adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÇAĞ DIŞI ÇEK YASASI



SAYIN İLGİLİLERE
TEMEL İNSAN HAKLARINA, EVRENSEL HUKUK İLKELERİNE, ANAYASAMIZA,
ÜLKEMİZİN ÖRF, ADET ve İNANÇLARINA, ADALETE, UYGARLIĞA,
velhasıl İNSAFA ve İNSANLIĞA,
AÇIKÇA AYKIRI OLAN ÇAĞ DIŞI ÇEK YASASINDAN HABERİNİZ VAR MI?
BİZLER; Ülkemizin Mal ve Hizmet Üretimine, İşgücü ve İstihdamına katkı sağlayan, Kamu Maliyesi ve Sosyal Güvenlik Sistemine Vergi ve Prim Ödeyen Milyonlarca Esnaf, Tüccar ve KOBİ’lerin Temsilcileriyiz, Vergi Mükellefleriyiz… BİZLER; İŞ ve AŞ Dünyasının Temsilcileriyiz…
BİZLER NE HALDEYİZ BİLİYOR MUSUNUZ?
İŞLERİMİZ BOZULDU, HACİZ ve İCRALARDAN DOLAYI FAALİYETLERİMİZ DURDU, İŞYERLERİMİZ KAPANDI… Bu Yüzden Borçlarımızı Ödeyemez Hale Geldik…

Sırf bu yüzden, SADECE BORÇLUYUZ diye; KUTSAL AİLE HAYATIMIZI Ortadan Kaldıran Eş ve Çocuklarımızla Bizi Perişan Eden ÇAĞDIŞI, İNSANLIK DIŞI, HUKUK DIŞI HATTA KANUN DIŞI BİR ZULÜMLE, HAPİS CEZASIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ…
Ticari bir işlemden doğan çeklerimizi (Borcumuzu) ödeyemediğimiz için, “Yaşama Hakkından Sonra En Temel ve Kutsal Hak” olan ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ kısıtlanmakta, HAPSE ATILMAKTAYIZ…
Sizler; MÜŞKÜL durumdaki bir vatandaşına fırsattan yararlanıp hazinesine gelir sağlamaktan başka hiç bir izahı olmayan “AYIPLI” bir anlayışla ADLİ PARA CEZASI kesen, sonra da bunu HAPSE ÇEVİREN böylece ödeyemediği borcundan dolayı vatandaşının ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ortadan kaldıran BORÇ KARŞILIĞINDA İNSANI REHİN ALAN BİR DEVLETİN YÖNETİCİLERİSİNİZ…
AİLELERİMİZ dağılıyor, halen binlerce kişi cezaevinde, binlercesi de kaçak durumda ve aranıyor olacak… Çalışıp işimizi sürdürecek, borçlarımızı ödeyecek ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ YOK
BU ÇAĞDIŞI YASAYA, AYM Başkanı, Yargıtay Başkanı, Ekonomi Bakanı, Adalet Bakanı, Adalet Komisyonu Başkanı, pek çok SİYASETÇİ, HUKUKÇU ve bilhassa TESK, ATO Başkanları gibi iş dünyasının temsilcileri, VİCDAN SAHİBİ olan herkes HUKUKİ ve İNSANİ yönden karşıdır. Ancak “HÂKİM” çevrelerin ÇIKARLARINA UYGUN bir tavırla ASIL KAYGISI HUKUK ve ADALET olması gereken YARGITAY’ ın EKONOMİK gerekçelerden KAYGILANMASI(!) kendileri için değil ama HUKUK ADINA, YARGI ADINA TALİHSİZLİK ve ÇOK ENDİŞE VERİCİDİR…
Çağdaş Bir Hukuk Devletine Uygun Olarak Bir An Evvel Çekte Adli Para Cezasının ve Dolayısıyla Hapis Cezasının Tamamen ve ACİLEN Ortadan Kaldırılmasını istiyoruz.
TÜRKİYE ÇEK PLATFORMU MANİFESTO

Adaleti hızlandırmak için ikinci yargı reformu paketi


Adalet Bakanlığı CHP ve BDP’nin protestolarına gerekçe olarak gösterilen uzun tutukluluk sürelerini düzenlemek ve yargının iş yükünü azaltmak amacıyla ikinci reform paketi için hazırlığa başladı.
ADALET Bakanlığı, yargı hizmetlerinin hızlandırılması, etkin ve verimli bir hale getirilmesi için ikinci bir paketin hazırlanması için çalışma başlattı. Bakanlık, öncelikle hakim ve savcıların konuyla ilgili görüş, değerlendirme ve önerilerini sunmaları için UYAP üzerinden tartışma başlattı. 14 Mart’ta yürürlüğe giren ve adli ve idari yargıdaki yaklaşık 800 bin dosyanın Yargıtay ve Danıştay’a gitmeden mahallinde çözümünü sağlayan Birinci Paket’in ardından Adalet Bakanlığı yargı aktörlerinin görüşleri doğrultusunda ikinci bir paket için kolları sıvadı. Bakanlık, hangi konuda çalışma yapılacağını hakim, savcı, avukat ve vatandaşlardan gelecek görüş ve öneriler doğrultusunda belirleyecek. Vatandaşlar  önerilerini kgm.cezahukuku2@adalet.gov.tr  adresine yazabilecek.
Özellikle ana muhalefet partisi ve BDP’li milletvekillerinin protestosuna gerekçe olarak gösterilen uzun tutukluluk süresinin yeni çalışmada yer alması bekleniyor.
Paketin amacı tutukluluk süresi
Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2010 Türkiye İlerleme Raporu ve AİHM’in 2010 yılı raporularında tutukluluk süresi özellikle yer aldı. AİHM’in Türkiye hakkında verdiği 228 kararın 83’ü uzun tutukluluk süresiyle alakalı. AİHM’in Türkiye hakkında verdiği kararların yüzde 36.4’ü tutukluluk süresine ilişkin. Türkiye’de CMK 102. Maddede yapılan değişiklikle tutukluluk sürelerine sınırlama getirildi. Bu yasa 31 Aralık 2010’da yürürlüğe girdi. Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte aralarında Hizbullah ve PKK üye ve yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda kişi tutukluluk sürelerini aştıkları gerekçesiyle salıverildi. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu, tutukluluk süresiyle ilgili bir içtihat kararı aldı. Buna göre ilk derece mahkemenin verdiği hükümle birlikte tutukluluk süresi sona erecek. Daha önce Yargıtay aşaması da tutukluluk süresi içinde yer alıyordu.
Hapistekilerin yüzde 26’sı tutuklu
 Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 31 Mayıs 2011 tarihi itibariyle 33 bin 600 tutuklu bulunuyor. Cezaevlerindeki toplam sayı ise 125 bin. Bu verilere göre Yargıtay aşaması hesaba katılmadan cezaevlerinde bulunanların sadece yüzde 26’sı tutuklu. Ancak buna dosyaları Yargıtay aşamasında bulunan ve “hükmen tutuklu” olarak istatistiklere yansıyan sayı eklendiğinde oran yüzde 49.6’ya yükseliyor. 8LÜTFİ KAPLAN ANKARA
YÜZDE 70 MAHKUMİYET
Türkiye’de beraat oranları yüksek
 Türkiye Barolar Birliği verilerine göre, İngiltere, İsveç, Almanya ve Fransa gibi ülkelere nazaran Türkiye en çok beraat kararı veren ülke. Bu durum verilen tutuklama kararlarının “özensizliği” olarak değerlendirdi. Japonya’da yapılan yargılamaların yüzde 99.9’u mahkumiyetle sona ererken bu oran, Çin’de yüzde 99.6, Kore’de yüzde 99.6, Fransa’da 98.9, Almanya’da 96.5, İsveç’te yüzde 94.7, İngiltere’de 90.3 olarak gerçekleşiyor. Türkiye’de ise yapılan yargılamaların yüzde 70’i mahkumiyetle sonlanırken yüzde 30’u ise beraatle sonuçlandı.

Hukukun mu, Yargıtay'ın üstünlüğü mü?








Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanı Sayın Mahmut Gül, hukuk tarihine geçecek bir beyanat vererek önemli bir tartışmayı da başlatmış oldu. Kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde uzun süredir tartışılmakta olan 5941 sayılı yeni Çek Kanunu'nun uygulamasıyla ilgili olarak kendisine yöneltilen "yeni çek yasasının 5'inci maddesinde 'kast' veya 'taksir' gözetilecek mi, yani 3167 sayılı Kanun'da olduğu gibi 'şekli' bir suç olarak mı uygulama yapacaksınız" sorusuna "Yani ne yapacağız, karım doğum yaptı beraat, kaza geçirdim beraat, bu durumda bu yasa uygulanamaz. (…) Bunları dikkate alamayız" şeklinde cevap vererek, hem Anayasa'ya hem Türk Ceza Kanunu'na hem de genel hukuk prensiplerine aykırı bir tutum sergilemiştir. Bu beyanatın ne anlama geldiğini daha iyi analiz edebilmek için, fazla teknik detaya girmeden konuyu özetleyelim:


2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, ceza sistemimizde önemli değişiklikler yapılmış, bu arada suçun manevi unsuru konusunda da doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışılan "kusursuz" (objektif) sorumluluk anlayışı terk edilerek suçun ancak "kasıt" veya "taksir"le işlenebileceği kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun gerekçesinde objektif (kusursuz) sorumluluk esasının terk edildiği açık bir dille belirtilmektedir:


"765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda ve Hükûmet Tasarısı'nın bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan "versari in re illicita", yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur."


Ayrıca hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini temin etmek maksadıyla TCK genel hükümlerinin (bu arada suçun manevi unsuru kuralının da) bütün özel ceza kanunları ve ceza içeren özel kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen bu yeni düzenleme, TCK'ya aykırı olan bütün özel nitelikteki kanunların taranması ve aykırı hükümlerin tespit edilip değiştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bunu teminen yasa koyucu gerekli düzenleme ve değişikliklerin yapılması için en son 31.12.2008 tarihine kadar süre tanımıştır.


Bu süre içinde birçok kanunda gerekli değişiklikler yapılarak TCK genel hükümlerine uyum sağlanmış ancak Çek Kanunu'nda değişiklik yapılması unutulmuş yahut ihmal edilmiştir. Böyle olunca, 1.1.2009 tarihinden itibaren, o tarihte geçerli olan 3167 sayılı Çek Kanunu'nun TCK genel hükümlerine aykırı olan ceza hükümleri geçerliliğini yitirmiştir. Bunlardan en önemlisi, 3167 sayılı Kanun'da kabul edilen "kusursuz sorumluluk" esasıdır. TCK genel hükümlerine göre suçun oluşması için "kasıt" veya "taksir" gerekirken, 3167 sayılı Kanun kusur aramaksızın ceza verilebilmesini öngörmekteydi.


1.1.2009 tarihi itibariyle oluşan bu yasal boşluk, o günlerde Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Ahmet İyimaya ve Ceza Kanunu'nun tasarısının hazırlanmasında da görev alan Prof. Dr. Adem Sözüer tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen, ilerleyen tarihlerde konunun üstü her nedense kapatılmıştır. Oluşan yasal boşluğa rağmen verilmiş olan cezalar kaldırılmadığı gibi, mahkemeler yeni ceza vermeye devam etmiş, binlerce insanın hürriyetinin hukuksuzca bağlanmasına, hukuk adamları, barolar ve Yüksek Mahkeme maalesef seyirci kalmıştır. Önümüzdeki günlerde bu sebeple AİHM'de Türkiye aleyhine çok sayıda maddi ve manevi tazminat davası açılması beklenmektedir.


