı üzere gerek Anayasa ve gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine göre ekonomik sözleşmelerden kaynaklanarak kişiler hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Türkiye de İnsan Hakları Sözleşmesi Protokolünde düzenlenen bu hükmü kabul etmiş ve Anayasa kapsamında da düzenleyerek bu hakkı vurgulamıştır.
Çekin Karşılıksız Çıkması bir Suç Değildir
Ekonomik ve ticari sözleşmeler gereği düzenlenen çekin karşılıksız çıkması nedeni ile çeki keşide eden hakkında hapis cezası verilmesi anılan bu maddelere uygun değil.
Mevcut düzenlemede çeki karşılıksız çıkan kişi hakkında çek düzenlemekten yasaklanmasına ve çek bedeli kadar da adli para cezasına hükmediliyordu. Teknik olarak hakkında hapis cezası verilmese de verilen adli para cezasının zamanında ödenmemesi halinde 100,00 TL için 1 gün hapis cezası hesabına göre hapis cezasına çevrilerek infaz ediliyor.
Teknik olarak sanık hakkında hapis cezası verilmese de zaten borcunu ödeyemediği için bu cezayla karşı karşıya kalan kişi hakkında bir nevi hapis cezası veriliyor
Yeni Tasarı ile Hapis Kaldırılıyor
Adalet Bakanlığı tarafından Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçuna ilişkin yeni düzenlemeler içeren bir tasarı üzerinde çalışmalar sürüyor.
Bu tasarıya göre 5941 sayılı Çek Yasasının çekin karşılıksız çıkması halinde ceza sorumluluğunu düzenleyen 5. maddesi; “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması hâlinde, hamilin talebi üzerine, çek hesabı sahibi gerçek ve tüzel kişi hakkında, çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da hesap sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri Cumhuriyet savcısı tarafından her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağına karar verilir.” şeklinde değiştirilmesi ve madde başlığında bulunan “Ceza Sorumluluğu” ibaresinin kaldırılması öngörülüyor.
Yapılacak bu değişiklik ile karşılıksız çek düzenleme suçu yürürlükten kaldırılıyor. Bu bağlamda T.C. Merkez Bankasına çek düzenleme yasağı bildirimini ve kararının talepte bulunulan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılacak. Artık mahkeme kararına gerek kalmayacak.
Mevcut Kararların Durumu
Yapılacak düzenlemeye mutlaka mevcut düzenleme gereğince haklarında karar verilen ya da yargılaması devam edenlerin akıbetinin de belirtilmesi gereklidir.
Bu düzenlemeye yer verilmemesi halinde ise Ceza Hukukunun genel ilkesi olan lehe hüküm uyarınca kararı veren mahkemelerin kendiliğinden yeni yasanın uyarlamasının yapılması uygun olacaktır.
21 KASIM 2011, Pazartesi 13:05:47
Yazar Av. Arda AŞIK
 www.yenidonemgazetesi.com

Önemli Yargıtay Kararı


10.Ceza Dairesi
Esas No : 2011/9960
Karar No : 2011/4259
Tebliğname No : 10-2011/59599

TÜRK MİLLETİ ADINA VERİLEN
YARGITAY KARARI
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık …………….. hakkında ANKARA 25.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 15/12/2006 tarihinde 2006/311 esas ve 2006/1032 karar sayı ile mahkumiyet hükmü verildiği, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra, Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın 24.02.2010 tarihli uyarlama talebi üzerine, aynı Mahkeme tarafından duruşma açılmaksızın yapılan inceleme sonucu 28.02.2010 tarihli ek karar sayılı ile uyarlama yapılarak “15.12.2006 tarihli hükmün sonuç para cezasının 49.650 TL adli para cezası ve tedbir hükmünün çek düzenleme ve çek hesabı açmaktan yasaklanmasına şeklinde değiştirilmesi suretiyle infazına” karar verildiği; bu kararın sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine, aynı Mahkeme’nin temyiz talebinin süre yönünden reddine ilişkin 04.01.2011 tarihli, aynı esas ve karar sayılı ek kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz isteminin reddine ilişkin kararın kaldırılarak esas hükmün bozulmasını isteyen tebliğnamesi ile 26/04/2011 tarihinde dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
15.12.2006 tarihli hükümde, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2,231/2 ve 232/6. Maddeleri uyarınca, kanun yoluna başvuru süresinin başlangıcının ve şeklinin açıkça belirtilmemesi nedeniyle; sanık müdafinin 28.12.2010 tarihli dilekçesinin 15.12.2006 tarihli hükme yönelik olduğu kabul edildiğinden 04.01.2011 tarihli ret kararı kaldırılmıştır.

28.12.2006 tarihli 2006/311 esas, 2006/1032 karar sayılı uyarlama hükmünün hukuken geçerli olmadığı kabul edilerek, 15.12.2006 tarihli ilk hükmünün esastan yapılan incelemesinde;
2) 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlanarak ayı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 Sayılı Türk ceza Kanunu’nun 2 ve 7 maddeleri de gözetilerek sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönlerini incelenmeksizin hükmün BOZULMASINA, hükmün kesinleştirilerek infaza verildiği anlaşıldığından İNFAZIN DURDURULMASINA, sanık bu suç nedeniyle cezaevine alınmış ise başka suçtan hükümlü veya tutuklu olmadığı takdirde SALIVERİLMESİNE ve bu konuda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasına 29.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
H.Ruhi Ö.Yılmaz Mustafa M.İsmet Yüksel
US ÇAMLIBEL KAYA YÖRÜK KOCAMIŞ
Karşılaştırıldı.
Yazı İşleri Müd.
H.K
http://rahmiofluoglu.wordpress.com/a-yargitay-karari/
Teşekkür ederiz .Alıntıdır.

ekm2510

CHP çek mağdurlarının mağduriyetini girecek yeni yasa teklifini TBMM Başkanlığına sundu






CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Abdi İpekçi Parkı'nda mağduriyetlerinin giderilmesi için eylem yapan bir grupla TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Konuya ilişkin hazırladığı kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na sunduğunu belirten Öztürk, çek mağdurlarıyla ilgili düzenlemenin Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kamu alacaklarının yeniden düzenlemesini de içeren torba kanun içinde yer almasını istedi.


"Tasarıda ne ararsanız var, ama olması gereken birçok konu yok" diyen Öztürk, ekonomik kriz nedeniyle borcunu ödeyemediği için çok sayıda mağdurun olduğunu ifade etti. Karşılıksız çekin hem ceza hukukun da hem de Avrupa ülkelerinde karşılığını olmadığını ifade eden Öztürk, "Hükümet bir yandan Avrupa Birliği'ne üye olmak için yasa çıkarıyor bir yandan da batı demokrasisinde olmayan bir uygulamayı yürürlüğe koyuyor" diye konuştu.


Geçen yıl Çek Kanunu'nda yapılan düzenlemeyle terörün finansmanı olan kara paranın önüne geçilemediğini, ticaretin önünün bloke edildiğini belirten Öztürk, konuya bakan asliye ceza mahkemelerini 'Asliye Çek Mahkemelerine', temyiz mahkemesi olan Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin ise Yargıtay Çek Dairesi'ni dönüştüğünü savundu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nda ise temyiz için bekleyen 70 bininin üzerinde dosya bulunduğunu belirten Öztürk, "Bir yandan mahkemeler felç olmuş, bir yandan ekonomi felç olmuş, bir yandan da aileler felç olmuştur" dedi.


İktidarın torba yasayı torba olmaktan çıkartıp çuval yasa haline getirdiğini savunan Öztürk, torba yasayı iktidarın kendi ihtiyaçlarına göre düzenlediğini öne sürdü.