Uzun süre TBMM gündeminde bekleyen yeni Çek Kanunu'nun görüşmeleri ancak 14.12.2009 tarihinde tamamlanabilmiş ve 20.12.2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 3167 sayılı eski Çek Kanunu'nda objektif (kusursuz) sorumluluk esasına göre "şekli suç" olarak düzenlenen karşılıksız çek keşide etme suçu, 5941 sayılı kanunda taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmış ve böylece suçun niteliği değişmiştir. Bu husus kanun metninde açıkça belirtilmemekle beraber (ki belirtilmesi de gerekli değildir, suçun manevi unsuru için TCK genel hükümlere bakılacaktır), gerekçede şu şekilde açıklanmaktadır:


" Söz konusu suçun oluşabilmesi için, çekin karşılığının, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak, yani en azından taksirle, ilgili çek hesabında bulundurulmaması gerekir. Anayasanın 38 inci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi bağlamında güvence altına aldığı kusursuz ceza olmaz kuralının gereği olarak, söz konusu suç, objektif (kusursuz) sorumluluğu gerektiren bir suç olarak değil, en azından taksire dayalı kusurluluğu gerektiren bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu itibarla, kişinin, elinde olmayan sebeplerle ortaya çıkan zorunluluk hâli dolayısıyla, örneğin doğal afet, savaş, kaza geçirmesi gibi bir sebeple, çekin karşılığını ilgili hesapta zamanında bulunduramamış olması halinde, ceza sorumluluğu olmayacaktır."


Oysa Yargıtay Ceza Dairesi Başkanı aynı görüşte değildir! "Kaza geçirdim beraat, bu durumda yasa uygulanamaz" demektedir. Kanun koyucunun düzenlemesi Sayın Başkan tarafından maalesef uygun ve uygulanabilir bulunmamıştır. Türk Ceza Kanunu'nun "kusursuz suç olmaz" prensibinin ve yasama organının amacının hilafına, "bunları dikkate alamayız" demektedir Sayın Hakim! Demek oluyor ki, yasama organınca kabul edilen ve fakat uygulamasında güçlük olan yasalar bundan böyle yüksek mahkeme hakimleri tarafından münasip bir zamanda ele alınıp yorumlanacak ve belki de yasa metinlerinin bir kısmı yok sayılarak "uygulanabilir" hale getirilecektir. Böylece son rötuşları tamamlanan yasa ile insanların hürriyetleri bağlanmaya devam edilecektir! Bu uygulamayla Türk hukuk sistemi aynı zamanda "alternatif" bir "yasa koyucu"ya da kavuşmuş olacaktır.


Amacımız olayı karikatürize etmek değil, bir yılı aşkın süredir devam eden hukuksuzluğa yeni bir boyutun eklenmekte olduğuna dikkat çekmektir. 1.1.2009 tarihi itibariyle, ceza içeren hükümleri zımnen yürürlükten kaldırılmış olan 3167 sayılı Kanuna göre verilmiş bulunan cezaların hükümsüz kalmış olmasına rağmen binlerce insanın hürriyeti, hukuksuzca bağlanmış durumdadır. Yüksek Mahkemenin bu hukuksuzluğu sonlandırması beklenirken, yasa koyucunun açık muradına rağmen "bunları dikkate alamayız" şeklindeki bir "meydan okuma" yeni bir hukuk ihlalidir, yeni bir hukuk skandalıdır. Yasanın uygulamasında zorluk varsa çözümü yasa koyucu bulacaktır. Uygulayıcılar, "piyasa şartları" yahut "fiili zorluklar" sebebiyle ceza hukuku alanında yasaya ve yasa koyucunun amacına aykırı yorumla hukuku eğip bükemez! "Böyle yaparsak suç cezasız kalır" yorumuyla, yasal boşluğa rağmen ceza vermeye devam etmek, hukuk devletinin katledilmesidir. Hukuk devletinde hiçbir merci, TBMM'nin yasama yetkisine tecavüz edemez!


Bunca yıllık hukuk devletinde, hukukun alfabesini tartışıyor olmamız endişe vericidir.


Bitirirken, İtalyan ceza felsefecisi Carrera'yı anmalıyız… Diyor ki Carrera : "Bir tek kişinin bile hukuksuz yere hürriyetinin bağlanmasındansa, yüzlerce suçlunun dışarıda gezmesini yeğlerim". 



Mehmet EMANET / Hukuk Müşaviri



TUTUKLU SAYISI AZALTILACAK


 cezaevi,hapis,adalet

Elektronik kelepçe ile 35 bin özel cezaevi
Elektronik kelepçe sistemi Türkiye'ye de geliyor. Projeyle yaklaşık 35 bin kişinin tahliye edilmesi ve günlük yaklaşık 1 milyon 100 bin lira tasarruf yapması planlanıyor
Türkiye'de 'Elektronik Kelepçe' tartışması başladı. Özellikle uzun süredir tutuklu bulunan Ergenekon davasının sanıklarına bu kelepçelerin takılması planlanıyor. Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in gündeme getirdiği tutuklu ve hükümlülere takılması planlanan elektronik kelepçe uygulamasının taslağına AKŞAM ulaştı.
Adalet Bakanlığı'nın bir yıldır üzerinde çalıştığı taslak kapsamında ceza üst sınırı 2 yıl olan Denetimli Serbestiliğin ceza üst sınırı, 5 yıla, 3 yıl ve az cezalarda uygulanan adli kontrolün üst sınırı ise 6 yıla çıkartılacak. Böylece 120 bin tutuklu ve hükümlü bulunduğu cezaevlerinden 30 ila 35 bin kişinin tahliye edilmesi böylelikle cezaevlerinin nefes alması hedefleniyor. Bu tasarı özellikle uzun süredir cezaevinde bulunun Ergenekon tutuklularının cezaevinden çıkmasının da önünü açacak.
TASARRUF SAĞLANACAK
Bakanlık uygulama ile günlük yaklaşık 1 milyon 100 bin lira tasarruf yapacak. Adalet Bakanlık verilerine göre cezaevinde bulunan bir kişinin günlük maliyeti 37 lira. 120 bin tutuklu ve hükümlünün bakanlığa bir günlük maliye 4 milyon 440 bin TL. Denetimli Serbestlik kapsamındaki bir kişinin maliye ise sadece 1.4 lira.
TUTUKLU SAYISI AZALTILACAK
Tartışma konusu olan uzun süreli tutukluluk süresinin bu tasarı ile azaltılması hedefleniyor. Şu anda cezaevlerinde 35 bin 843'ü tutuklu, 20 bin 969'u hükmen tutuklu olmak üzere 56 bin 500 cezası kesinleşmemiş tutuklu bulunuyor. Yeni uygulama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de gündeme getirdiği tutuklu haklarının korunması hedefleniyor. AB uyum yasaları çerçevesinde 2005 yılında 134 merkez kurularak uygulanmaya başlanan Denetimli Serbestlik Sistemi başarılı oldu.Bu sistem kapsamında cezaevinde bulunanların iki katı 240 bin kişi cezasını dışarıda tamamladı. Bunların 28 bin 85'ini çocuklar 212 bin 844'ünü ise yetişkinler oluşturdu.
DÜZENLEME KİMLERİ KAPSAYACAK
Çalışmalar adalet alt komisyonundaki görüşmelerin ardından tartışmaya açılacak ve TBMM'de yasallaşması istenecek. Yasada şu suçu işleyenler faydalanabilecek: Adam kaçıranlar, eğitimi engelleyenler, siyasi hakların kullanılmasının engelleyenler, insan üzerinde rızası olmadan bilimsel deney yapanlar, ibadethane ve mezarlıklara zarar verenler, dolandırıcılar, cebir ve tehdit kullanarak siyasi partinin faaliyetlerini engelleyenler, inanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleyenler, sendikal hakları engelleyenler, soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunanlar.
Kaynak:Akşam

Tutuklu ve hükümlü sayısı 119 bin 112'ye ulaştı.


Adalet Bakanlığı verilerine göre, cezaevleri doldu, taştı. Ceza infaz kurumlarının kapasitesi 110 bin 740. Ancak tutuklu ve hükümlü sayısı 119 bin 112'ye ulaştı.


Cezaevleri kapasitesini aştı. Adalet Bakanlığı verilerine göre, şu an ceza infaz kurumlarında, kapasiteye göre fazladan 9 bin tutuklu ve hükümlü var. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1 Temmuz 2010 itibarıyla Türkiye'de, çocuk eğitim evleri dahil olmak üzere 369 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi ise 110 bin 740.
Ceza infaz kurumlarında, 30 Nisan 2010 itibarıyla ise 39 bin 138'i tutuklu, 20 bin 69'u hükmen tutuklu, 59 bin 905'i hükümlü olmak üzere, toplam 119 bin 112 kişi bulunuyor.
Dikkat çekici bir diğer nokta, tutuklu ve hükmen tutuklu kişi sayısı ile hükümlü sayısının adeta başa baş olması. Tutuklu ve hükmen tutukluların toplamı 59 bin 207 iken, hükümlü sayısı 59 bin 905.




   YILLAR HÜKÜMLÜ TUTUKLU TOPLAM  
         ------ ------- ------- -------  

         1970   30.119  26.392  56.511  

         1971   33.416  28.047  61.463  

         1972   36.140  28.749  64.889  

         1973   33.722  27.246  60.968  

         1974    5.442  19.418  24.860  

         1975   14.276  23.340  37.616  

         1976   19.881  24.450  44.331  

         1977   22.632  27.752  50.384  

         1978   25.212  29.430  54.642  

         1979   22.417  30.236  52.653  

         1980   31.241  38.931  70.172  

         1981   42.446  37.340  79.786  

         1982   44.650  33.551  78.201  

         1983   45.144  31.114  76.258  

         1984   46.370  26.694  73.064  

         1985   45.388  25.842  71.230  

         1986   30.786  21.364  52.150  

         1987   31.315  19.484  50.799  

         1988   33.078  18.592  51.670  

         1989   29.407  17.697  47.104  

         1990   29.373  16.233  45.606  

         1991   11.047  15.804  26.851  

         1992   12.823  18.659  31.482  

         1993   15.147  19.658  34.805  

         1994   16.881  22.050  38.931  

         1995   22.008  24.083  46.091  

         1996   26.979  23.904  50.883  

         1997   36.334  24.272  60.606  

         1998   35.886  24.505  60.391  

         1999   42.665  26.099  68.764  

         2000   24.855  24.657  49.512  

         2001   27.541  28.068  55.609  

         2002   30.879  28.550  59.429  

         2003   32.715  31.581  64.296  

         2004   26.010  31.920  57.930  

         2005   24.858  31.012  55.870  

         2006   26.336  43.941  70.277  

         2007   37.608  53.229  90.837  

         2008   45.207  58.028 103.235  

         2009   56.581  59.759 116.340  

         2010*  59.905  59.207 119.112

         *30 Nisan 2010 itibarıyla.