EDA IŞIK
ANKARA
İHA

GÜÇLÜ ETKİN LOBİLER VE ÇEK KANUNU



Sayın Ali BAYRAMOĞLU TBMM Rize Üyesi Ankara 10 Aralık 2009 Sayın BAYRAMOĞLU; Bugün TBBM Genelkurulu’nda, yeniden düzenlenen “Çek Kanunu Tasarısı” sebebiyle yaptığınız kişisel konuşmanızda; belirttiğiniz, çek vasıtasıyla yapılan ekonomik faaliyetlerin büyüklüğü, ödenmeyen veya ödenemeyen çek adet ve tutarının, genel işlemlere göre düşüklüğü, düşünmesini bilenleri hayrete düşürecek derecede şaşırtıcıdır. İster kabul edilsin veya edilmesin; “Çeke güvenilirlik” adı altında düzenlenen tasarının, hâkim ve güçlü bir LOBİNİN varlığını göstermektedir. Hiç şüphesiz; bu GÜÇLÜ VE ETKİN LOBİYİ, bankalar, bir türlü önlenemeyen TEFECİLER, yasal izin adı altında faaliyet gösteren para satıcısı FACTORİNG ŞİRKETLERİ oluşturmuştur. Bu sebeple; yeni düzenleme, çeke güven sağlamaktan ziyade, finans ve bankacılık kesiminin gücünü artırmak ve hâkimiyetini devam ettirmek için düzenlendiği kanaatini doğurmuştur. Şöyle ki:
1- Ödenmeyen çeklere getirilen bu teminat; holdingler, bankalar, tefeciler ve factoring şirketlerinin çek dışında bir ödeme aracını kabul etmedikleri için, çek kullanımını yaygın hale getirmiştir.
2- Bankalar, çek yapraklarını yüksek ücretle sattıkları için, çek kullanımının yaygınlaşmasından büyük paralar kazanmaktadırlar.
3- Factoring şirketleri ve tefeciler, ödenmeyen çekler sebebiyle, hapis cezası kozunu kullanarak, borçlu ile ağır şartlar karşılığında anlaşmaktadırlar. Anlaşamadıklarını da, hapse göndermektedirler. Hapiste yatan veya yargılanan borçluların, kimlere borçlu oldukları araştırılırsa; belki de, şaşırtıcı ve düşündürücü bir gerçeği açığa çıkaracaktır.
4- Paralı kesim için, hapse giren ve hayatı kararan kişilerin sayısı önemli değildir. Terör suçlularına, katillere, hırsızlara dahî reva görülmeyen Adlî para cezası karşılığı getirilen hapis cezası, bu kesim için bir önlem ifade etmez. Onlar için önemli olan; çek kullanımının bu şekliyle devam etmesidir. Merakım şudur: Acaba siz; bu konuya önem vererek, bu hususları düşünebildiniz mi? Türkiye’nin; finans ve bankacılık kesimiyle, Türkiye’nin ekonomisini istek ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesini başaran ve idareleri baskı altında tutabilen 15-20 holdinge esir edildiğini, aklınıza getirdiniz mi? Sayın BAYRAMOĞLU; Teferruata girmeyeceğim. Size, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e gönderdiğim mektubumun suretini gönderiyorum. Saygılarımla. Ecz. Hüsnü Akıncı Eki: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e yazdığım 16 Kasım 2009 Tarihli mektubum. Sayın Cemil ÇİÇEK Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ankara 16 Kasım 2009 Sayın BAKAN; Uzun zamandan beri tartışılan ÇEK KANUNU hakkında; Toplumsal talep haline geldiği için konu üzerinde yeniden durulması gereğinin ortaya çıktığını, konuyla ilgili TBMM Adalet Komisyonu'nda yapılan çalışmaların belli bir noktaya geldiğini, ancak son şeklinin verilemediğini açıklayarak; “Herkes kendi yönünden olaya bakıyor. Çek konusu bir güven konusudur. Piyasada güven ve istikrar büyük ölçüde çekler yoluyla sağlanıyor. Eğer çekin güvenilirliği ortadan kalkarsa; bu da, ekonomik faaliyet bakımından beraberinde çok ssciddi sıkıntılar, sorunlar getirecektir. Piyasanın durması gibi sıkıntıları getirecektir. Özellikle içinden geçtiğimiz ekonomik sıkıntılar da hesaba kattığımızda... Bütün bunları hesaba katarak, son bir değerlendirme daha yapacağız. Sayın Babacan ilgili arkadaşlarımızla bu konuyu konuşacak, taraflarla konuşacak. Muhtemelen bir hafta içerisinde bunu da netleştirmiş olacağız.” ifadelerini kullandığınızı, gazetelerden okudum. Evet; belirttiğiniz gibi, ÇEK KANUNU, toplumsal talep haline gelmiştir. Bu olaya, kimin, nasıl baktığı önemli değildir. Önemli olan; bu kanunun, beraberinde ADÂLETİ getirip, getirmediğidir. Şöyle ki: Bilinmeyen ve görünmeyen bir el; LOBİ oluşturarak ve DEVLETİ de kullanarak, medenî Batı ülkelerinin hiçbirinde olmayan bir şekilde gayet ADÂLETSİZ bir ÇEK KANUNU’NU yürürlüğe koydurmuş ve kişiler arasında cereyan eden bir hukuku, devleti de işin içine katarak DEVLET HUKUKU haline getirmesini başarmıştır. Kişiler veya kurumlar arasındaki bütün ticarî muameleler, alacak-verecek işlemlerinden doğan ihtilâflar ve haklar; çekler hariç, hukuk mahkemelerinde ve icra-iflas kanunları kapsamında işleme tâbî tutulurken; Çekler için, adâletsiz bir işlem yürürlüğe konmuştur. Şöyle ki:
1- Ödenmeyen veya ödenemeyen çekler, icraya verildiği zaman, çek tutarının yüzde 5’i oranında ÇEK TAZMİNATINA tâbî tutulmaktadır.
2- Ayrıca savcılıklara şikâyet edilerek, asliye ceza mahkemeleri tarafından ADLÎ PARA cezasına hükmedilmektedir.
3- Çekini ödeyemeyip acze düşen borçlu, neticede hapse girmektedir. Adlî para cezasının ödendiğini farz edelim; o zaman, devlet alacağını alıyor ve kişi, hapse girmekten kurtuluyor. Ama; bunun, alacaklıya bir faydası olmuyor.
4- Kişiler arasındaki hukukî hakların; devleti de işin içine katarak, DEVLET HUKUKU haline getirilmesinin, ince bir hesabı, bilinmeyen bir gayesi olmalıdır. Merak edilen; bu işi, hangi etkin LOBİNİN başardığıdır. Bugünlerde, yeni Çek Yasası’nın düzenlenmesi çalışmaları sebebiyle bu konu, tekrar tartışılır hale gelmiştir. Edindiğim intiba, bankacılık ve finans kesimi temsilcilerinin, çeklerdeki hapis cezasının korunması hususunda etkin LOBİ oluşturduklarıdır. Sayın BAKAN; Hükümet olarak size düşen görev; beklentilerden ziyade ADÂLETİ sağlamaktır. Zîra; yürürlükteki ÇEK KANUNU, gayet adâletsiz bir kanundur ve Avrupa hukuk normlarına da uygun değildir. Ülkemizde maalesef, beraberinde adâleti getirmeyen yasalar mevcuttur ve bu yüzden de, Avrupa hukuk normlarına uymayan gariplikler yaşanmaktadır. Avrupa ülkelerinde borcundan dolayı hiç kimse, hapse girmemektedir. Bu bakımdan; yeni düzenlenecek Çek Yasası’nda, adâletin sağlanması hedef alınmalıdır. Şöyle ki: Piyasada vadeli işlemler için üç ödeme aracı kullanılmaktadır. Bunlar, AÇIK HESAP, KAMBİYO SENEDİ ve ÇEK şeklindedir. Açık hesap ve kambiyo senetlerinden oluşan borçlar, ödenmediği takdirde; takibi, İCRA ve İFLÂS Kanunlarına göre yapılır ve TAZMİNAT, ADLÎ PARA CEZASI veya İDARÎ CEZA uygulanmaz. Ödenmeyen ÇEK BORÇLARINDA ise, ayrıca ÇEK TAZMİNATI vardır ve ADLÎ PARA CEZASI uygulanır. Tabiatıyla ödeme güçlüğüne ve acze düşen kişiler, adlî ceza sebebiyle cezaevine girmektedirler. Bu durum da; çek ve senet borçlarının ödenememesi halinde, FARKLI ve ADALETSİZ bir uygulamanın varlığını göstermektedir ve bu adâletsizliğin hikmetini araştıran, sorgulayan çıkmamıştır. Acaba; bu adâletsizlik, Hükümetler üzerinde LOBİ oluşturan kesimlerin baskısı ile mi getirilmiştir? Konuyu, biraz açmak istiyorum:
1-Her ne kadar kanunlarda çek vadesi yoksa da; yıllardan beri vadeli çek kullanımı, piyasada yaygın olduğu için, teâmül haline gelmiştir. Bankalar dahî, vadeli müşteri çekleri karşılığı bazı müşterilerine kredi vermektedirler.
2-Bir türlü engellenemeyen büyük para sahibi TEFECİLER, resmî hüviyet kazanan FAKTÖRİNG şirketleri ve BANKALAR, vadeli çekler karşılığında faizle para satmaktadırlar.
3-Herhangi bir sebeple çeki karşılıksız kalan insanlara karşı TEFECİLER, FAKTÖRİNG ŞİRKETLERİ ve BANKALAR, kanunların da kendilerine tanıdığı imkân ve güce dayanarak, gayet acımasız davranmaktadırlar. Tefeciler ve Faktöring şirketleri, ÇEK TAZMİNATI ve ADLÎ PARA CEZASI imkânlarından yararlanarak ve bu imkânları tehdit aracı olarak kullanarak, haklarından fazlasını almaktadırlar ve tahsil imkânı kalmadığı takdirde borçluyu, cezaevine göndermektedirler. Bu durumda, uzlaşma kapıları da kapatılmaktadır. Bankalar ise; üçüncü şahıslara ait çeklere karşılık kredi verdiği müşterisinin zora düştüğünü sezdikleri anda; teminatta bulundurdukları üçüncü şahıslara ait çekleri, vadelerine bakmaksızın tahsile koymaktadırlar. Bu imkândan yararlanarak kendi alacaklarını kurtarırken, bir anda üçüncü şahısları zora sokmaktadırlar ve hattâ, birçok kişinin iflâslarına sebep olmaktadırlar. Bu durum, ÇEK KANUNU DÜZENLEMESİNDE; TEFECİLERİN, FAKTÖRİNG ŞİRKETLERİNİN VE BANKALARIN, idare üzerindeki BASKILARININ olduğunu göstermektedir. Nitekim, yeni Çek Kanunu düzenlemesi için Adalet Bakanlığı yetkililerinin, finans ve bankacılık kesiminden görüş aldıklarını, gazetelerden okudum. Zaten ödenmeyen veya ödenemeyen senet ve çek borçları arasındaki adâletsiz uygulamanın varlığı, başka bir ihtimâli akla getirmez. Zira; çekler, para sahipleri tarafından acımasız bir silâh olarak kullanılmaktadır. Ticaret hayatıdır: Ticarette, ihtilâfların çıkması, acze düşülmesi mukadderdir. Bunların çözüm yeri de, Hukuk Mahkemeleri, İcra ve İflâs Mercileri olmalıdır. Zaten öyledir; ayrıcalık, sadece çekler içindir. Öylesine büyük bir adâletsiz uygulamadır ki; bir acze düşerek, ÇEKİNİ ÖDEYEMEYEN BİR BORÇLU, icabında, bir TERÖRİSTTEN, bir KATİLDEN fazla hapis yatmaktadır.
4-Hükümetlerin uyguladıkları yanlış iktisadî politikalar, meydana gelen ekonomik krizler, vatandaşların ve ticaret erbabının zora düşmesine sebep olmaktadır. Örnek: Hükümetlerin, vatandaşlara olan borçlarını zamanında ödememeleri, yalnız alacaklıyı zora sokmaz; zincirleme bir etkiyle, bütün piyasayı zora sokar. Özellikle Türkiye; 29 yıldan beri uygulanan yanlış ekonomi ve para politikaları sebebiyle daimâ, krizlere maruz kalmış ve reel ekonomide, hiçbir zaman istikrar sağlanamamıştır. Tabir caizse; Türkiye, finans ve bankacılık kesimiyle, Türkiye’nin ekonomisini istek ve çıkarları doğrultusunda yönlendirmesini başaran ve idareleri baskı altında tutabilen 15-20 holdinge esir edilmiştir. Vatandaşları borç batağına sürükleyen, gelir dağılımındaki adâletsizliği yaygınlaştıran ve milleti fukaralaştıran gerçek, budur. Sayın BAKAN; Yargının işi, yürürlükteki kanunları uygulamaktır. Yargı, beraberinde adâleti getirmeyen kanunları, elbette ki, yok farz edemez. Oluşturulan içtihatlar da yine, yürürlükteki kanunlar çerçevesinde oluşturulur. Vatandaşların elinde ise hiçbir imkân yoktur. Zira; ADÂLETSİZ KANUNLARIN iptal istemi için ANAYASA MAHKEMESİNE götürülmesi, Cumhurbaşkanı’nın, Ana Muhalefet Partisi’nin, yeterli sayıda imza toplayan Milletvekillerinin ve yargının yetkisindedir. Bu mektubumla maksadımı ifade ettiğimi zannediyorum. Ödeme aracı olan KAMBİYO senetleriyle, ÇEKLER arasındaki ADÂLETSİZLİĞİN giderilmesi hususunda gereken girişimlerde bulunacağınıza ve kanayan yara ve zulüm haline gelen bu konuya, çözüm bulacağınıza inanmaktayım.

Saygılarımla.
Ecz. Hüsnü Akıncı

Yazı eski yazı fakat hala gündemini koruduğu gibi çek mağdurlarıda çığ gibi çoğalmaktadır.

Teşekkürler Sayın Hasan Sığırcı





Sayın; Başbakanım, Bakanlarım, Milletvekillerim, Anayasa Mahkemesinin Değerli ve Sayın Üyeleri.
 
Günlerdir ve aylardır; sizleri, fakslarımızla, mesajlarımızla, mektuplarımızla ve telefonlarımızla rahatsız edip durduk. Bizler büyük çoğunluğumuz; esnaf olan, ticaretle uğraşan, Devletimize vergi veren, yanlarındaki kişilere işveren durumunda iken, muhtelif sebeplerden ve ekonomik krizlerden dolayı, ceza evine giren ve girme aşamasında olan insanlarız. Unutmayalım ki; bizler borçlarımızı ödemek için uğraşırken bu durumlara düştük. Şimdilerde ise; başarısızsan suçlusun konumundayız. Bu durumda aşağıdaki hususların; tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir diye düşünüyorum.

1- 31.12.2008 tarihinden sonra, bilinen yasal boşluk ortada iken, halen bugün; Yüksek Yargı tarafından emsal olacak bir karar çıkmamıştır.
2- ÇEK CEZALARINDA; BANKALARA HER ÇEK YAPRAĞI İÇİN 600 T.L. CEZA VERİLİRKEN, BİZLERE ÇEK BEDELİ KADAR ADLİ PARA CEZASI VE CEZA ÖDENMEDİĞİNDE, HAPİS CEZASI VERİLMESİ UYGUN VE DOĞRUMUDUR? BANA GÖRE; ADİL BİR UYGULAMA OLACAKSA, BANKALARA VERİLEN PARA CEZASI BİZLEREDE VERİLEBİLİR, DAHA FAZLASI DEĞİL. BU CEZADA; İDARİ PARA CEZASI OLMALIDIR.
3- 5941 Sayılı yeni çek yasası ile taahhüt verilerek; geçici bir özgürlük kazanılmıştır ama, zaten her şeyini kaybetmiş olan bu insanlar, ellerinde olmayan imkanlardan dolayı, taahhütlerini yerine getiremeyerek, yeniden cezaevlerine döneceklerdir.

4- Belki sayın Milletvekillerimiz bilmiyorlar ama; birçok Asliye Ceza Mahkemelerimiz farklı farklı kararlar vermekteler, (verilen taahhütleri, samimi bulmadıklarından kabul etmeme gibi, 5941 Sayılı yeni çek yasasının; lehe olan hükümlerini uygulamamak gibi…)


Sayın; Başbakanım, Bakanlarım, Milletvekillerim, Anayasa Mahkemesinin Değerli ve Sayın Üyeleri. Bizim durumumuzda olan; binlerce insan mağdur durumdadır. T.B.M.M.’de bulunan Sayın Milletvekillerimiz, Anayasa Mahkememizin Değerli ve Sayın Üyeleri bu durumlarımıza bir çare bulmalıdırlar diye düşünmekteyim. Allah’ın izni ve sizlerin katkılarıyla; umuyor ve diliyorum ki, artık; karşılıksız çekten dolayı, hapis cezası tamamen kaldırılmış olur. Zaten birçoğumuz; işimizi, ekonomik gücümüzü, maddi ve manevi birçok değerlerimizi yitirmiş insanlarız. Hiç değilse bundan böyle; sadece ve sadece özgürlüklerimizi verin bizlere. Sayın; Başbakanımıza, Bakanlarımıza ve Milletvekillerimize, Anayasa Mahkemesinin Değerli ve Sayın Üyelerine, en derin saygılarımla. 11.07.2010


Hasan Sığırcı.
                                                                                       

ANAYASA MAHKEMESİ 25 Şubat 2010 Perşembe Günü Saat 09.30 da Yapılan Mahkeme Toplantısı


ESAS  SAYISI
------------------


2010/6

Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) TBMM Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha OKAY ile İstanbul Milletvekili Kemal KILIÇDAROĞLU



KONUSU
-----------


14.12.2009 günlü, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun:
A- 1- 5. maddesinin;
a- (1) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinin,
b- (2) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin,
c- (3) numaralı fıkrasının ikinci tümcesinin,
d- (4) numaralı fıkrasında yer alan “… gerçek ve …” ibaresinin,
2- 7. maddesinin,
3- Geçici 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,
B- 1- 5. maddesinin;
a- (9) numaralı fıkrasının,
b- (11) numaralı fıkrasının,
2- 6. maddesinin,
3- Geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrasının,
iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemi.