Şişli 6. ASCM Karşılıksız çek beraat kararı




Şişli 6. ASCM Karşılıksız çek beraat kararı
ŞİŞLI 6. ASCM
ESAS NO : 2009/…
CELSE TARİHİ: l6/04/2009
HAKİM : YAŞAR YETİŞ 29876
C.SAVCISI: NACİ KANIK 31497
KATİP : GÜLAY TORUN 67694
Belli Gün ve saatte celse açıldı
Katılan vekili ile sanık geldi, başka gelen olmadı açık yargılamaya başlanıldı.
SANIK : Ö... ; evli, okuryazar, sabıkasız, muhasebecilik yaptığını beyan eder.
Sanığa iddianame kabul karan ve iddianame ile ekleri okunarak isnat edilen suç anlatılarak CMK nın 147 maddesindeki yasal hakları ayrı ayrı hatırlatılarak soruldu:
Sanık haklarımı anladım, savunmamı yapacağım demekle:
SANIK SAVUNMASINDA : Ben .... tekstilin muhasebecisiydim ve yetkilisi olmam nedeniyle söz konusu çeki imzalayarak şirket adına verdiğim doğrudur ancak çek bedeli sonrasında ödenmemiştir. Ben zaten daha sonra şirketle ilişkimi kestim askere gittim. Şirketin sahipleri de çek bedelini ödememişler. Ben şirketin ortağı ya da sahibi değildim. Sadece çalışanı ve yetkilisiydim. Çeki de şu anda ödeme gücüm yoktur. Bundan dolayı suçlamaları kabul etmem yazılı savunmamı tekrarlarım dedi.
Sanığın yazılı savunması okunduğunda imza yetkilisi olmadığına ilişkin beyanda bulunduğu belirterek tekrar SORULDU : Ben şirketin yetkilisi ve ortağı olan M..'den vekaletname alarak yetkili olarak çekleri imzalamıştım. Herhangi bir sahtecilik yoktur dedi.
Dosyanın yapılan incelemesinde ; Sanığın tebligatlarının gerektiği şekilde yapıldığı sanığın yazılı olarak da savunma sunduğu görüldü. Okunan evraklar dosya içerisine bırakıldı.
C.Savcısı beyan ve mütalaasında ; sanığın borcundan dolayı keşide ederek verdiği çekin süresi içinde ilgili bankaya ibraz edildiği halde karşılığının olmadığı düzeltme hakkının kullanılmadığı bu haliyle sanığın atılı suçu işlediği anlaşıldığından eylemine uyan 3167 Sayılı Kanunun 16. maddesi uyarınca cezalandırılması kamu adına talep ve mütalaa olunur, dedi.
Hazır bulunan katılan vekilinden sorulduğunda, mütalaaya katılıyoruz, sanığın cezalandırılmasını isteriz, şikayetimiz devam ediyor dedi.
Sanıktan son sözü soruldu : Eski beyanlarımı tekrar ediyorum dediği görüldü.
Dosya incelendi, Duruşmaya son verildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Aşağıda anlatılan gerekçelerle;
Açılan kamu davasıyla sanığın karşılıksız çek keşide etmekten cezalandırılması istenilmiş, müşteki taraf halen şikayetinin devam eniğini bildirmiş ve şikayetten vazgeçmemiş, sanık suçlamaları kabul etmeyerek çeki imzaladığını ancak: ödeyemediğini beyan ettiği, C.Savcısı mevcut delillerle sanığın cezalandırılması yolunda mütalaa vermiş, sanıktan son sözü. sorulduğunda eski beyanlarını tekrar ettiği görülmüştür.

5237 sayılı TCK 5. maddesinde "Bu kanunun genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı" hükme bağlanmış, TCK'nın yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki 5252 S.Y.nın Geçici 1. maddesinde ise " Diğer kanunların, 5237 sayılı TCK'nın birinci kitabında (genel hükümler ) yer alan düzenlemelere aykırı, hükümlerinin, ilgili kanunlarda değişiklik yapılıncaya ve en geç 31.12.2008 tarihine kadar uygulamasına devam edileceği" belirtilmiş, Yasama Organı tarafından birçok yasada TCK'nın genel hükümlerine aykırılıklar yasayla giderilmesine karşın 31.12.2008 tarihine kadar 3167 sayılı çek yasası bakımından böyle bir düzenleme: yapılmadığından çek yasasının TCK'nın genel hükümlerine aykırılık içeren kısımları artık uygulanamaz; hale gelmiştir.
Bu çerçevede aykırılık içeren kısımların artık uygulanamaz hale geldiği konusunda herhangi bir tartışma olmamakla birlikte, hangi hükümlerin aykırılık taşıdığı konusunda şimdiye kadar üç ayrı görüş belirlenmiş; bunlardan ilkinin özel kişilere yönelik olarak herhangi bir aykırılık olmadığı ve yasanın aynen uygulanacağı yönünde olduğu (Yargıtay 10.CD 2007/7947-2009/54 sayı 19.01.2009 tarihli kararının sayın çoğunluk görüşü bu doğrultudadır), bir kısmının sadece kısmi aykırılıklar olduğu ve bu aykırılıkların genel hükümlerdeki kurallarla doldurularak uygulanması gerekeceği yönünde olduğu ve bunun uyarlamayı gerektirdiği, diğer yorumun ise aykırılıkların diğer yasadan yorumla doldurmanın yasa koyucunun yerine geçmek olup kanunilikle sanık aleyhine kıyas yasağı ve hukuka aykırılığı nedeniyle 3167 SY.nun uygulanamaz hale geldiği yönünde olduğu ( Yargıtay 7, CD.nin 23/02/2009-14317 sayılı kararı bu görüşü destekler mahiyettedir) görülmüştür.

Mahkememizce yapılan değerlendirmede ise ; öncelikle genel hükümler içerisinde 5237 SY.TCK.20.,21 .,22.ve 23.maddelerinde suçun manevi unsuruna yönelik hükümler bulunup bunlar çerçevesinde yapılan incelemede, sadece gerçek kişilerin kasten yada taksirle karşılıksız çek keşide etmesi halinde müsnet suçun oluşabileceği oysa 3167 SY. gereğince tüzel kişilere ceza verilebildiği gibi, çekin vadeli olarak çok Önceden düzenlenip verilmesine müteakip vade tarihinde sanığın kendi iradesi ve kastı dışında (hastalık, iflas, şirketteki görevinin sona ermesi v.s.) söz konusu çekin bedelinin bankada karşılığının bulundurulmam.asının müspet suçun oluşmasına engel olamayacağı bunun açık aykırılık teşkil ettiği ve değerlendirme gerektireceği düşünülmüştür.

Yine TCK.43. ve 44,maddelerinde zincirleme suç ve fikri içti maya ilişkin kuralın. 3167 SY.16/4.maddesinde yazılı her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturacağı hükmüne aykırılık teşkil ettiği açıktır.
5237 SY.TCK.52/1.maddesinde adli para cezalanma 5 gün ile 730 gün sırasında ve 20.TL. ile 100.TL.ye karşılık gelecek şekilde sanığın şahsi durumuna göre çevrilip hükmedileceğine ilişkin açık amir hükmün ise yine 3167 SY.16.maddesinde yazılı çek bedeli tutarı kadar adli para cezası verileceğine ilişkin hükme açık aykırılık taşımaktadır.
5237 SY.TCK.53/1 .maddesinde güvenlik tedbirleri ayrı ayrı ve takdire yer bırakmayacak biçimde belirtilmiş iken, 3167 SY. 16/3.maddesinde çek keşide etme yasağı tedbirinin uygulanması da aykırılık teşkil etmektedir.
5237 SY.TCK.58.maddesinde mükerrerliğe ilişkin koşullar belirtilirken bunun sonucu olarak herhangi bir ceza artırımının düzenlenmediği sadece cezanın infazına yönelik olarak hükümler içerdiği açıkken 3167 SY. 1 ö.maddesi gereğince mükerrerin 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağına ilişkin hükmü de açık aykırılık teşkil etmektedir.
5237 SY.TCK.61.maddesi gereğince hakimin somut olayda olaya ve sanığa ilişkin olarak cezayı belirleyip bireyselleştireceği ayrıntıları ile yazılmış iken 3167 SY. 1 ö.maddesi gereğince hakimin hiçbir belirleme yetkisi olmaksızın çek miktarı kadar para cezası vereceğinin yazılmış olması çok açık aykırılık teşkil etmektedir.
5237 SY.73. ve 74.maddelerinde şikayetin süresi ve sonuçlan ayrıntıları ile belirtilmiş iken buna aykırı biçimde 3167 S Y. 16b.maddesindeki düzenlemeler de aykırılık teşkil etmektedir. Bu aykırılıklar nedeniyle 3167 SY.nın aykırı olan hükümlerinin uygulanmayarak bu hükümlerin yerine 5237 SY.Türk Ceza Kanununun yukarıda anlatılan genel hükümlerinin uygulanması yolu ile yaptırım uygulanacağına ilişkin iddia ve yorumların olduğu görülmüş ise de; bu yöntemin 2709 SY Türkiye Cumhuriyeti Anayasalının 7- 11- 38 ve 87 de yazılı kuvvetler ayrılığı prensibi çerçevesinde yasa yapmak görevinin yasa koyucuya ait olup kanunen suç olmayan fiilin cezalandırılamayacağı ve cezaların şahsiliği hükümleri ile 5237 SY TCK 2/1-3 maddesinde yazılı, kanunilik ve sanık aleyhine kıyas yasağına aykırı olacağı ve 3167 SY.nun tamamen dönüştürülmesi suretiyle yeni bir yasa oluşturulamayacağı açıklığıyla mahkememizce bu görüşe itibar edilememiştir.

Anlatılan nedenlerle 3167 SY.nın 5237 SY.TCK.nin genel hükümlerine açık aykırılık taşıyan hükümleri nedeniyle artık tamamen uygulanamaz hale geldiği ve bunun yukarıda anlatıldığı gibi genel hükümlerle telafisinin mümkün olamayacağı açıklığıyla müsnet suçlamanın oluşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ceza Hukukunun genel mutlak prensiplerinden olan yorumla sanık aleyhine olan sonuca ulaşılamayacağı, kanunilik prensibi ve sanık lehine olan hükümlerin geçmişe uygulanacağı kuralları gereğince ve anlatılan sebeplerle sanığın beraatına karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM : Yukarıda açıklanan ve anlatılan gerekçelerle;
Müsnet suçlamadan sanığın BERAATİNE
Dair tefhim yada tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkememize sanık, müşteki ve C. Savcısı tarafından yapılacak yazılı yada sözlü müracaat ile Yargıtay'a temyiz yolu açık olmak üzere katılan vekilinin ve sanığın yüzüne karşı C. Savcısının huzurunda talebe aykırı olarak verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 16/04/2009
K.Hakim 29876

Gönderilen her dilekçe özgürlüğe bir adımdır.

 Evet arkadaşlar hakkınızı yasal yollardan arayın   bilgi alın adalet bakanlığı,ekonomi bakanlığı ve milletvekillemize gönderin ...

 Gönderilen her dilekçe özgürlüğe  bir adımdır.






Sn ………………………………….




Ülkemizde aylardır süre gelen ve bir türlü her kişi ve kurumun kabul ettiği fakat ne hikmetse hiçbir kurumun ve kişinin çözüm konusunda bişeyler yapmadığı,ağırdan aldığı ÇEK lerini ÖDEYEMEDİĞİNDEN dolayı önce adli para cezası ve maliyeye yatırılması gereken bu parayı ÖDEYEMEDİĞİNDEN hapis cezası alarak cezaevine girmek zorunda kalan binlerce hatta onbinlerce insanın bu sorununa EKONOMİ bozulur diyerek sürekli ertelenmesini tekrar dile getirmek için bişeyler yapmanın kaçınılmaz olduğu bir gerçektir.


Ülkemizde çekten mahkumiyet alanların sayısına baktığımızda Adalet Bakanlığının verilerine göre sadece 2007 yılında mahkum olan insan sayısı 104 bin civarındadır.Bu sayı böyle olduğu halde milletvekillerinin verdiği soru önergelerine verilen cevaplarda sayılar 1500 olarak ifade edilmektedir.Bu 1500 sayısının doğru olmadığı aşikardır.


Şüphesiz sonucu İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ kısıtlanması olan bir kanun öncelikle HUKUK kuralları dikkate alınarak yapılmalıdır.Ancak basında çıkan haberleri takip ettiğimiz zaman,yaşama hakkından sonra en önemli hak olan özgürlük hakkı EKONOMİ ortaya getirilerek HUKUK bir kenara atılmakta,bu kadar ciddi bir konu ÇEK denilen özünde nakittir denilen fakat kullanımda vadeli olarak kullanıldığı TBMM tarafından da yasa çıkartmak suretiyle kabul edilen bir kağıt parçası,putlaştırılarak insanların hayatlarını karartmakta ,aileler dağılmakta sosyal bir felakete doğru hızla ilerlemektedir.