İNCELEME EVRESİ
--------------------------

İlk

VERİLEN KARARIN SONUCU
---------------------------------------

- Esasının İncelenmesine,

- Yürürlüğün durdurulması isteminin esas inceleme aşamasında ele alınmasına,

OYBİRLİĞİYLE,

ÇEK HUKUKUNDA GÜNCEL GELİŞMELER PANELİ

ÇEK HUKUKUNDA GÜNCEL GELİŞMELER PANELİ 13 MAYIS 2010 İstanbul Ticaret Üniversitesinde



kaynak link

YENİ ÇEK KANUNU “Askıya Alma Modeli”

GİRİŞ
Bilindiği gibi, karşılıksız çek keşide edenlere eski yasaya göre (ki yeni Yasa’da da aynı durum söz konusudur)  yani 3167 sayılı Kanun’un 16. maddesine göre (yeni 5941 sayılı Yasa’da  bu husus 5. maddede hüküm altına alınmıştır.)  karşılıksız çıkan çek bedeli tutarında adli para cezası verilmekte ve bu para cezası  ödenmediğinde de günlüğü 100 TL üzerinden hapis cezasına çevrilmekteydi.
Ekonomik krizin son yıllarda had safhaya çıkması, karşılıksız çeklerinde hızla artmasına neden olmuştur. Karşılıksız çekleri ödeyemeyen çek hamilleri de adli para  cezasına çarptırılmış ve bu para cezalarını da ödeyemedikleri için hapis cezasına  çevrilmesinden dolayı cezaevlerine düşmüşlerdir.
Çünkü, adli para cezasını ödeme gücü olan çek hamili zaten gider karşılıksız çıkan çekini öder ve verilen cezayı düşürürdü. Ödeme gücü olmadığından, çek bedelini ödeyemediği gibi verilen adli para cezasını da ödeyemediğinden hapis yatmak zorunda kalmışlardır.
Gerek art niyetli olarak ve sırf zaman kazanmak için gerekse  hataların ve yanlış kararların düzeltilmesini sağlamak için Asliye Ceza Mahkemelerinden verilen binlerce, onbinlerce ceza kararına karşı temyize gidildiğinden şu anda Yargıtay’da binlerce, onbinlerce incelenme sırasını bekleyen dosya mevcuttur. Kesinleşen dosyalarda ise verilen adli para cezasını ödeyemeyen yine binlerce kişi ceza evlerinde yatmaktadır.
Bütün bu beklentilere cevap vermek üzere, 5941 sayılı Çek Yasası esas komisyon olan Adalet Komisyonu’nda görüşülürken, komisyonda bu af beklentilerine bir çözüm olmak üzere  “Askıya Alma Modeli” benimsenmiş ve Yasa’ya geçici 2. madde eklenmiş ve genel kurulda da kabul edilerek yasalaşmıştır. Aşağıda bir nevi AF maddesi olan bu madde irdelenmiştir.

II- MADDE METNİ
5941 sayılı Çek Kanunu, 20.12.2009 tarih ve 27438 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir.
Geçici Madde-2: (1) 3167 sayılı Kanun’un 16. maddesinde tanımlanan suçtan dolayı, 01.11.2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;
a) Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.
b) Bu Kanun’un 6. maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir.
(2) Birinci fıkrada yazılı anlaşma veya taahhütnamenin en geç 01.04.2010 tarihine kadar düzenlenmiş ve mercîlerine verilmiş olması şarttır. Birinci fıkranın (b) bendinden yararlanan kişi, taahhütnamede belirttiği süre içinde şikâyetçi ile anlaşmaya varması ve bu anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından mercilerine verilmiş olması hâlinde, aynı fıkranın (a) bendi hükmünden yararlanır. 
(3) Soruşturma veya kovuşturmanın durması hâlinde dava zamanaşımı; hükmün infazının ertelenmesi veya durdurulması hâlinde ise ceza zamanaşımı işlemez.
(4) Anlaşmanın gereği gibi ifa edilmiş veya bu Kanun’un 6. maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarın ödenmiş olması hâlinde; kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir.
(5) Şikâyetçinin başvurusu üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde, soruşturmaya, kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilir.
(6) Soruşturma veya kovuşturması durdurulan ya da hükmün infazı ertelenen veya durdurulan kişi hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilebilir.