Türk Ceza Kanunun 5. maddesi herkesin artık bildiği gibi 01.01.2009 tarihinde,2 defa süreli yasalarla uzatıldıktan sonra yürürlüğe girmiş ve 3167 sayılı kanunun bir çok maddesinin ceza kanunlarının anayasası sayılan TCK ile ya tamamen zıt ya da çeliştiği birçok hukuk profösörü tarafından kabul edilmiş ve 3167 sayılı kanunla cezaevinde bulunan insanların salıverilmesi gerektiği basında defalarca yazılmıştır.Bu durumu Adalet Komisyonu Başkanı gazatecilerle yaptığı röportajlarda dile getirmiştir.Durum bu kadar açık iken,okuma yazma bilen herkesin bir hukuksuzluğun yaşandığını anlayabildiği halde konuyu EKONOMİ gerekçelerine bağlayarak bu zulümü devam ettirmek ne kadar HUKUK DEVLETİ kriterlerine uygun taktiri size bırakıyorum.Fakat şu bir gerçektir ki bu yasadan dolayı ceza alan hapis yatan ve kaçak yaşayan insanlar ve bu insanların aileleri şu anda verilen bu cezanın ADİL olmadığını biliyor ve şu andaki çaresizliklerinden dolayı kanuni haklarını sınırlı olarak kullanabiliyor.Bakanlığınızın bu kanunsuz ceza uygulamasına son vermek için gerekeni yapmasının HUKUK’i ve VİCDANİ olarak çok ACİL olduğunu bir defa daha bilirtiyor.SAYGILAR SUNUYORUM.

TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri
TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri

Kütahya milletveki Sn Alim Işık'ın soru önergesinin detayları




 

 

 

 


CEZA MAHKEMELERİ 3167SAYILI ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLEMESİ HAKKINDA KANUN İLE İLGİLİ AÇILAN DAVALAR VE SANIK SAYILARI




CEZA MAHKEMELERİNE 3167 SAYILI ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLEMESİ HK. KANUN İLE İLGİLİ ÇIKAN DAVALARDAKİ SANIKLARIN KARAR TÜRÜ



2009 YILINA AİT VERİLER  ADLİYELER ,ÇEK DAVA SAYISI  VE ÇEK TOPLAM BEDELLERİ




 

 

 

 

 

 

 

 





CEZA MAHKEMELERİNE  AÇILAN DAVA VE KİŞİ SAYISI
(HAZİRAN 2009 A KADAR)



 2009 YILINDA (HAZİRAN)3167 SK dan CEZAEVLERİNE GİREN KİŞİ SAYISI





Kaynak TBMM                                                                                                                                  

Çek'ten Hapis Anasız Babasız Bıraktı



Küçük yaşta anne ve babalarının tutuklanması sebebiyle çocukların bakımını üstlenen malulen emekli bir kadın zor şartlar altında iki çocuğu büyütmeye çalışıyor.
Küçük yaşta anne ve babalarının tutuklanması sebebiyle çocukların bakımını üstlenen malulen emekli bir kadın zor şartlar altında iki çocuğu büyütmeye çalışıyor.
İzmir'de anne ve babaları cezaevinde olan biri kız iki kardeş yardım bekliyor.

İzmir'in Karşıyaka ilçesinde yaşayan, yüzde 77 sakat olduğu için malulen emekli olan ve geçimini çocuk bakarak sağlamaya çalışan 52 yaşındaki Ayten Tükel, aldığı 210 TL maaşla anne ve babaları cezaevinde olan iki çocuğa sahip çıkılmasını bekliyor.

İYİ BİR İŞLERİ VARDI, KRİZDEN ETKİLENDİLER

Karşıyaka'da ayakkabı mağazası sahibi olan Aziz Balca'nın bir süre sonra ekonomik kriz nedeniyle işleri bozuldu. İflas etmek üzere olan Aziz Balca sıkıntıdan kurtulmak için dükkanı eşi Sibel Balca'nın üzerine yaparak icradan kurtulmaya çalıştı. Aziz Balca bir süre sonra verdiği çeklerin karşılıksız çıkması sonucu Ramazan Bayramı'ndan 10 gün önce tutuklanarak cezaevine girdi. Eşinin cezaevine girmesiyle tek başına kalan Sibel Balca 5 yaşındaki kızı Büşra ve 3 yaşındaki oğlu Kadir'i geçimini çocuk bakıcılığı yaparak kazanan Ayten Tükel'e bırakarak bir birahanede çalışmaya başladı.

Çocukların bakımını üstlenen Ayten Tükel, bir hafta sonra Sibel Balca'nın kendisini aradığını belirterek, "Ben 210 TL maaşla geçimimi sağlamaya çalışıyorum, 350 TL kira veriyorum ve bir kızım var üniversitede okuyan. Bu yüzden çocuk ve hasta bakarak ek kazanç elde ediyorum. Bir tanıdığım çocukların babalarının hapse girdiğini ve annelerinin de çalışmak zorunda olduğu için bir bakıcı aradığını söyledi. Bu sayede ben Sibel Balca ve çocuklarla tanıştım. Çocuklara bakmaya başladıktan bir hafta sonra anneleri beni aradı ve karakolda olduğunu söyledi. Eşi çeklerin bir kısmını Sibel'in üstünden kesmiş ve çekler karşılıksız çıkınca anneyi de tutuklayarak cezaevine gönderdiler" şeklinde konuştu.

ÇOCUKLARI BİRBİRİNDEN AYIRMASINLAR

Kendisinin bin bir güçlükle yaşamını sürdürmeye çalıştığını belirten Tükel, "Ben annesiz büyüdüm, annesizliğin ne olduğunu iyi bilirim. Ancak çalışmak zorundayım aldığım maaş hiçbir şeye yetmiyor. Şu an komşularım sayesinde çocuklara bakmaya çalışıyorum. Ne zamana kadar dayanırım bilmiyorum. Havalar soğudu, çocukların üzerinde bir kazak yok, süt alacak gücüm yok" dedi.

Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'ne başvurduğunu ancak emekli olduğu için koruyucu aile olmasının çok düşük bir ihtimal olduğunu belirten Tükel, "Bana emekli olduğum için koruyucu aile olmamın çok düşük bir ihtimal olduğunu söylediler. Çocukları alıp farklı yurtlara verebileceklerini biliyorum, anneleri bana bir kağıt gönderdi ve vekalet verdi. Ancak ben iki kardeşin birbirinden ayrılmasını istemiyorum. Herkes elini vicdanına koysun, yetkililerden yardım bekliyoruz. Bu çocukları birbirlerinden ayırmadan büyümelerini sağlayalım" diyerek yardım istedi.

Her şeyden habersiz oyun oynayan Büşra ve Kadir ise, "Anne seni çok özledik" diyerek anne ve babalarına kavuşacakları günü bekliyorlar.

"Çek yasa tasarısı çalışmaları başlayacak"


Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Adalet Komisyonu gündeminde bulunan Çek Yasa Tasarısı'na ilişkin çalışmaları bir an önce başlatacaklarını bildirerek, ''Cezaevine düşmüş, düşme riski altında olan insanlarımızın sorunu bizim sorunumuzdur. Umut ediyorum, bütçe görüşmeleri başlamadan önce bu konuda düzenleme bekleyenlere müjde vermek nasip olur'' dedi.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, TBMM Genel Kurulu'nda, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı'nın 1. bölümü üzerinde milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Çek Yasa Tasarısına ilişkin düzenlemenin, TBMM Adalet Komisyonu'nda bulunduğunu anımsatan Ergin, ''çek mağduru'' ifadesinin kullanılmasının doğru olduğunu belirtti. Ergin, çeki keşide etmekten, ödeyememekten dolayı cezaevinde olan, cezaevine girme tehdidi altında bulunanlara işaret ederek, konunun, sadece çekin borçlusu açısından değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Ergin, çekin alacaklısının da bulunduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çek borçlusu, çek alacaklısı, piyasada dönen çek miktarı, çek aracılığıyla temin edilen likitide ihtiyacını etkileme potansiyelini beraber değerlendirme zaruriyeti var. Meclis tatile girmeden önce yapılan değerlendirme toplantısında, piyasada yaklaşık 200 katrilyonun üzerinde likit, nakit para yerine kullanılan çek miktarı olduğu belirtildi. Bu miktarda çekin yerine ikame edeceğimiz bir alternatif koymadan, çeke mevcut olan güveni sarsacak bir tedbiri almanız, piyasadaki faiz oranını, ekonomik dengeleri etkileyebilecek bir hadisedir. Cezaevine düşmüş, düşme riski altında olan insanlarımızın sorunu bizim sorunumuzdur. Komisyonda bekleyen Çek Yasasına ait çalışmaları bir an önce başlatacağız. Hükümetin diğer bakanlıklarıyla koordine içerisinde, komisyonda diğer partilerden üye arkadaşlarımızla mutabakat noktasında arayışımız devam edecek. Umut ediyorum, bütçe görüşmeleri başlamadan önce bu konuda düzenleme bekleyenlere müjde vermek nasip olur. Bununla ilgili gayretimiz, çalışmamız var. Siyasi parti temsilcilerimizle bu diyaloğu önümüzdeki haftadan itibaren devam ettireceğiz.''

Cumhuriyet

Cezaevi koşullarına Batılılar da şaştı.!!



Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi, Türk karakolları ve cezaevlerindeki kötü koşulları rapor etti. Cezaevlerinde kalanların üç yıl içerisinde iki kat artmasına şaşıran heyetin tespitlerine göre birçok tutuklu yere serilen şilteler üzerinde yatmak zorunda kalıyor.

Avrupa Konseyi’ne bağlı çalışan ve cezaevleri ve tutukluluk koşulları konusunda Avrupa’nın devletlerarası referans organı olan Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi tarafından polis ve jandarma karakolları, yabancıların tutulduğu alıkoyma merkezleri ve cezaevlerinde Haziran ayında yaptığı iki haftalık incelemeler, ortaya çarpıcı sonuçlar çıkarttı.

Slovenyalı savcı Ales Butala başkanlığındaki heyet 04-17 Haziran 2009 tarihlerinde aralarında polis merkezleri, jandarma karakolları, kaçak göçmenlerin tutulduğu yabancılar alıkoyma merkezleri, askeri ve sivil cezaevlerinin bulunduğu 33 farklı noktaya haberli veya habersiz ziyaretler gerçekleştirdi.

Gözaltındakiler uyutulmuyor

Heyet, ziyaretleri ile ilgili raporu hazırlamadan önce Türk yetkililerle biraraya gelerek, iki haftalık izlenimlerini paylaştı. Ziyaretleri sırasında polis veya jandarma tarafından gözaltına alınan 200’den fazla kişiyle görüşen heyet, kötü muamelenin görülme sıklığı ve vahametinde bir düşüşü eğilimi olduğunu gözlemledi. Yakalama anında aşırı güç kullanımının sürdüğüne dikkat çeken heyet, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde alıkonulan şüphelilerin uykudan mahrum bırakıldıklarının tespit edildiğini, uykudan mahrum bırakmanın Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yer alan 4 güne kadar alıkoyma yetkisi ile sistematik olarak kullanılmaya başlandığına dikkat çekti. Heyet, ziyaret ettikleri polis ve jandarma kurumlarındaki gözaltı koşullarının genel olarak tatmin edici nitelikte olduğunu vurguladı. Ancak daha önceden gözaltına alınmış olanlarla yaptığı görüşmede ise bugünkü durumun geçmişle kıyaslandığında çok daha iyi olduğunu belirtti.

Doktorlara muayene eleştirisi

Tıbbi muayenelerle ilgili sistemin gözden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekilen heyet incelemesinde, muayene esnasında polislerin odada bulunması sebebiyle, şüphelilerin doktorlarla özel konuşamadıkları, fiili muayenenin aceleyle yapıldığını veya hiç yapılmadığı belirtilerek, “Bu durum esasen polislerin, doktorun özel olarak tam muayene yapmasına izin vermeyi reddetmelerinden kaynaklanmamaktadır. Neden, bu işi tam olarak yapmaya motive olmayan doktorların kendileridir. ’Gerçek hastaları’na öncelik tanımakta ve polis tarafından getirilen kişilerle ilgili olarak gidebilecekleri kadar kestirmeden gitmektedirler. Hatta bazı doktorlar, şüphelilerden korktuklarından bahsetmiş veya bu kişilere karşı bariz ön yargılarını ifade etmişlerdir” denildi.

Göçmenlere açık hava egzersizi

Yabancılar için oluşturulan alıkoyma merkezlerindeki fiziki koşulları genel olarak kabul edilebilir olarak nitelendiren Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi heyeti, bu merkezlerde kalanlara, günde en az bir saat açık hava egzersizinden faydalanmaları için gerekli önlemleri alma çağrısında bulundu.