III- AÇIKLAMALAR
Öncelikle maddeye ilişkin Adalet Komisyonu’nun gerekçesini belirtelim:  “01.11.2009 tarihi itibarıyla karşılıksız çek suçlarından adliyeye intikal edenler hakkında geçici bir uygulama öngörülmektedir. Bu kategorideki şüpheli, sanık ve hükümlüler yönünden cezai tehdit
olmaksızın çekte tecessüm eden borcu ödeme imkanı tanınmaktadır. Geçici madde, bu eksen içindeki hukuki yansımaları düzenlemektedir.”
Kanun’un geçici 2. maddesi, aslında çıkan Yeni Çek Kanunu’ndan daha çok konuşulan, daha umutla beklenen bir af maddesi olmuştur. 
Maddenin 1. fıkrasında da görüleceği üzere , karşılıksız çek keşidesi nedeniyle hakkında soruşturma, koğuşturma dosyası yahut kesinleşmiş mahkumiyet hükmü bulunan kişiler bu madde hükmünden yararlanabilecekler. Her ne kadar basında sadece cezaevlerindeki mahkumları  affedecek ve salıverilmelerini sağlayacak bir madde  gibi lanse edilen bu maddenin, aslında 01.11.2009 tarihi itibariyle dosyası savcılıkta bulunan (soruşturma şamasında olan) kişilere de uygulanacağı yadsınamaz bir gerçektir. Madde de ikili bir sistemle cezaları askıya alma modeli benimsenmiştir. Bu ikili sistemin ilki şikayetçi ile varılacak anlaşma sonucu askıya alma, ikincisi ise anlaşma olmaksızın taahhüt yoluyla askıya alma sistemidir. Şimdi bunları inceleyelim:
A- ŞİKAYETÇİ İLE ANLAŞMA YOLUYLA CEZANIN ASKIYA ALINMASI
Geçici 2. maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan düzenlemeye göre; bu bent hükmünden yararlanabilmek için;
a) Şikayetçi ile karşılıksız çek keşide edenin belirledikleri  bir miktar üzerinde anlaşmaları,
b) Şikayetçi ile karşılıksız çek keşide edenin belirledikleri miktarın belirledikleri vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaları,
c) Anlaşma metninin bir nüshasının şikayetçi yahut vekili tarafından yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına (soruşturma aşamasındaki dosyalar için) veya mahkemeye (koğuşturma aşamasındaki dosyalar yahut kesinleşmiş kararlı dosyalar için) verilmesi.
Bu şartların sağlanması halinde anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir.
Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmayacaktır.
Bu bent hükmünden karşılıksız çek keşide edenlerin yeterince yararlanmaları çoğu zaman mümkün olamayacaktır. Çünkü keşide tarihi 3-5 yıl öncesine ait olan çeklerde alacaklı (şikayetçi) ile keşidecinin borcun miktarı konusunda anlaşabilmeleri çok zayıf ihtimaldir ve hatta hiç anlaşamama ihtimalide mevcuttur.  Rastladığımız bir çok olayda, şikayetçiler veya genellikle vekilleri çok kısa bir vade belirleme ve ödenecek miktarı çok fahiş boyutlarda talep etmektedirler. Madde metninde bir asgari veya azami süre belirlenmemiş olması büyük bir eksikliktir.
İşte bu bent hükmüne göre anlaşamayan keşidecilere daha pratik bir başka yol daha sunulmuştur.
B- TAAHHÜT YOLUYLA CEZANIN ASKIYA ALINMASI
Geçici 2. maddenin 1. fıkrasının (b) bendinde ise çek keşidecilerine  kanuni ve kabul gerektirmeyen bir imkan sunulmuştur. Bu bent hükmünden yararlanmak için gerekli şartlar ise şöyle:
a) Karşılıksız çek keşide eden kişinin (hesap sahibinin), karşılıksız kalan çek bedelini, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı (şu anda yürürlükteki faiz oranı yıllık % 16’dır. TCMB Tebliği) üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte ödemeyi taahhüt etmesi,
b) Toplam ödeme süresinin taahhüt tarihinden itibaren 2 yılı aşmaması ve belirli vadeler içermesi,
c) Taahhütnamede yer alacak birinci yıl ödenmesi gereken taksidin, toplam borcun üçte birinden az olmaması,
d) Taahhütnamenin, hesap sahibi çek keşidecisi), yasal temsilcisi yahut vekili tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi.
Bu şartların sağlanması halinde anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu halde, taahhütnamenin bir örneği de alacaklıya gönderilir.
Görüldüğü gibi, bu yolun uygulanması keşideciler açısından çok daha kolay ve pratikliği olan bir usul olacaktır. Çünkü, hem şikayetci (alacaklı) ile anlaşma şartı yoktur ve hemde 2 yıllık bir vade vardır.
Ancak, vade süresi 2 yıl olarak belirlenmiş fakat taksitlendirmelerin nasıl olacağı hususu gözardı edilmiştir. Şimdi bunu bir örnekle açıklayalım:
Örnek-1: Çek keşidecisi Bay (A)’nın, Yasa’ya göre yapılan hesaplamada toplam ödemesi gereken borcunun 5.000 TL olduğunu varsayalım. Bay (A), 31.12.2009 tarihinde taahhütte bulunuyor ve  ilk taksidini 31.12.2010 tarihinde ve 1.667 TL ikinci taksidini de 31.12.2011 tarihinde 3.333 TL olarak ödeyeceğini belirtiyor.
Bay(A)’nın, bu şekilde taahhütte bulunması tamamen Yasa’ya uygundur. Yasa’ya göre borcun vadesi 2 yılı geçemez şartına, ilk yıl taksidinin borcun 1/3’ünden aşağı olamayacağı  şartına uymuştur.
Örnek-2: Çek keşidecisi Bay (B)nin, maddeye göre yapılan hesaplamada toplam borcunun yine 5.000 TL olduğunu varsayalım. Bay (B), 31.12.2009 tarihinde taahhütte bulunuyor ve ilk taksidi 31.01.2010 tarihinde başlamak üzere  24  ay eşit taksitler halinde borcunu ödeyeceğini belirtiyor.
Bay (B)’nin, taahhüdü de tamamen yasaya uygundur. Şartları yerine getirmiştir.
Örnek-3: Çek keşidecisi Bay (C)’nin, toplam borcu yine 5.000 TL olduğunu varsayalım.  Bay (C ) 31.12.2009 tarihinde taahhütte bulunuyor ve borcun 1/3’ü olan 1.667 TL’yi ilk taksidi 31.01.2010 tarihinde başlamak üzere aylık 139 TL’lik taksitler halinde ödeyeceğini, kalan 3.333 TL’yi de  ilk taksidi 31.01.2011 tarihinde başlamak üzere aylık eşit taksitlerle bir yıl içinde ödeyeceğini taahhüt ediyor.
Bay (C)’nin taahhüdü de tamamen yasaya uygundur. Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Bir başka hususta uygulanacak olan temerrüt faiz oranının hangi tarihteki oran olarak uygulanacağı yasada belirtilmemiştir. Bilindiği üzere T.C. Merkez Bankası tarafından bu oran günün şartlarına göre sürekli değiştirilmektedir. Bugün için uygulanan oran olan % 16 oranı borca ibraz tarihinden itibaren direk olarak yıllık bazda mı uygulanacak yoksa ibraz tarihinden itibaren TCMB Tebliğlerine göre kademeli oranlar mı uygulanacaktır. Örneğin;
İbraz tarihi 30.05.2005 olan bir çeke her yıl için % 16 oranı uygulanarak mı yoksa o tarihten itibaren belirlenen oranlar kademeli olarak uygulanarak mı borç miktarı tespit edilecektir. Bu konuda tereddüt bulunmaktadır. 
C- UYGULAMA İLE İLGİLİ DİĞER HÜKÜMLER
Maddenin 2. fıkrası ise 1. fıkranın (a) ve (b) bentlerindeki seçenekler arasında geçiş imkanı sunuyor.  2. fıkraya göre 1. fıkranın (a) ve (b) bentlerindeki seçeneklerden yararlanabilmek için (a) bendine göre hazırlanmış yazılı anlaşmanın yahut (b) bendine göre hazırlanan taahhütnamenin verilmesi ve hüküm doğurması için son tarih 1 Nisan 2010’dur.
Ayrıca, 1. fıkranın (b) bendine göre taahhütname veren kişi, taahhütnamede öngörülen ödeme süresi içinde şikayetçi ile anlaşır ve şikayetçi/vekili tarafından anlaşmanın bir nüshası yetkili Savcılık yahut Mahkemeye verilirse, yazılı anlaşma hükümlerinden yararlanabilecektir.
Bu son hükmün  pek rağbet görecek bir yanı yoktur. Ama 1. fıkranın (b)   bendine göre taahhütname verip, ilk yıl taksiti olarak mecburen ve tamamen ödenmesi gereken 1/3 oranındaki kısım ödenmezse; bu hükümle borçlu sanığa, alacaklıyla anlaşması şartıyla 2. bir imkan daha sunulmuş oluyor.
Maddenin 3. fıkrasına göre, soruşturma veya kovuşturmanın durması hâlinde dava zamanaşımı;  hükmün infazının ertelenmesi veya durdurulması hâlinde ise ceza zamanaşımı işlemeyecektir.
Maddenin 4. fıkrasına göre, 1. fıkranın (a) bendine göre hazırlanan anlaşmanın gereği gibi ifa edilmiş olması veya (b) bendine göre hazırlanan taahhüt ile karşılıksız kalan çek bedelinin, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’a göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte ödenmiş olması hâlinde; kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilecektir.
Maddenin 5. fıkrasına göre, şikâyetçinin başvurusu üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde, soruşturmaya, kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilecektir.
Maddenin 6. fıkrasına göre, soruşturma veya kovuşturması durdurulan ya da hükmün infazı ertelenen veya durdurulan kişi hakkında Ceza Muhakemesi Yasası’nın 109. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendinde yer alan Yurt Dışı Çıkış Yasağı adlî kontrol tedbirine karar verilebilecektir. 
Bu yurt dışı çıkış yasağı tedbiri takdiri bir tedbir olarak konulmuştur. Oysaki, büyük miktarlı borçları bulunan ve kesinleşmiş mahkumiyetleri olup da ceza evinden salıverilenler veya cezaevine girmemiş olmakla birlikte cezaları kesinleşenler için “adli kontrol tedbirine de hükmedilir” şeklinde düzenlenseydi kanaatimizce  yasanın ruhuna daha uygun düşerdi.

IV- SONUÇ

Yukarıda da açıklamaya çalıştığımız gibi, tüm eksikliklerine rağmen, bu AF niteliğindeki hükmün çıkarılmış olması son derece isabetli ve yararlı olmuştur. Her ne kadar af olarak nitelendirilse de bu bir af değil, yalnızca cezayı askıya alma uygulamasıdır. Çünkü af olsaydı, borçluların borçları sıfırlanarak salıverilmeleri gerekirdi. Oysa burada demoklesin kılıcı gibi,
Hapis ve adli para cezası yaptırımı çek keşidecilerinin borçlarını ödemesinin sağlanması için durmaktadır.
Ekonomik krizden dolayı çok güç durumda olan iyi niyetli borçlular ve çek keşidecileri için son derece sevindirici bir düzenleme olmuştur. Dileriz beklenen verim elde edilir ve binlerce, onbinlerce çek dosyaları  ortadan kalkar ve adalet sistemimizde bir rahatlama oluşur.
Yasa ile getirilen diğer tüm değişikliklerle ilgili açıklamalarımızı da başka yazılarımızda yapacağız.
www.yaklasim.com

"Çek mağdurlarının sorunlarını gidermediğini, ertelediğini"


CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk, yeni Çek Kanunu`nun "çek mağdurlarının sorunlarını gidermediğini, ertelediğini" öne sürdü. 
Öztürk, Küçük ve Orta İşletmeler Sanayici ve İş Adamları Dayanışma Derneği`nin (KOSİAD) Barcelo Eresin Otel`de çek mağdurlarına yönelik düzenlediği toplantıda, 20 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanununa ilişkin konuşma yaptı.

İktidarın toplumsal ihtiyacı ve hukuka uygun olup olmadığını dikkate almadan yasalar yaptığını savunan Öztürk, Genel Kurul`da önergelerle yasa yapma, hatta önergelerle Anayasa değişikliği yapma devrinin başlatıldığını, bunun kabul edilemez bir durum olduğunu vurguladı.

Öztürk, Çek Kanunu`nun 453 bin 778 kişiyi ilgilendirdiğini dile getirerek, kanunun çıktığı 14 Aralık 2009`da 3167 sayılı Çek Yasası`na muhalefetten dolayı cezaevlerinde 2 bin 179 kişi bulunduğunu, 1488 kişinin tahliye edildiğini ve dün itibarıyla bu suçtan hapiste bulunan kişi sayısının 591 kişi olduğunu anlattı.

Yeni Çek Kanunu`nun çekteki miktarı ödeyemediği için karşılıksız çek keşide etmek suçundan cezaevinde yatan, onları eş ve çocuklarının, hapishaneye girme tehdidi altında olduğu için evini barkını terk ederek ailesinden uzakta yaşayanların beklentilerini karşılayamadığını vurgulayan Öztürk, şöyle devam etti:

"Bu kanun toplumda `çek mağduru` diye tanımlanan insanların feryat figanlarına çare bulunması için hazırlandı. Ama siyasi iktidar tercihini mağdurlardan değil güçlüden yana kullandı. Yeni Çek Kanunu bankaların hükümete baskı ve telkinleri doğrultusunda çıkarılmıştır. Bu kanun çek mağdurlarının sorunlarını gidermemiştir, ertelemiştir. Ama mağduriyet ertelenmiyor, sürekli yaşanıyor."