Aralarında Hasdal Askeri Cezaevi’nin de bulunduğu 5 cezaevini de ziyaret eden heyet, fiziksel koşulların kötülüğü karşısında şaşkınlığını gizleyemedi. Cezaevlerinde kalanların sayısının 2006 yılından bu yana iki kat arttığına ve 112.000 binden fazla kişinin cezaevinde bulunduğuna dikkat çeken AİÖK heyeti, bazı tutukluların yerde şilteler üzerinde yatmak zorunda kaldığını ve bu durumun endişe verici olduğunu kaydetti.

Çocuk mahkumlar yer yatağında

Batman M Tipi Cezaevi’nde tutulan çocukların içinde bulunduğu koşullara ilişkin ciddi bir endişe taşıdıklarını vurgulayan heyet raporunda, “Söz konusu kuruma yapılan ziyarette, yalnızca 6 yatak ve yerde 12 şilte bulunduğu bir birimde, 22 çocuk vardı. Buna ek olarak bu birimde havalandırma zayıftı. Bu durumun ortadan kaldırılması için acil önlemler alınması gerekmektedir” uyarısında bulundu. Ziyaret edilen cezaevlerinin hiçbirinde, kalanlara kişisel hijyen malzemeleri, temizlik maddeleri veya çarşaf/yastık kılıfı temin edilmediğine dikkat çeken heyet üyeleri, mahkumların, yemek haricindeki kullanılan elektirik dahil olmak üzere bütün masrafları kendilerinin karşıladığını, birçoğunun para kazanma imkanı bulunmadığı için aile desteğine ihtiyaç duyduğunu belirtti.

1750 tutukluya bir doktor

Cezaevlerinde son yıllarda yaşanan bu hızlı nüfus artışının, yalnızca mahkumların fiziksel yaşam koşullarını etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda sağlık hizmetlerini de etkilediğine vurgu yahan heyet, 206 cezaevi doktoru kadrosundan yalnızca 64’ünün dolu olmasını ciddi bir endişe kaynağı olarak nitelendirdi ve “Bu ortalama her 1750 tutukluya bir doktor düşmesi demektir” dedi.

Haber vermeden denetim hakkına sahipler

İşkencenin Önlenmesi Avrupa Komitesi, Avrupa Konseyi çerçevesinde 1987 yılında kabul edilip 1989’da yürürlüğe giren, “İşkencenin ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Muamele ve Cezanın Önlenmesi İçin”, Avrupa Sözleşmesi uyarınca oluşturulan bir insan hakları komitesi. Bağımsız uzmanlardan oluşan üyeler, haber vermeden ve izin almadan istedikleri ülkenin cezaevi ve karakollarını denetleme hakkına sahip. Komitenin hazırladığı raporlar, 47 üyeli Avrupa Konseyi‘nin karar organı bakanlar komitesine sunuluyor. Bakanlar komitesi, görülen eksikliklerle ilgili üye ülkeyi uyarma hakkına sahip.

VATAN

700 bin kişi hakkında yakalama kararı var



700 bin kişi hakkında yakalama kararı var




Avrupa Birliği desteğiyle cezaevlerinin iyileştirilmesi için bilim adamlarıyla birlikte yürütülen çalışmalar kapsamında, Türkiye genelinde halen 700 bin kişinin arandığı, bunların yakalanmaları halinde cezaevlerinde mahkum sayısının ikiye, üçe katlanacağı belirlendi.

Cezaevlerinin şeffaf bir yapıya kavuşturulması amacıyla 21 cezaevinde inceleme yapan Hayat Boyu Eğitim Derneği’nin Genel Başkanı Adem Solak, cezaevlerindeki mahkum sayısının fazlalığı, yer yokluğu yüzünden meslek kazandırma çalışmalarının yürütülemediğini söyledi.

Cumhuriyet Savcılıkları ya da mahkemeler tarafından arananların önemli boyutlara ulaştığına dikkat çeken Adem Solak, arananlarla ilgili çalışmaların bilim adamlarının değişik il ve ilçelerde yaptığı örneklemelerle belirlendiğini, arananların yakalanma oranının ise düşük olduğuna dikkat çekti. İnfaz Bürolarında yüz binlerce kişinin kaydının olduğunu ifade eden Adem Solak, bu kişilerin cezaevlerinde yer olmadığı için yakalanmadığına ilişkin söylentilerin ise gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Saygı ÖZTÜRK / ANKARA 7 Eylül 2009

LÜTFEN BU SES'E KULAK VERİN

Bizler cezaevinde yatan çek yasası mağdurlarının yakınlarıyız,dostlarıyız.
Yanlarında olduğumuzu göstermek için geldik
Yalnız olmadıklarını söylemek,
Biz hukukun tek çare olduğunu ve hukuk yollarının bitmediğini anlatmak ve
Biz canlarımızın durumunu, kendimiz öğrenmek için geldik.
Çocuklarımız, babalarımız içeride. Biz onları görmek için geldik.

Dilekçe haklarının kısıtlanmasını onur kırıcı bulan bazı çek yasası mahkumlarının açlık grevine başladığını öğrendik.
İçeriden düzgün bilgi alamıyoruz.
Mağdur aileleri dağılmıştır, güçleri kalmamıştır.
Ulaşamamaktadır.
Biz canlarımızın durumunu, kendimiz öğrenmek için geldik.

Bizler cezaevinde yatan çek yasası mağdurlarının yakınlarıyız,dostlarıyız.
Canlarımızın durumunu öğrenmek istiyoruz..
Bir temsilcinin görüşmesini istiyoruz
İlk ağızdan durumlarını öğrenmek, gelişmeleri anlatmak istiyoruz
biz anlatmazsak, açlık grevi yapıyorlarsa size inanmazlar
özgür iradeleriyle açlık grevi yapanlara biz birşey diyemeyiz
biz ancak temsilcimiz aracılığı ile gelişmeleri bizzat anlatabiliriz
Burhan İşcan bey mecliste temsilcimiz olarak görüşmeler yaptı.
temsilcimiz eylemcilerin görüşlerini ancak dışarıya aktarır
belki bir talepleri vardır, belki bir şeyler ters gidiyordur.
Belki istanbulu özlemişlerdir.
Biz canlarımızı görmek istiyoruz.
Temsilcilerimiz cezaevi müdürlüğüne dilekçe veriyor. Açık görüş talep ediyoruz.
Biz canlarımızın durumunu öğrenmek için geldik.
Bizler cezaevinde yatan çek yasası mağdurlarının yakınlarıyız,dostlarıyız.
Basında yer alan 1.500 çek hükümlüsü var haberleri gerçekleri yansıtmıyor.
Söz konusu 1.500 kişi sahtecilik ve mükerrerlikten dolayı doğrudan hapis cezası alanlardır.

Çek yasamızda doğrudan hapis cezası yoktur. Adli para cezası vardır.
Adli para cezası otuz gün içinde ödenmediğinde hapis cezasına dönmektedir.
Adli para cezası "borcundan dolayı kimse hapsedilemez" evrensel hukuk yaklaşımı önünde bir görünmezlik perdesi olarak kullanılıyor.
Adli para cezasını ödeyemeyenler bu cezayı günlüğü yüz liradan özgürlükleriyle ödüyorlar.

Özgürlüğümüzün ederi yüz liradır
Özgürlüğümüzün bedeli ödeyemediğimiz çeklerimizdir
Borcumuzdan dolayı özgürlüklerimiz elimizden alınmıştır
Devlet kendi para cezasını tahsil için cezaevlerini kullanmaktadır.

Bizler cezaevinde yatan çek yasası mağdurlarının yakınlarıyız,dostlarıyız.
Cezaevlerinde borcundan dolayı, altmış sekiz bin kişi özgürlüklerinden yoksundur.
Borcundan ötürü 200 bin kişi kaçak durumdadır.
Bu sayı hızla artmaktadır
Cezaevlerinde insanlık dışı koşullar mevcuttur .
Cezaevleri kapasitelerinin, iki-üç katı insanı sağlıksız koşullarda barındırmaktadır
Biz canlarımızı görmeye geldik.
Bizler cezaevinde yatan çek yasası mağdurlarının yakınlarıyız,dostlarıyız.
Cezaevlerinde borcundan dolayı, altmış sekiz bin kişi özgürlüklerinden yoksundur.
Borcundan ötürü 200 bin kişi kaçak durumdadır.
Bu sayı hızla artmaktadır
çek yasası yok hükmündedir.
Evet çek yasası geçersizdir. Canlarımız boşuna yatmaktadır.
1.ocak. 2009 tarihine kadar çıkartılması zorunlu olan Türk Ceza Kanunu ile uyum yasaları meclis tarafından çıkartılmamıştır.
Çek yasası geçersizdir.
Biz söylemiyoruz.
Prof. Adem SÖZÜER söylüyor. Prof. Hayri DOMANİÇ söylüyor. Anayasa komisyonu başkanı Ahmet İYİMAYA söylüyor.
Çek yasası şu anda geçersizdir. Biz söylemiyoruz.
Sakarya, Şişli, Eyüp, Gaziantep , Antalya , Bilecik, Samsun ağır ceza hakimleri söylüyor
Biz söylemiyoruz. bağımsız ve onurlu Türk yargısı söylüyor..

Mahkemeler farklı karar vermeye devam etmektedir. Aynı koğuşta kalan bir mahkum tahliye olmuş, diğeri red edilmiştir.
Biz söylemiyoruz.. Türk mahkemeleri söylüyor .
Mahkemeler önünde eşit değiliz..
Biz söylemiyoruz, görüyorsunuz. Canlarımız içeride bizi bekliyor.

Çek Yasası adil değildir.
Biz söylemiyoruz Yargıtay başkanı Hasan GERÇEK er söylüyor.
Borca hapis adil değildir.
Biz söylemiyoruz profesörler söylüyor.
Anayasaya aykırıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırıdır.
Sadece biz söylemiyoruz,
Herkes söylüyor.

Çek yasası değişecektir. Meclis tatildedir.
Çek yasası meclistedir.
Canlarımız içeridedir.
Onlar yargı-iktidar çekişmesinin kurbanlarıdır.
Biz canlarımızı görmek için geldik.

Medya bizleri görmüyor.
Biz görünür olmaya geldik. Dramı anlatmaya geldik.
Yüzbinlerce insan adil olmayan çek yasasının kurbanıdır.
Biz adalet istiyoruz.
Hukuk istiyoruz.

İnsan hakları derneklerinden yardım talep ediyoruz.
Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitme kararı aldık.
Mahkumların vekalet verebilmesini talep ediyoruz.
Dilekçelerimiz geciktirilmektedir.
Olmayan yasa esmekte, canlarımız beklemektedir.
Biz canlarımıza destek olmaya geldik.
Biz yaşam,
Hukuk
Adalet istiyoruz.
Biz destek istiyoruz..

Biz insan hakları için buradayız.
İnsan haklarıya insandır.

Insan hakları hemen şimdi.