Öztürk, yeni kanunda alacaklının tahsilini garanti altına almak için ceza getirildiğini, bono alacaklısı için farklı hukuki rejim öngörülürken, çek alacaklısı tahsilini garanti altına almanın hukukla bağdaşmadığını öne sürdü.
  Kaynak:AA

"YENİ ÇEK KANUNU" TAAHHÜDE UYMAMANIN ( TAAHHÜDÜ İHLALİN ) SONUÇLARI

TAAHHÜDE UYMAMANIN ( TAAHHÜDÜ İHLALİN ) SONUÇLARI

Geçici 2. maddenin 1. fıkrasın b bendi gereği , kanunun öngördüğü usulde hazırladığı taahhütnamesini , 01/04/2010 tarihine kadar ( madde metninde “ en geç 01/04/2010 “ dediği için bu günün de dahil olacağını düşünüyoruz. ) savcılık yahut mahkemesine veren kişiler hakkında taahhütnamede belirtilen süre kadar,

- Soruşturmanın durmasına ( savcılık dosyasının durmasına )


-kovuşturmanın durmasına ( mahkeme dosyasının durmasına )


-hükmün infazının ertelenmesine ( kesinleşen kararlar bakımından aramaların durdurulması )


-hükmün infazının durdurulmasına ( cezaevinde olanların infazlarının durdurularak çıkarılmalarına )

karar verilecektir. Madde metninde geçen “taahhütnamede belirtilen süre kadar “ şeklindeki ifade taahhütte öngörülen ve üst sınırı 2 yıl olan süredir. Yani , taahhüdünde 2 yıllık bir ödeme süresi öngören kişinin dosyası yahut cezasının infazı , taahhüdü ihlal etse de 2 yıl boyunca duracaktır. Burada taahhüdün ihlaline rağmen dosyanın yahut infazın halen durmasının sebebi ise giriş kısmında belirttiğimiz ( 3. imkan ) “ anlaşmasız ertelemeden sonra ve ancak taahhütte öngörülen ödeme süresi içinde yapılabilecek erteleme anlaşmasına “ süre sağlamaktadır ( g. md 2 / f.2 / 2. cümle ). Ancak unutulmamalıdır ki , taahhüdün ihlali halinde , bir önceki cümlede bahsedilen 2 yıllık süre ( ödeme süresi ) dolmasa da şikayet eden “ erteleme anlaşması “ yapılmasını beklemeyerek dosyanın yahut infazın kaldığı yerden devamını isteyebilir ( g. md 2 / f.5 ). Nihayetinde , taahhüdün ihlali halinde ise dosyalar bakımından dosyanın durduğu yerden cezai işlemlere devam olunacağı gibi , hakkında karar verilmiş olanların cezalarının infazına başlanacak , cezaevinden taahhütle çıkanların cezalarının infazına ise devam edilecektir. Bu makaleden alıntı yapmak için alıntı yapılan yazıya aşağıdaki ibare eklenmelidir :



"Yeni Çek Kanunu İle Getirilen “ Anlaşmasız Erteleme “ İmkanı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ufuk Kara'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

YENİ ÇEK KANUNU İLE GETİRİLEN “ ANLAŞMASIZ ERTELEME “ İMKANI

YENİ ÇEK KANUNU İLE GETİRİLEN “ ANLAŞMASIZ ERTELEME “ İMKANI


A- ) ANLAŞMASIZ ERTELEME İMKANI

ŞARTLARI

1- ) YARARLANABİLECEK KİŞİLER : İmkandan yararlanmak isteyen kişilerin (sanığın) 3167 sayılı kanunun 16. maddesinde tanımlanan “ KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK SUÇU “ nedeniyle , 1/11/2009 tarihi itibarıyla, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerden olması gerekir ( g. md 2/f.1) Daha açık bir ifadeyle , bu imkandan yararlanmak isteyen kişilerin 1/11/2009 tarihi itibariyle karşılıksız çek keşide etmek suçundan en azından savcılığa şikayet edilmiş olmaları gerekir. Dosyası henüz mahkemede olup duruşması devam eden , dosyası karara çıkmış , hakkında mahkumiyet kararı verilmiş , hakkında verilen karar kesinleşmiş yahut kesinleşmemiş kişilerle dosyası temyizde ( Yargıtay ) olan kişiler ise bu imkandan hayli hayli yararlanacaklardır. Hakkında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olup arananlar ile ceza infaz kurumlarında bulunanlar da bu imkandan yararlanabileceklerdir.

Madde metninde 1/11/2009 tarihi itibariyle denilmektedir. Kanunda açıklık bulunmadığından bu tarih dahil olmalıdır . Yani , 01/11/2009 günü savcılığa şikayet edilenler de bu imkandan yararlanabilmelidirler.

Acaba şirket yetkilisi olduğu için yahut başkasının çekini imzaladığı için yargılananlar , taahhütnameyi kimin adına verecekler ? Kanunun geçici 2. maddesinin ilk cümlesi “…… haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin “ şeklindedir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere kanun tarafları alacaklı – borçlu diye değil şikayetçi – sanık şeklinde nazarı dikkate almış . Bu vesileyle şirket yetkilisi olmaları yahut başkasının çekini imzalamaları nedeniyle yargılanan yahut mahkum olanlar kendi adlarına taahhüt vermeliler. Zira bir zamanlar yetkilisi oldukları şirkette şimdi yetkili olmayabilirler yahut söz konusu tüzel kişilik feshedilmiş olabilir. Ancak , geçici 2. maddenin “ anlaşmasız erteleme “ imkanından yararlanmak için taahhütname hazırlayan şirket yetkilisi ,borcu şahsen ödemeyi kabul etmiş olmaz mı ? Kanunun tanıdığı imkandan yararlanarak cezadan kurtulmak isterken şirket borçlarını şahsen ödemeyi kanuni bir mecburiyetten dolayı kabul etmek zorunda kalmış olmaz mı ? Ya da geçici 2. madde kapsamında verilen taahhüdün alacak borç ilişkisi oluşturan bir yönü olur mu ? Bu soruların cevapları ise yukarıda madde metninin ifadesine dayanarak savunduğumuz “şirket yetkilisi olmaları nedeniyle yargılanan yahut mahkum olanlar kendi adlarına taahhüt vermeliler “ sonucunu çürütmektedir. “ Başkasının çekini imzaladığı için yargılananlar “ ise mutlaka kendi adlarına taahhüt verecekler , zira suçu olmayan çek sahibini taahhüt altına sokamayız herhalde. Bu noktada belki de kanun koyucunun , karşılıksız kalan borçların tahsili için de bir yöntem düşündüğünü ve onun için doğrudan borçlular değil de sanıkların/mahkumların taahhüt vermesini öngördüğünü söyleyebiliriz.


2- ) TAAHHÜT VERİLMESİ

a-) Taahhüdün niteliği ve içeriği

a1 - ) Taahhüt YAZILI olmalıdır. Zira kanun , anlaşmanın ilgili makama verilmesini ve bir nüshasının da alacaklı tarafa gönderilmesini öngörüyor. ( g. md 2 / f.1 / a ve b bentleri) .Aynı şekilde maddenin 2. fıkrasının başlangıcındaki “ yazılı anlaşma “ ifadesi de bu mecburiyete işaret etmektedir. Diğer bir deyişle taahhüt dilekçe şeklinde verilmelidir. Bu dilekçe şeklindeki taahhütname en az 2 nüsha olacaktır. Nüshalardan biri savcılık yahut mahkeme dosyasında kalacak , diğer nüsha ise savcılık yahut mahkeme tarafından şikayet edene gönderilecektir. Ancak şu sıralar bazı mahkemelerde , özellikle ifade için açılan talimat dosyalarda sanığa bu kanuni imkan açıklandıktan ve yararlanmak isteyip istemediği sorulduktan sonra taahhütlerin tutanağa geçirilmek ( yazılmak ) suretiyle alındığını ve ilgili mahkemesine gönderildiğini müşahade ettik. Bu yararlı ve kırtasiyecilik zulmünü azaltacak uygulamada ise mahkemeler yahut savcılıklar ilgili tutanağın bir nüshasını şikayet edene göndereceklerdir.

a2 - ) Taahhüdün İçeriği : Hazırlanacak taahhütte “Karşılıksız kalan çek bedelinin , üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanuna göre ticarî işlerde temerrüt faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizi ile birlikte BELİRLİ VADELERDE ödeneceği “ taahhüt edilmelidir ( g. md 2 / f.1 , md 6 / f. 1 ) .