Yaşasın bağımsız ve adil Türk yargısı


İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ
ÇEK HUKUKUNDA GÜNCEL GELİŞMELER VE SORUNLARI
SEMPOZYUMU
14 MAYIS 2009

5252 Sayılı Yasanın geçici 1. maddesine; “Diğer kanunların Türk Ceza Kanununun birinci kitabında yer alan düzenlemesine aykırı hükümleri, 31.12.2006 tarihine kadar uygulanır” demektedir.Daha sonra yapılan yasal düzenleme ile ,5252 Sayılı Kanunun Geçici 1. Maddesindeki süre 31 Aralık 2008 tarihine kadar uzatılmıştır"
Bahsi gecen maddeler uyarınca 3167 sayılı çek yasasıda 5237 sayılı türk ceza kanunun uygun hale getirilmemesinden dolayı çek kanunun içerdiği ceza hükümleri uygulanamaz hale geldi . nedeni 5237 kanunun 2. 5 .7. 21. 52 .62 .maddeleri……

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adem Sözü er’in idi. Konusu “Türk Ceza Kanunu’nun 5. Maddesinin Yürürlüğe girmesi ile 3167 Sayılı Kanundaki Suç ve Cezaların İlga Edilip Edilmediği Sorunu” idi. Hoca kesin bir dille 31.12.2008 tarihine kadar uyum yasasının çıkmaması nedeni ile 3167 sayılı yasadaki suç ve cezaların ilga olduğunu söyledi. Özellikle 5237 sayılı kanunun 21.maddesi suçta kastı zorunlu gördüğünün altını çizdi ve 3167 sayılı yasanın 16. Maddesinin bu açıdan TCK ile çeliştiğini ve bu nedenle de ilga olduğunu söyledi.
Yard. Doç. Dr. Ragıp Barış Erman’dı. Konuşmacının konusu “Karşılaştırmalı Hukukta karşılıksız çeke ilişkin ceza Sorumluluğu Rejimi” idi. Erman hoca bizdeki gibi çek cezasının Dünyanın hiçbir yerinde olmadığını söyledikten sonra halen çeşitli biçimlerde çek cezalarının sürdüğü ülkeleri şöyle sıraladı: Brezilya, Arjantin, Şili ve Belçika. Belçika’da belirli koşulların yerine gelmesi ile bir aydan başlayan cezalar olduğunu söyledi.

Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, konusu “Hukuk Devleti ve Kusur İlkesi Açısından Çek Kanunu Tasarısı Taslağında ve Kusur İlkesi Açısından Çek Kanunu Tasarısı Taslağında Yer alan Suç ve Yaptırımların Değerlendirilmesi” idi. Özet olarak Hoca yeni kanunun kusur ilkesini getirdiğini söyledi ve bu açıdan taslağın TCK ile uyumlu olduğunu söyledi. Bizce Taslak ile ilgili en çarpıcı saptama bu idi. Taslak kusur ilkesini getirerek TCK ile uyumlu hale geldi ise o zaman buradan baktığımızda bir kez daha görüyoruz ki 3167 şu anda çek cezaları ve suç açısından geçerli olmayan bir yasadır
Sempozyumda konuşma yapan Eyüp C. Baş Savcısı karşılıksız çek nedeni ile devletin kasasına giren paranın sıfır olduğunu söyledi ve yargının çek alacaklılarının icracısı durumuna geldiğini kaydetti.
Bu bölümde konuşmacıların tümü Yargıtay 10. Ceza Dairesini en azından cezayı onaylarken boşluk konusunda tek bir satır açıklama yapmaması nedeni ile eleştirdiler. Dairenin bu şekildeki onamasının akademik çevreleri ve mağdurları tatmin etmediğini kaydettiler.
Ayrıca yasalaşması beklenen şimdi ki çek kanunun bir takım unsurlar için çıkarılmış olup TÜRK MİLLETİ ,TÜRK HUKUKÇULARI.YARGI MENSUPLARI.ANAYASA,İNSAN HAKLARI ve AVRUPA BİRLİĞİ HİÇE SAYILMIŞ OLACAKTIR sempozyumun en can alıcı konuşmaları arasındadır.
Bir gerçekte şudur ‘’ basında çıkan haberlerde göstermektedir ki mevcut durum karşısında MEDYA DA BİR TAKIM UNSURLARIN ODAĞI halinde olup GERÇEKTEN ve HUKUKTAN uzak haberler yapmaktadir da denilmiştir
Saygılarımızla …………

BİR AVUKAT GÖZÜYLE ÇEK TASLAĞI!



Karşılıksız çek suçundan her 4 kişiden birisi cezaevinde ya da aranıyor. Adli para cezasını ödeyebilen var mı? Çoluk çocuğu perişan olmayan kaldı mı?
12 Nisan 2009


Avukat DOĞAN DURU

Karşılıksız çek keşide etmekten dolayı keşideciye çek bedeli kadar adli para cezası verilmesi ve bunu haliyle ödeyemeyeceğinden (mevcut kanuna göre ödeyebilse çek bedelini öder ve tüm cezai yaptırımdan kurtulur zaten) dolaylı olarak hapis cezası ile cezalandırılması bir insanlık ayıbı ve büyük adaletsizliktir. (çeşitli sözleşmeler ,senet , fatura karşılı mal verip tahsilat yapamayanlar içinde geçerlidir bu adaletsizlik ). Çek, senet vs gibi ödeme araçlarını Nitelikli Dolandırıcılık yapmak suretiyle kullanan şahıslar yüzünden iflas etmiş ve senelerce çekini ödemiş, istihdam sağlamış müflis kişilerde mevcut çek kanunu ile cezalandırılmaktadır.





MAĞDURİYETLER GİDERİLSİN



Kanun koyucunun bu adaletsizlik getiren 3167 sayılı kanunu acilen revize etmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi bir vatan - vatandaşlık borcudur. 3167 sayılı kanuna göre karşılıksız çek keşide etmek suç olmaktan çıkarılmalı, çeklere de senet-bono vasfı kazandırılmalıdır. Yaptırımlar hiç bir aşamada hürriyeti bağlayıcı olmamalı, tüm ödeme araçlarını kapsayıp toplumda güveni sağlayabilecek şekilde yasa düzenlenmelidir.

Örneğin: Karşılıksız çek , senet , kredi kartı kullanmak durumlarında çek - senet ve kredi kartı kullanımının yasaklanması, yurt dışına çıkış yasağı , müflis tüccarlara adli yardım , kamu yararına çalıştırma , sanığın gelirine göre adli para cezalarının yapılandırılması (süre sınırı olmadan ), etkin pişmanlık , ticari faaliyet yasakları vb yaptırımlar getirilebilir. Ama hapis cezası asla. Borcundan dolayı insanı hapisle cezalandırmak hem bu borcun ödenmemesi, hem de yuvaların yıkılmasına, hiç suçu olmayan diğer aile fertlerinin perişan olmasına sebep olmaktadır. Çek-senet-kredi kartı gibi ödeme araçlarını kötü niyetli kullananlar nitelikli dolandırıcılıktan yargılanmalı, şikayetler bu yönde olmalı ve dolandırıcılık yapanlar ve yapmayanlar ayrılmalı yüce adalet tecelli etmelidir.

Ödeme araçlarını kullanarak kişi ya da kurumları nitelikli dolandırıcılık yaparak dolandıranlar En ağır hapis cezası ile cezalandırılmalıdır. Sayısı milyonlara ulaşan vatandaşımız dolandırıcı olmadığı halde " karşılıksız çek suçundan mağdurdur."Aciz duruma düştüklerinden ceplerinde bırakın hukuki mücadele verecek parayı, geçinecek geliri olmayan, hem kanundan hem alacaklılardan kaçarak boğaz tokluğuna yaşamını sürdüren vatandaşlarımız vardır.



TİCARİ HAYATLAR BİTTİ



Borçlarını elinde olmayan sebeplerle ödeyemeyen iyi niyetli vatandaşımız iflas ettikten sonra alacaklılara karşı can güvenliğini bile sağlayamazken bir de devletimiz önünde kaçak duruma düşmekte, yuvaları yıkılmaktadır. Bu hususta sayısı milyonları aşan mağduriyetler vardır. Kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Buna karşılık vadeli-vadesiz ödeme araçlarını kötü niyetli olarak kullananlar zaten bu hususta hukuksal önlemlerini dolandırıcılığa başlamadan almış ve bir çok insanın ticari hayatını bitirip çeklerini ödeyemez duruma getirmişlerdir.

Bankalar yeni düzenlemede kolaylıkla verilen ve üzerine sınırsız tutarda rakam yazılabilen çek koçanlarından çek bedeli kadar sorumlu tutulmalıdır ki insanlar karşılıksız çekler yüzünden mağdur olmasınlar. Çekin ödeme aracı olarak piyasadaki itibarı da düşmesin. Bankalar tarafından gereken teminatlar alınmalı (nakit blokaj – gayrimenkul – alacak temliki vs) buna göre çek koçanı vermelidir.

Ayrıca her keşide edilen çek üzerine keşide tarihi de yazılmalı ve keşide tarihinde bankaya keşide edilen çek ya da çeklerin tüm bilgileri (tutarı, vadesi, keşide tarihi) bildirimi zorunlu tutulmalı, çek hamili bu durumu sorgulayabilir olmalıdır. Ya da bankalar çek koçanlarını verdiklerinde her koçan için belirli bir limit tahsis edip buna göre uygulama yapabilir. Böylece bankalar aldığı teminatlar oranında çek kullandırabilir. Çek ibrazında da çek hesabının karşılıksız olması halinde ödemeyi bu teminatlara istinaden hamile yapabilir. Böylece çek hamili de çeki daha bankaya ibraz tarihinde korunmuş olur.

Buna karşılık günümüzde karşılıksız çek davaları yaklaşık 2-3 yıl civarında sürmekle temyiz vs itirazlarla bu durum daha da uzatılabilmektedir. Davaların akabinde ise zaten çek miktarı kadar para cezası verilmekte ve haliyle aciz durumda olan sanık bu adli para cezasını ödeyemediği için hapis cezasına dönüştürülüp infazı gerçekleştirilmektedir. Kısaca “mevcut 3167 sayılı çek kanununda ve mecliste şuan bulunan yeni tasarı taslağında hapis cezası kalkmış gibi görünse de hüküm çek bedeli tutarı kadar veya 150 bin TL gibi yüksek bir rakam ile adli para cezasına bağlandığından bu para cezasının da aciz duruma düşmüş iflas etmiş müflis kişiler tarafından ödenmesi imkansız olduğundan adli para cezası hapis cezasına çevrilmekte ve dolaylı olarak hapis cezası uygulanmış olmaktadır. Konuyla ilgili olarak karşılıksız çek keşide etmek suçundan yargılanan ve nihayetinde adli para cezalarını ödeyemediklerinden hapis cezası alan sanıkların istatistiksel net bilgileri adalet bakanlığından ve yetkili kuruluşlardan alınabilir. Bu yeni tasarı taslağını hazırlayanlar hangi ülkede yaşıyorlar…



DÖRT KİŞİDEN BİRİ CEZAEVİNDE



Her 4 kişiden birisi cezaevinde ya da aranıyor karşılıksız çek suçundan. Adli para cezasını ödeyebilen var mı? Çoluk çocuğu perişan olmayan kaldı mı? Alacağını alabilen alacaklı var mı? 3167 sayılı kanun baştan aşağıya yanlıştır. Bankaların sorumlulukları niye 475 ytl ? Sorumlulukları çek bedeli kadar olsun veya kişinin kredibilitesine göre her çek yaprağının üzerine banka “ bu çek yaprağı xxx tutara kadar bankamız güvencesi altındadır. “ şeklinde açıkça yazsın. Alacaklı olan kişi daha üst miktarda bir rakam yazılmasını kabul ederse aradaki fark için sadece icra takibi yapabilsin. Bunu düşünmek bu kadar zor mu?Adalet komisyonu başkanı size buradan sesleniyorum lütfen bu yasayı tek bir kerede her kesimi ve mevcut durumu değerlendirerek tüm ödeme araçları için hazırlayınız.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç-dış borcu olduğu ve geçmişte ekonomik krizler yaşadığı düşünüldüğünde, T.C vatandaşlarının borcu olması , iflas etmesi , çek , senet , fatura yada kredi kartı borçlarını ödeyememesi ve yapılandırmaya gitmesi, iç - dış borçlarını elinde olmayan imkanlar neticesinde çoğu zaman vadesinde ödeyemeyen devletimizin ; borçlarını zamanında çeşitli imkansızlıklar yüzünden ödeyemeyen vatandaşını ( çekini, senedini, kredi kartını, kirasını , faturalarını ) gayet normal karşılaması ve ona bu hususta yardımcı olması gerekir.