Peki bu taahhüt kısmında ne kadar ayrıntıya yer verilmelidir ? Yukarıda belirttiğimiz ve bazı mahkemelerde şahit olduğumuzu söylediğimiz uygulamada , mahkemelerin “ Davaya konu …… Bankası ……. Hesabından alınan ………… nolu ………… keşide tarihli ……….. ibraz tarihli ……… bedelli çek bedelini ticari işlerde temerrüt faiziyle beraber …………….. ( misal 20/03/2012 , bu tarih taahhüt tarihinde tam 2 yıl sonrasıdır ) tarihinde ödemeyi , ilk yıl taksidi içinse borç ve faizin 1/3 ‘ünü ……………. ( Misalen 20/03/2011, bu tarih taahhüt tarihinde tam 1 yıl sonrasıdır ) tarihinde ödemeyi , kalan 2/3 lük kısmı ise 20/03/2012 ( misal 20/03/2012 , bu tarih taahhüt tarihinde tam 2 yıl sonrasıdır ) tarihinde ödemeyi kabul ve taahhüt ederim. “ şeklinde bir beyan şeklinde taahhüt alınmakta ve faiz hesaplanmadan temel hatlarıyla , sanığa ödeme günleri , cins ve oran olarak neleri ödeyeceği söylenmektedir.

Kanun metninde yer alan “ ……… hesaplanacak faizi ile birlikte “ ifadesi her ne kadar sanki yazılı taahhütte bir faiz ve toplam hesabı yapılması ve taksit miktarlarının net olarak gösterilmesi gerektiği yönüne düşüncemizi sevk etse de , maddeden umulan yararın azami ölçüde sağlanması bakımından yukarı verdiğimiz mahkeme uygulamasını doğru buluyor , taahhütnamede bir faiz yahut taksit hesabı yapılmaması gerektiğini düşünüyoruz. Diğer yandan bu imkan , karşılıklı icap ve kabul gerektiren bir imkan olmadığından böyle bir ayrıntı yahut hesaplamaya da gerek görülmemelidir. Aksi halde hem vatandaş hem savcılık ve mahkemelerimiz hem de avukatlarımız işi gücü bırakıp faiz ve taksit hesaplarıyla ve bu hesaplamalara yapılacak itirazlarla uğraşmaya başlarlar ki bu da zaten kör topal ilerleyen adalet sistemini daha da yavaşlatacaktır.

Yukarıda da öz olarak ifade ettiğimiz üzere taahhütnamelerde hesaplamaya yer verilmemeli , taksit ve ödeme tarihleri ile ne zaman ne oranda bir ödeme yapılması gerektiğine dikkat edilmelidir. Ancak burada hukukçulara ( kalem personellerimiz ve arzuhalcilerimiz dahil ) taahhüt tarihiyle taksit ödeme tarihlerinin ve taksit oranlarının madde kapsamına uygun hazırlanıp hazırlanmadığının kontrolü görevi düşer ki maddeden yararlanmak isteyip de taahhütnamesi kanuna uygun olmayan bir taahhüt yaptı maddede öngörülen imkandan yararlanamayan kimse olmasın. Bu bakımdan taahhütlerde asgari olarak ,savcılık / mahkeme bilgileri ( mecburi ), sanık ve şikayetçiye varsa vekillerine ilişkin bilgiler ( mecburi ) , taahhüde konu çeke ilişkin bilgiler ( Bu unsurun mecburi olup olmadığı tartışılabilir. ) , taksit tarihleri ( mecburi ), taksit tarihlerinde çek bedeli ve faizden oluşacak toplam borcun ne kadarının ödeneceği ( mecburi ) ve “ taahhüt ve benzeri kabullenme “ ifadelerine ( mecburi ) yer verilmelidir.

Ticari işlerde temerrüt faiz oranı ise 12 Haziran 2009 tarih ve 27256 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Merkez Bankası tebliği ile yıllık % 19 ‘dur.

Madde metninde belirli bir taksit sayı öngörülmese de “ ilk yıl 1/3 şartı ödeme şartı “ bulunduğundan en az 2 tane açıkça belirlenmiş taksit tarihi olması gerekiyor. Bu taksit tarihlerinden biri ise ilk yıl içinde bulunmak zorunda.( g. md 1 / f.1 / b. bendi / 3. cümle ) İkiden fazla taksit yapma imkanı da tabiki vardır , Ancak biz örneğimiz anlaşılsın diye 2 taksit gibi açıklama yapacağız. Kanun , taahhütnamenin ilgili Savcılık / Mahkemeye verildiği tarihten itibaren 2 yıl içinde borcun ödenmesini ve ilk yıl içinde borcun temerrüt faiziyle beraber en az üçte birinin ödenmesi gerektiğini öngörüyor. ( g. md 1 / f.1 / b. bendi ) ( Kanunda taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl denilse de kanımızca burada taahhütnamenin savcılık yahut mahkemeye verilmesi tarihi baz alınmalı ya da taahhütler en azından verilme tarihine göre hazırlanmalıdır. )

Örnek vermek gerekirse , 3000 TL borcu olan kişi 10/01/2010 tarihinde taahhüdünü ilgili makama verse , ilk taksit tarihi ( yahut ilk yıl için birden fazla taksit öngörülürse ilk yılın 1/3 meblağını tamamlayacak son taksit tarihi ) en geç 1 yıl sonra yani 10/01/2011 tarihi olmalıdır. 10/01/2011 tarihinde bu borcun 1/3 ‘ünü ( 1000 TL ) , yıllık %19 faiziyle ( 3000 X %19 X 1 = 570 TL ) beraber ( 1000 + 570 = 1570 TL ) ödemek zorundadır. Örnek bakımından 2 yılın taksit tarihi (yahut ikinci yıl için birden fazla taksit öngörülürse ikinci yılın 2/3 meblağını tamamlayacak son taksit tarihi ) ise taahhütten tam 2 yıl sonra yani 10/01/2012 olacaktır ve bu tarihte sanık/mahkum borcun kalan üçte ikisini ödemek zorundadır.

Taksitlere uyulmaması halinde , alacaklı ( şikayetçi ) tarafın başvurusuyla dosyanın savcılık yahut mahkeme işlemleri ( taahhüt verildiği tarihte kaldığı yerden ) devam edecek , araması duranların aramaları tekrar başlayacak , cezaevinden çıkanlar ise tekrar cezaevine girmek zorunda kalacaktır.

Diğer bir durum da , taahhütte bulunan kişi temerrüt faizi ile borcunu ödese , icra takibindeki borcundan kurtulmuş olacak mıdır ? Elbette kurtulmuş olmayacaktır. Yeni çek kanununun getirdiği imkan yalnızca cezai takibi engellemek içindir. Yoksa icra dosyasındaki “ çek tazminatı , komisyon , avukatlık ücreti , icra masrafı vb. “ borç olarak kalmaya devam edecektir.

Burada icra hukuku ile ilgili bir ayrıntıyı daha söylemekte fayda var. Yeni çek kanununda çek tazminatı adıyla maruf alacak kalemleri kaldırılmıştır. Acaba yeni çek kanununa göre verilen çeklerde yalnız çek bedeli , faizi ve komisyon mu talep edilebilecektir ? Esasen yeni çek kanununun gerekçesine baktığımızda “ çek tazminatı kaldırılmıştır “ diye bir ifade göremedik. Burada kanaatimizce , çek tazminatı sadece yeni çek kanununa alınmamıştır , yoksa Türk Ticaret Kanunu’nun “ Karşılık “ başlıklı 695. maddesinin 3. fıkrasının “Gösterilen paraya mukabil muhatap nezdinde karşılığı bulunmadan bir çek keşide eden kimse; çekin kapatılmıyan miktarının yüzde beşini ödemekle mükellef olduktan başka hamilin bu yüzden uğradığı zararı tazmine mecburdur. “ hükmü gereği % 5 çek tazminatı istemeye halen kanuni imkan vardır.

Diğer bir soruda şu olsa gerek ? Çek bedelini ve faizini ödediği halde makbuz almayan yahut icra dosyasına değil de doğrudan alacaklına ödeme yaptığı halde ödemesi kötüniyetle dosya hesabından düşülmeyen kişiler ne yapacaktır ? Bizce , burada kanun koyucu iradesinin ardında durmalı ve kanunun öngördüğü miktarı ödediği için hakkında kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilen kişilere icra dosyalarına ibraz edilmek üzere “ ……………( çek ayrıntısı ) çek bedeli olan ….. TL ile ……… tarihine kadar ki temerrüt faizi ödendiğinden dosyası kapatılmıştır. “ yahut benzeri bir evrak alma hakkını tanımalıdır. Aksi halde mağdur olacak kişiler , kısmi menfi tespit davaları açmak durumunda kalacaklar ve bir yandan azaltılan dosya sayısı diğer yandan çoğaltılmış olacaktır.

a3 -) Vekil marifetiyle taahhüt verilebilir mi ? Acaba anlaşmasız erteleme imkanından yararlanmak için verilecek taahhütlerin sanık tarafından yapılması zorunlu mudur , yoksa vekiller de taahhüt verebilmeli midir ? Her ne kadar maddenin ………… kişilerin; b-) …………… taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi …….” şeklindeki ifadesi taahhütlerin mutlaka sanıklar tarafından yapılmasını emrediyormuş gibi görünse de kanımızca Sanık Müdafileri de müvekkilleri yerine taahhütte bulunabilirler. Belki kanun koyucu bu ifadelerle doğrudan sanıkların taahhütte bulunmasını amaçlamış , “ normal tebligat yapılamayan , arandığı halde bulunamayan …” kişilerin adreslerini de tespit ederek bir taşla iki kuş vurmak istemiş olabilir . Ancak müdafilere vekalet verilirken de noterler tarafından adres beyanı istendiği göz önüne alınırsa aynı amaca müdafiiler aracılığıyla verilen taahhütlerde de ulaşılacağı açıktır. Başka açıdan ceza infaz kurumunda bulunan mahkumların taahhütte bulunabilmesi için de müdafile aracılığıyla taahhütte bulunmak gerekecektir. Ancak diğer hukuki işlemlerde de olduğu gibi bu işlemde de işlem tekeli avukatlardadır. Diğer vekiller taahhütname veremeyecektir.

a4 -) Taahhütnameler nereye verilecek ?