Devletimizin karşılıksız çek suçundan mağdur, dolandırıcılık yapmamış aciz durumda insanları bırakın hapisle cezalandırmasını, borçlunun borcunu ödeyebilmesi için uzlaştırıcı rol izlemesi ve borcu olan vatandaşlarımızın can güvenliğini sağlaması kaçınılmaz hale gelmiştir. Konuyla ilgili bir çok onurlu, gururlu insanın bunalıma girerek intihar ettiği haberleri hızla artmaktadır. Aciz duruma düşen ve borçlarını ödeyemeyen, dolandırıcılıkla hiç bir ilgisi olmadığı halde karşılıksız çek davaları yüzünden hüküm giyen tüm müflis iş adamları şu anda ceza evlerinde tecavüz, cinayet, dolandırıcılık, terör vs suçlardan hüküm giymiş suçlularla aynı koğuşlarda birlikte cezaları çektirilmekte bu yolla topluma yeniden kazandırılmaya çalışılmaktadır. İnsanların borcundan dolayı hürriyetinin bağlanmaması gerektiğini düşünen tüm vatandaşlarımızın ve ülkemizin bir sevdalısı olarak mecliste yeni tasarı taslağı bulunan 3167 sayılı kanunda yapılan büyük hataların ( karşılıksız çek keşide etmenin, para cezasıyla cezalandırılması ve bunun öde-ne-me-di-ğin-de dolaylı yoldan hapis cezasına dönüştürülmesi gibi) tekrar etmemesi ve iflas eden müflis insanlarla , dolandırıcılıktan yargılanması gereken dolandırıcıların karıştırılmaması , bu hususta mağdur olmuş ve ödeme imkanları 3167 sayılı yasa ile dolaylı yoldan hapis kararı ile elinden alınmış, dolandırıcılık ile alakası olmayan tüm çek mağdurlarının adına bu hususu tarafınıza ve ilgili makamlara bildirmeyi bir vatandaşlık görevi olarak görüyorum.
Bu hususta alacaklı pozisyonunda olanlarda unutmamalıdır ki karşılıksız çekten hapis cezası aldırmak müflis insanları mahkum ettirmek zaten aciz duruma düşmüş bu insanların borçlarını ödemelerini engellemektir. Ayrıca alacaklılara karşı kin, nefret ve beddua olarak dönecektir. Unutmayınız ki çeklerini elinde olmayan nedenlerden dolayı ödeyememiş insanlarda dolandırılmış ( karşılıksız çek ile mal/hizmet vermiş), ihanete uğramış ve aciz durumdadırlar.

Yasa koyucumuzun bu soruna acil olarak bir çözüm bulmasını temenni ediyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

www.pressturk.com

Karşılıksız çeke hapis cezası anayasaya aykırıdır

KARŞILIKSIZ ÇEKE HAPİS CEZASI ANAYASAYA AYKIRIDIR
Prof. Dr. Hayri Domaniç




Ödenmeyen çekleri imzalayanlara 1-5 yıl hapis cezası öngören 3167 sayılı kanunla, bu kanunu daha ağır cezalarla yenileyen 4814 sayılı ve 26.2.2003 tarihli Kanun ve çekte hapis cezasının sözleşmelerden doğan borçların yerine getirilmemesi nedeni ile kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılamayacağını emreden anayasanın 38. maddesine aykırı sayılmayacağına karar veren Anayasa Mahkemesi,
Ağır şekilde hatalıdır.
Çekte hapis cezasını tekrarlayan 4814 sayılı kanunun hatalı gerekçeler ile Anayasa Mahkemesi kararındaki hatalar, eleştiriler, yasal ve doktrinal gerekçeler aşağıdadır:
A- Yeni Çek Kanunu’nu Hazırlayanlar ve Gerekçeleri:
TBMM, Adalet Bakanlığı Alt Komisyon Başkanı Hakkı KÖYLÜ, üye Harun TÜFEKÇİ ve Muharrem KILIÇ tarafından imzalı 3.2.2003 tarihli raporda belirtildiğine göre, çeklerin ödenmemesini “objektif sorumluluk” nedeni sayan, yani Ceza Kanunu’nun 45. maddesinde yer alan ve “cürümde kasdın bulunmaması cezayı kaldırır” diyen uluslar arası kuralın dışında tutan kanun tasarısı:
1) Adalet Bakanlığı,
2) Merkez Bankası,
3) Türkiye Bakanlar Birliği,
4) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu,
5) Türkiye Barolar Birliği,
Temsilcileri ile,
6) Yargıtay 10. Ceza Dairesi Başkanının
katıldığı 31.01.2003.ve 03.02.2003 tarihli toplantılarda hazırlanmıştır.
Alt Komisyon tasarıda bazı değişikler yapmışsa da, netice olarak tasarı:
a) Bedeli bağış veya lehtara verilen ödünç bir para dahi olsa çeklerin ödenmemesini, genel olarak tüm suçlarda şart koşulan kasıt unsurunu aramaksızın objektif sorumluluk sebebi saymış,
b) Bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile 80 milyar lirayı aşmamak üzere çek bedeli kadar para cezası öngörmüş,
c) Çek hamili lehine tazminat ve reeskont faizi önerilmiştir.
10.1.2003 TARİHLİ “GENEL GEREKÇE”nin ÖNEMLİ BÖLÜMÜ ŞÖYLEDİR:
“Ceza hükmü içeren özel ceza kanunları hükümlerinin, uygulanacak cezanın ülkedeki tüm ceza kurallarının bütünü dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Çağdaş ceza hukukunda, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucu bu ilişkilerden doğan ve netice itibarıyla, cezaî müeyyideyi gerektiren eylemlere hürriyeti bağlıyıcı cezanın başvurulacak en son çare olarak öngörülmesi,
‘EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA’ ilkesinin doğmasına yol açmıştır.
Bu gelişme nedeniyle karşılıksız çek keşide etmek suçunu ilk defa işleyenlere hürriyeti bağlıyıcı ceza yerine çek bedeli tutarı kadar ağır para cezası verilmesi,
Ancak çeke güvenin zaafa uğratılmaması ve cezada etkinliğin arttırılması bakımından, bu suçtan mükerrirler hakkında (1 yıldan 5 yıla kadar) hapis cezası verilmesi uygun görülmüştür.”
B- Anayasa Mahkemesi de Resmî Gazete’nin 26.04.2003 Tarihli Sayısında Yayımlanan 11.12.2002 Tarihli 2002/165 K. Sayılı Kararında Çeklerin Sözleşme Olmadığını Bu Nedenle, Sözleşmeden Doğan Borçların Yerine Getirilmemesi Nedeni ile, Hapis Cezası Verilemeyeceğini Emreden Anayasanın 38. maddesi Dışında Kaldığını ve Karşılıksız Çeke Hapis Cezasının Doğru Olduğunu Başkan Vekili Haşim Kılıç’ın Muhalefeti ve Oyçokluğu İle Açıklamıştır.
Kararın gerekçe bölümü şöyledir:
“Türk Ticaret Kanunu’nda kambiyo senetleri arasında düzenlenen çek;
Temel ilişkide bir sözleşmenin bulunup bulunmadığından bağımsız olarak,
Kambiyo hukukuna özgü borç doğuran özel bir havaledir.
Hatır senetlerinde olduğu gibi, taraflar arasında herhangi bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığı veya temelde yer alan sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda çek, başlı başına borç kaynağı biçiminde ortaya çıkabilmektedir.
Ayrıca, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borç için dahi çek keşide edilebilmektedir.
Çeki elinde bulunduran hamil, keşideci ile lehdar arasındaki temel ilişkiden kaynaklanan bir alacağı değil, doğrudan doğruya çekten doğan bir hakkı iktisap etmektedir.
O halde, çek ilişkisi bizzat sözleşme olmadığı gibi, çekin temelinde her zaman bir sözleşme bulunması da zorunlu değildir. Temelde bir sözleşme ilişkisinin bulunduğu durumlarda ise, çekte bu ilişkiden bağımsız ve sözleşme olarak nitelendirilemeyecek bir kambiyo taahhüdü söz konusudur.
Borçlu, temel ilişkisi ne olursa olsun borcunu ödemek için çek kullandığında, asıl borç ilişkisi dışında kambiyo ilişkisi doğmaktadır.
İtiraz konusu kuralın, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilebilmesi için ilişkinin yalnızca sözleşmeden doğması ve borcun yerine getirilememesi gerekmektedir.
Oysa çek temelde sözleşmeden bağımsız olarak kambiyo hukukuna özgü borç doğuran bir havaledir.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesi’nin sekizinci fıkrasa aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.”