Dosyası ,

-Savcılıkta olanlar , savcılık dosya ( soruşturma ) numarasını belirterek dosyanın bulunduğu savcılığa ( Örnek , dosyası Beyoğlu’nda olanlar Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına verecekler. ) Dosyası , ikamet ettiği yahut bulunduğu yerde bulunmayanlar ise , bulundukları yer Savcılığı aracılığıyla taahhütnamelerini ilgili savcılığa gönderebilirler. ( Örnek ,Beyoğlu ‘nda oturduğu halde dosyası Giresun Savcılığında olanlar , Beyoğlu Savcılığı aracılığıyla taahhütlerini Giresun Savcılığına gönderebilirler. )

-Mahkemede olanlar ( davası devam edenler , davası bitip kararı kesinleşmeyenler , davası bitip kararı kesinleşenler , ceza infaz kurumlarında bulunanlar ) , mahkeme adı ve dosya ( esas ) numarasını belirterek ceza davasının görüldüğü ve dosyanın bulunduğu mahkemeye ( Örnek , dosyası/davası Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde olanlar taahhütlerini Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesine verecekler. ) Dosyası , ikamet ettiği yahut bulunduğu yerde bulunmayanlar ise , bulundukları yer Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla taahhütnamelerini ilgili mahkemeye gönderebilirler. (Örnek , Sivas ‘ta oturduğu halde dosyası Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bulunanlar , Sivas Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla taahhütlerini Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderebilirler. ) Ceza infaz kurumlarında bulunanlar taahhütlerini cezaevi savcılığı aracılığıyla da ilgili asliye ceza mahkemesine gönderebilirler .

-Dosyası temyizde ( Yargıtay ‘da ) olanlar , ceza davasının görüldüğü ve karara bağlandığı mahkemeye ( Örnek ,Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanıp dosyası şuan temyizde/Yargıtay’da olanlar taahhütlerini , Yargıtay ‘a gönderilmek üzere Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesine verecekler.


a5 -) Taahhütname ne zamana kadar verilebilir ?

Taahhütnamelerin en geç 1/4/2010 ( 1 Nisan 2010 ) tarihine kadar düzenlenmiş , merciilerine verilmiş olması şarttır ( g. md 2 / f. 2 / 1. cümle ). Ancak maddede geçen “ mercîlerine verilmiş olması şarttır “ ifadesini “ dosyanın bulunduğu savcılık ve mahkemeye” verilmek diye kısıtlamamak gerekir. Ceza usul uygulamasında olduğu gibi “ dosyanın bulunduğu savcılık ve mahkeme yahut dosyanın bulunduğu savcılık ve mahkemeye gönderilmek üzere herhangi bir savcılık ya da mahkemeye “ verilmek şeklinde anlamak ve uygulamak gerekir.




a6 -) Taahhütnamede belirtilen ödemeler nereye yapılacaktır ?

Bu hususta geçici 2. maddede ayrı bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle taahhütnamede belirtilen taksit ödemeleri alacaklıya yahut avukatı varsa avukatına ya da varsa icra dosyasına yapılabilir. Her halde ödemenin makbuz mukabili yapılması ileride doğabilecek ispat sorunları bakımından menfaate uygun olacaktır.

TAAHHÜDÜN SONUÇLARI

A-) SADECE TAAHHÜTNAME VERMENİN SONUÇLARI

Geçici 2. maddenin 1. fıkrasın b bendi gereği , kanunun öngördüğü usulde hazırladığı taahhütnamesini , 01/04/2010 tarihine kadar ( madde metninde “ en geç 01/04/2010 “ dediği için bu günün de dahil olacağını düşünüyoruz. ) savcılık yahut mahkemesine veren kişiler hakkında taahhütnamede belirtilen süre kadar,

- Soruşturmanın durmasına ( savcılık dosyasının durmasına )
-kovuşturmanın durmasına ( mahkeme dosyasının durmasına )
-hükmün infazının ertelenmesine ( kesinleşen kararlar bakımından aramaların durdurulması )
-hükmün infazının durdurulmasına ( cezaevinde olanların infazlarının durdurularak çıkarılmalarına )

karar verilecektir. Ancak takdire bırakılmış olmakla birlikte , bu kararlarla beraber mahkemeler Ceza Muhakemesi Kanununun 109 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan adlî kontrol tedbirine karar verilebileceklerdir.

"Yeni Çek Kanunu İle Getirilen “ Anlaşmasız Erteleme “ İmkanı" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ufuk Kara'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.

YENİ ÇEK KANUNU ANLAŞMA VE TAAHHÜT

ANLAŞMA VE TAAHHÜT







Yeni Çek Kanunu’nun Geçici 2.maddesinde, 01/11/2009 tarihine kadar işlenmiş ve adliyeye intikal etmiş çek suç ve cezalarında askı modeli esas alınmıştır. Alacaklı ile karşılıksız çek suçunu işleyen kişi arasında anlaşma yahut anlaşmanın gerçekleşmemesi halinde failin taahhütnamesi, ceza tehdidini geçici bir süre için kaldıracak ve borcun ifası halinde, suçsuzluk rejimine geçilecektir. Öngörülen sürede yahut taksidin vadesinde temerrüt, askı halini sona erdirecektir.


Buna göre; 3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesindeki suçtan dolayı, 1/11/2009 tarihine kadar, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış ya da kesinleşmiş bir hükümle mahkûm olan kişilerin;


- Şikâyetçi ile belirledikleri miktarın belirli vadelerde ödenmesi hususunda anlaşmaya varmaları ve anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşmada öngörülen süre kadar soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Anlaşmaya varılmış olması, şikâyetçi bakımından şikâyetin geri alınması sonucunu doğurmaz.


- Bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarı belirli vadelerde ödeyeceğini taahhüt etmesi ve taahhütnamenin, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından Cumhuriyet başsavcılığına veya mahkemeye verilmesi hâlinde, anlaşma aranmaksızın, taahhütnamede belirtilen süre kadar, soruşturma veya kovuşturmanın durmasına, hükmün infazının ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilir. Bu durumda, ödeme süresi, taahhütnamenin yapıldığı tarihten itibaren iki yılı geçemez. Taahhütnamede yer alacak birinci yıl taksidi, borcun üçte birinden az olamaz. Taahhütnamenin bir örneği alacaklıya gönderilir ( Geçici m. 2/1 a-b).


Birinci fıkrada yazılı anlaşma veya taahhütnamenin en geç 1/4/2010 tarihine kadar düzenlenmiş ve mercîlerine verilmiş olması şarttır. Birinci fıkranın (b) bendinden yararlanan kişi, taahhütnamede belirttiği süre içinde şikâyetçi ile anlaşmaya varması ve bu anlaşmanın bir nüshasının şikâyetçi veya yasal temsilcisi tarafından mercilerine verilmiş olması hâlinde, aynı fıkranın (a) bendi hükmünden yararlanır (Geçici m.2/2).


Soruşturma veya kovuşturmanın durması hâlinde dava zamanaşımı; hükmün infazının ertelenmesi veya durdurulması hâlinde ise ceza zamanaşımı işlemez . (Geçici m.2/3).


Anlaşmanın gereği gibi ifa edilmiş veya bu Kanunun 6 ncı maddesi hükmüne göre ödenmesi gereken miktarın ödenmiş olması hâlinde; kovuşturmaya yer olmadığına, davanın düşmesine veya hükmün bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasına karar verilir. (Geçici m.2/4).


Şikâyetçinin başvurusu üzerine, anlaşma veya taahhüde uyulmadığının tespiti hâlinde, soruşturmaya, kovuşturmaya veya hükmün infazına devam edilir. (Geçici m.2/5).




"5941 Sayılı Yeni Çek Kanunu - Cumhuriyet Savcılarını İlgilendiren Boyutu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Doğan Gedik'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.






http://www.wikio.comFriendFeed'de bana abone olAdd to Technorati FavoritesPowered by  MyPagerank.Net web siteleriEconomics Blogs - BlogCatalog Blog Directory

powered by Blogger | WordPress by Newwpthemes