C- Çekte Hapis Cezasını Tekrarlayan 4814 Sayılı Kanunla Bu Doğrultudaki Anayasa Mahkemesi Kararına Eleştiriler İle Yasal ve Doktrinal Dayanakları:
“EKONOMİK SUÇA EKONOMİK CEZA” gerekçesi ile hapis cezasını tespit eden, 4814 sayılı kanunla bu doğrultudaki Anayasa Mahkemesi kararı hatalı olup, DÜNYA MEVZUATINA AYKIRI VE ACEMİLİK ÜRÜNÜDÜR..
1) Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan “ekonomik suça ekonomik ceza” hem komik derecede yanlış, hem de çeke dayalı ekonomik suç tekrarlandığı takdirde, karşılıksız çek düzenleyenlere 1 – 5 yıl hapis cezası kuralı ile çelişkilidir. Zira “ekonomik suç” kavramı, hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık gibi haksız yararlar sağlayan suçları da kapsar ve tüm Dünya kanunlarında hapisle cezalandırılmıştır. Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil, “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” hiçbir yasal dayanak gösterilmeden yakıştırılmış bir acemilik ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur. “Ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını “ödemede temerrüt dirence” karıştırılmıştır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. Ekonomik direnceye alacaklı yararına parasal yaptırım uygulanacakken “ekonomik ceza” Devlete ödenmekte olup, alacağı direnceye uğrayan alacaklıya bir faydası yoktur. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir. Çek Kanununun Yeni 16. maddesi’ne göre 80 milyar lirayı aşmamak üzere karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası da, çekin temsilciler tarafından imzalanması halinde iki üç katına çıkabilmektedir. Zira 16. madde hem temsil edene hem temsil edilen kişiye ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası uygulamaktadır. Temsil edilen özel kişi 80 milyar, temsilcide 80 milyar lira ceza ödeyecektir. Vakıf ve Dernek gibi özel tüzel kişiler adına çek imzalanması hallerinde de tüzel kişi ayrı, temsilci veya temsilcilerden her biri ayrı ayrı çek bedeli kadar para cezası ödemek zorundadır. Çeklere uygulanacak poliçe hükümlerine yollama yapan TK.730’un yollama yaptığı TK.599 ve 600 gereğince, çek borçlusu çeki ibraz eden lehtara karşı her tür defileri ileri sürebildiği ve bu defi imkanı nama yazılı çeklerde iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı da geçerli olduğu halde, 16. madde karşılıksız çekte hapis ve para cezası için bu defileri de göz ardı etmiştir.
KUR’AN-I KERİM’in AHZAP Suresinin 72. Ayeti diyor ki;
İnsan ZALUMEN CEHULA yani İNSAN ÇOK ZALİM ve ÇOK CAHİLDİR.
Çeklerin mutlaka bir sözleşmeye dayalı olmasını emreden bunca kanun maddeleri ile parasal borçlarda dirence nedeni ile hapis cezası verilemeyeceğini emreden Anayasa’nın 38. maddesine rağmen, çekin bir sözleşme olmadığını gerekçe alan 16. madde’nin mimarları da aynı görüşü paylaşan yargı üyelerinin tutumu da 72. Ayeti anımsatmaktadır.
Sürekli olarak Hazine Müsteşarlığı, Banka Denetleme Kurumu ve Merkez Bankası gibi Devlet kuruluşlarının denetiminde bulunmasına rağmen 40 – 50 maddelik kredi sözleşmelerinin tamamı emredici hükümlere aykırı ve geçersiz bulunan bankaların yasama organını yanıltması neticesinde Çek Ceza Hukukunda şu dengesizliğe bakınız:
1- Karşılıksız kalan çek bedeli kadar para cezası,
2- Temsil edilene ayrı, temsilciye ayrı olmak üzere çek bedelinin iki katı para cezası,
3- Birden çok temsilci varsa her birine ayrı ayrı para cezası, temsil edilene de üçüncü para cezası,
4- Para cezaları bir ayda ödenmezse, üç yılı geçmemek üzere hapis cezası,
5- Birinci çekin karşılıksız kalması nedeni ile para cezalarının ödenmesinden sonra düzenlenen ikinci çekin karşılıksız kalması halinde ise 1-5 yıl arası hapis cezası,
6- TCK. 503 gereğince dolandırıcılık suçlarına 1-3 yıl arası hapis cezası yeterli görüldüğü halde, borç para vermek amacı ile düzenlenen çekin karşılıksız kalmasına 1-5 yıl hapis cezası,
7- TCK. 491 gereğince hırsıza 6 ay ile 3 yıl arasında hapis cezası, buna karşı teslim edilmeyen malın bedeli olup, BK. 81. gereğince ödenmeyen çek için 1-5 yıl hapis cezası,
8- TCK.508’de düzenlenen emniyeti suistimal suçu için 2 aydan 2 yıla kadar hapis cezası, bağış çekinin karşılıksız kalması halinde ise 1-5 yıl hapis cezası,
9- Sahte belgeler düzenleyerek vergi kaçıranlara Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi gereğince altı aydan üç yıla kadar hapis cezası, haklı nedenle de olsa çeki ödemeyenlere 1-5 yıl hapis cezası,
Ödenmeyen çeklere hapis cezası getirerek çok müşteri edinmek ve para kazanmak amacındaki bankaların zulüm örneklerindendir. Bunca yasal dengesizliğe ve karşılıksız beher çek için 80 milyar liraya kadar para cezası ile hapis cezasına neden olan bankaların karşılıksız çeklerde riski de yaprak başına 300 milyon liradan ibarettir.
Avrupa Birliği (AB) Devletleri’nin hiç birinde, kötü niyet ve dolandırıcılık gibi suç unsurları olmadıkça tarihte ve halen karşılıksız çek için hapis cezası yoktur. Arjantin, Brezilya, Japonya gibi devletlerin çek kanunlarında da hapis cezası söz konusu değildir.
TK. 707, çeklerin vadeli olmasını yasakladığı halde uygulamamızda karşılıksız çeklerin hemen hemen tümü vadelidir. Vadeli çekin vade beklemeksizin ibrazı TCK. 508 gereğince suç olduğu halde, avukatlarla hakimler bunu da nazara almamakta hemen hapis cezası uygulamaktadır. ZALUMEN CEHULA.
“Ekonomik suça ekonomik ceza” aynı zamanda aldatıcıdır. Çünkü para cezası savcının talebi üzerine ödenmezse 657 sayılı İnfaz Kanun’un 5. maddesi gereğince, üç lira için bir gün hapis olmak ve üç seneyi geçmemek üzere hapse dönüşür. Yeni Çek Kanunun gerekçesinde yer alan ve çeklerde karşılıksızlığın tekrarı halinde hapis cezası öngören bölüm de çelişkilidir. Madem ki, “ekonomik suça ekonomik ceza prensip edinilmiştir” karşılıksız çeklerin tekrarlanması halinde de “suç ekonomiktir” cezanın da parasal olması zorunludur. Yeni Çek Kanunu ve gerekçesi, kanunları inceleme yetersizliğinden kaynaklanan tam bir acemilik ürünüdür.
2) Çeklerin birer havale ve sözleşme senedi olduğunu düzenleyen başlıca yasalar:
a) Çekler dahil Kıymetli Evrakı tarif eden TK. 557:
Kıymetli evrak ÖYLE SENETLERDİR Kİ, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez.
Şeklinde olup, çekin SENET olduğunu açıklamaktadır.
b) Çekin şekil şartlarını düzenleyen TK. 692’nin 2. bendine göre çek;
“Kayıtsız ve şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için HAVALE”dir.
c) Borçlar Kanunu 457’ye göre de;”HAVALE BİR AKİTTİR” sözleşmedir.
d) TK. 694 hükmü de çeklerin HAVALE SENEDİ olduğunu tekrarlamıştır.
e) Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9.7.1958 tarihli ve K. 28 sayılı kararına göre de:
Çek mahiyeti itibariyle BORÇ İKRARINI HAVİ bir vesika değil, HAVALE BENZERİ bir ödeme vasıtasıdır.
f) Hususî ve resmî evrakta sahtekarlık suçlarını cezalandıran Türk Ceza Kanunu’nun 349. maddesi’nin 2. bendi de, TK. 557 gereğince çekleri de kapsayan “Emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen KAMBİYO SENETLERİ”ni daha ağır cezalara tabi tutmuş ve ÇEKLERİ de SENET VE SÖZLEŞME saymıştır.
g) “KAMBİYO SENETLERİ (ÇEK, POLİÇE VE EMRE MUHARRER SENET) HAKKINDAKİ HUSUSİ TAKİP USULLERİ”ni düzenleyen İİK. 167-176 hükümleri de çekleri senet ve sözleşme saymış ve özel bir icra takip usulüne tabi tutmuştur.
h) 57 maddeden oluşan 1931 tarihli Milletler Yeknesak Çek Kanunu (Loi Uniforme Concernant le Cheque) de 1 ve 3. maddelerinde çekin bir banka üzerine yazılan özel bir havale sözleşmesi olduğunu açıklamıştır.
HAYRİ DOMANİÇ de, 1990 YAYIMI KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitabının 529. sayfasında:
“Çek, münhasıran bir bankaya hitaben yazılabilen, kanuni şekil şartlarına tabi, kıymetli evrakta madut ve sadece nakde taalluk edebilen hususî bir HAVALE SENEDİDİR.”
Şeklinde bir tarif yapmış, çekin bir senet ve sözleşme olduğunu belirtmiştir. Hocamız Ord. Prof. Dr. Halil ARSLANLI’da 1960 yayımı Ticari Senetler adlı eserinde ÇEKİN BİR HAVALE SÖZLEŞMESİ ÜRÜNÜ olduğu beyan etmiştir.
Prof. Dr. Reha POROY ile Prof. Dr. Hamdi YASAMAN’ ın müşterek eseri KIYMETLİ EVRAK HUKUKU adlı kitap da çekler bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.
Ziraat Bankasının, 1988 yayımı “Tevdiat ve Banka Hizmetleri Mevzuatı” adlı kitapçığının 1 ve 2. sayfalarında da çek, bir havale ve senet olarak tarif edilmiştir.
Özetle, 26.2.2003 tarihli ve 4814 sayılı Yeni Çek Kanunu’na kadar çekin sözleşme niteliğinde bir havale ve senet olmadığını savunan yasal, yargısal ve doktrinal bir görüş yoktur.
Bir kimsenin diğer bir kimseye çek vermesinde amaç:
- Ya çek lehtarına olan bir borcun ödenmesi;
- Veya çek lehtarına bir miktar paranın borç verilmesi;
- Yahut çek lehtarının ileride teslim etmeyi vaadettiği mal ve hizmetlerden doğacak borçların karşılanması;
- Veyahut bir miktar paranın borç verilmesi;
gibi hukukî sebeplere dayalı ve yönelik olabilir.
BK. 17’ye dayalı tüm bu hukuki sebepler da yazılı veya sözlü sözleşmelere dayalıdır. Dolayısı ile Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan ve:
“Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” diyen emredici kuralın kapsamındadır. Bu nedenle, çek bedelinin ödenmemesi hapis cezasını gerektirmez. Dolayısı ile bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngören 4814 sayılı Yeni Çek Kanunu Anayasa’ya aykırıdır.
Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan “ekonomik suça ekonomik ceza” hem komik derecede yanlış, hem de çeke dayalı ekonomik suç tekrarlandığı takdirde, karşılıksız çek düzenleyenlere 1-5 yıla hapis cezası kuralı ile çelişkilidir. Zira, “ekonomik suç” kavramı, hırsızlık, dolandırıcılık, evrakta sahtekarlık gibi haksız yararlar sağlayan suçları da kapsar ve tüm Dünya kanunlarında hapisle cezalandırılmıştır. Hile ve dolandırıcılık gibi bir suç unsuru bulunmadıkça, çeklerin ödenmemesi “ekonomik suç” değil “ekonomik direncedir” yaptırımı da faiz ve tazminattır. Para ve hapis cezası Dünya tarihinde ve halen yoktur.
Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansıyan “ekonomik suça ekonomik ceza” ilgili kanunları yeterince incelememekten kaynaklanan hata ürünüdür, böyle bir prensip Dünyada yoktur.”ekonomik suç” ile mal, hizmet ve para borçlarını ödemede temerrüt dirence” karıştırılmaktadır. Parasal direncelerin yaptırımı parasaldır, faiz ve tazminattır. Hapis ve hatta para cezası yoktur. Ekonomik direnceye alacaklı yararına parasal yaptırım uygulanacakken “ekonomik ceza” Devlete ödemekte olup, alacağı direnceye uğrayan alacaklıya bir faydası yoktur. Çek bedeli borcunu ödemeyen borçlunun para cezasını Devlete ödemesi de söz konusu değildir.
“Ekonomik suça ekonomik ceza” aynı zamanda aldatıcıdır. Çünkü para cezası ödenmezse 657 sayılı İnfaz Kanunu’nun 5. maddesi gereğince hapis cezasına çevrilir.
Yeni Çek Kanunu’nun gerekçesinde yer alan ve çeklerde karşılıksızlığın tekrarı halinde hapis cezası öngören bölüm de çelişkilidir. Madem ki, “ekonomik suça ekonomik ceza prensip edinilmiştir” karşılıksız çeklerin tekrarlanılması halin de “suç ekonomiktir” yaptırımın da parasal olması zorunludur. Yeni Çek Kanunu ve gerekçesi tam bir acemilik ürünüdür.
NETİCE:
ÇEK BANKALARA HİTABEN YAZILAN BİR HAVALE SENEDİDİR. BK. 457’ye GÖRE İSE HAVALE BİR AKİTTİR.”
ŞU HALDE ÇEK TANZİMİ BİR SÖZLEŞMEDİR VE ANAYASA’NIN 38. MADDESİ’NDE YER ALAN VE “HİÇ KİMSE KENDİSİNİ VE KANUNDA GÖSTERİLEN YAKINLARINI SUÇLAYAN BİR BEYANDA BULUNMAYA VEYA BU YOLDA DELİL GÖSTERMEYE ZORLANAMAZ”. ŞEKLİNDE BULUNAN EMREDİCİ KURALA TABİDİR.
BU EMREDİCİ YASAL DURUMA RAĞMEN, ÇEKLERİN ÖDEME ARAÇLARI OLDUĞU, SENET OLMADIĞI YÖNÜNDEKİ GÖRÜŞLER, YASALARI VE DOKTRİNİ GÖZARDI EDEN HATALARDIR.
Osmanlı İmparatorluğunun 20 Nisan 1914 tarihli Çek Kanunu ile 1926 ve 1956 tarihli Türk Ticaret Kanunları da karşılıksız çeke hapis cezası düşünmemiştir. Hiçbir suç unsuru aramaksızın ve keşideciye, Anayasanın 36. maddesi’ne dayalı savunma hakkı da vermeksizin karşılıksız çeke hapis cezası öngören 1985 ve 2003 tarihli Çek Kanunları çek kullanımını artırmak, daha çok çek hesabı açtırmak, kazanç artırmak peşinde koşan bankaların ürünüdür.
Doğru ve olması gereken Kanun, Uyum Yasaları’nı hazırlamakta olduğumuz AB ülkeleri başta olmak üzere, ayrı bir suç unsuru taşımadıkça, tarihte ve halen karşılıksız çeke cezası vermeyen ve %5-10 tazminat ve masrafla yetinen medeni Dünya mevzuatına uygun bir çek kanunudur.


(Bu makale Legal Hukuk Dergisi'nin Kasım 2003/11. sayısından alınmıştır.)

http://www.wikio.comFriendFeed'de bana abone olAdd to Technorati FavoritesPowered by  MyPagerank.Net web siteleriEconomics Blogs - BlogCatalog Blog Directory

powered by Blogger | WordPress by Newwpthemes