ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekonomik suça ekonomik ceza uygulanacak


'Çek'ten hapse son!
    ZÜBEYDE YALÇIN
    25.12.2011


Adalet Bakanlığı'nın karşılıksız çeklerle ilgili paketi 8 milyon dosyanın düşmesini sağlayacak. Paket karşılıksız çeke hapsi de kaldırıyor
Adalet Bakanlığı'nın, yargının hızlanması için hazırladığı paketin ayrıntılarına SABAH ulaştı. Önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu'na sunulacak paket, 8 milyon civarında dosyanın düşmesini sağlayarak hem yargının yükünü azaltacak, hem de karşılıksız çek verenleri rahatlatacak. Paket kapsamında, karşılıksız çek verenler hapse girmeyecek. Bunun yerine çek defterlerine el konulup banka hesapları sınırlandırılacak. Çeklerini iade etmeyenler ise dolandırıcı gibi yargılanacak. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan paketin, ilk Bakanlar Kurulu'nda ya da en kıza zamanda ele alınıp Meclis'e sevk edilmesi bekleniyor. Çek Yasası'nın yanında İcra İflas Yasası'nın 30 maddesi ile ilgili diğer yasalarda da kapsamlı bir değişiklik yapılacak. Bakanlar Kurulu toplantısından sonra çek ve diğer düzenlemelerin birlikte mi yoksa iki ayrı tasarı olarak mı Meclis'e geleceğine karar verilecek.

DEFTERE EL KONULACAK

Ekonomik suça ekonomik ceza uygulanacak. Çek karşılıksız çıktığı anda yargı süresi yerine ilgili kişilerin çek defterine el konulması süreci başlayacak. Karşılıksız çek verenlerin defterlerinin ellerinden alınmasının yanında banka hesaplarına da sınır konulacak. Karşılıksız çek verdiği için çek defterinin geri alınması karar verildiği halde çek kesmeye devam edenler, Ceza Kanunu'nun dolandırıcılık suçu kapsamında yargılanacak. Çek vermeye devam edenlere 1-5 yıl arasında hapis cezası verilebilecek.

YÜKSEK MAHKEME BU VAHİM HUKUK İHLALİNİ ÖNLEMELİDİR!



Ekonomik gerekçelerle hazırlanmış olan ve müteaddit defalar değişikliğe uğrayan Çek Kanunu, “ceza içeren özel nitelikte” bir kanun olmasına rağmen, eski ve yeni haliyle, Türk Ceza Hukuku sistemini altüst etmiş bulunmaktadır.

1. 01.01.2009 tarihi itibariyle 3167 Sayılı Kanunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa aykırı olan hükümleri zımnen ilga edilmiş ve söz konusu aykırılıkların giderildiği yeni kanunun (5941 sayılı Çek Kanunu) yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihine kadar işlenmiş olan bütün karşılıksız çek suçları “kanunilik” ilkesi gereğince konusuz kalmış ve verilen cezalar hükümsüz hale gelmiştir. Benzer durum “Markaların Korunması Hakkında KHK” uyarınca verilen cezalar için de geçerli olup, Yargıtay 7. Ceza Dairesi 23.02.2009 tarihinde verdiği bir kararla bu hususu açıklığa kavuşturmuş ve tartışmayı bitirmiştir. Fakat Yargıtay 10. Ceza Dairesi, sebebi kamuoyunca bilinemeyen bir gerekçeyle, benzer bir karar vermekten bugüne kadar imtina etmiştir.

2. 2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile, ceza sistemimizde önemli değişiklikler yapılmış, bu arada suçun manevi unsuru konusunda da doktrinde ve uygulamada uzun süredir tartışılan “kusursuz” (objektif) sorumluluk anlayışı terk edilerek suçun ancak “kasıt” veya “taksir”le işlenebileceği kabul edilmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun gerekçesinde objektif (kusursuz) sorumluluk esası için “, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı” sıfatı kullanılarak bu anlayışın terk edildiği Anayasaya da atıf yapılmak suretiyle açık bir dille belirtilmektedir.
3. 20.12.2009 tarihinde yürülüğe giren 5941 sayılı yeni Çek Kanunu ise, karşılıksız çek suçunun oluşmasında, kanun yapma tekniğine aykırı olarak, “sebebiyet vermek” gibi elâstikî ve müphem bir ifade kullanmış, suçun ancak kasıt veya taksirle işlenebileceğini öngören TCK 21. maddeyi adeta “ıskalamaya” çalışmıştır. Madde gerekçesinde bu suçun “en azından taksirle” işlenebileceğinin yazılmış olmasına rağmen, madde metninde (alelacele bir değişiklik sonucu) yoruma açık bir ifade kullanılması, uygulamada tam bir karmaşa doğurmuştur. Bu durumda iki ihtimal ortaya çıkmaktadır: Şayet söz konusu suçun oluşmasında kasıt veya taksir aranıp aranmayacağı tartışmalı ise, bu durum TCK Genel Hükümlerine açık bir aykırılık teşkil etmiş olacaktır. Bu demektir ki, istenen her özel konuda Türk Ceza Kanununun Genel Hükümlerine aykırı özel ceza kanunları çıkarılabilir ve insanların hürriyeti bağlanabilir. Yahut hakimler kendi takdir haklarını kullanarak kimi zaman TCK Genel Hükümlere uygun olarak kasıt veya taksir arayacak, kimi zaman da “duruma göre” “kusursuz sorumluluk” esasına göre karar verecekler. Yok eğer kasıt veya taksir aranacak ise, bu durumda 20.12.2009 tarihinden bugüne kadar kasıt veya taksir aranmadan verilen kararların tamamının Yargıtay tarafından bozulması gerekecektir. (20.12.2009 tarihine kadar işlenen karşılıksız çek suçları bir önceki maddede belirtildiği üzere, yasal boşluk sebebiyle zaten konusuz kalmıştır.)
4. 5941 sayılı Çek Kanunu ile ilgili problemler bununla sınırlı değildir. Şirket vekili sıfatıyla keşide edilen çekler, sorgu yapılmadan verilen ceza kararları, yasal karşılığı hesaba katılmadan verilen cezalar gibi konularda da her mahkeme farklı karar vermekte, kimi zaman aynı sanık hakkında yan yana iki ayrı mahkemeden mahkumiyet ve beraat kararları çıkabilmektedir. Bir taraftan Yargıtay “yeni kanunda suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan” dolayı açıklayıcı gerekçe belirtmeden “yasa bozması” yapmakta, mahkemelerin bir kısmı dosya üzerinden karar vererek davaları beraatle sonuçlandırırken kimi mahkemeler “yeni kanunda farklı bir düzenleme olmadığı” gerekçesiyle eski ceza kararlarında direnmektedir. Bu durum, hukuk tarihimizde eşine az rastlanan bir “kaos” halidir. Bu durumu “kaos” olarak nitelendirmemizin sebebi, uygulamanın istisnai sonuçlar değil, binlerce insanın hürriyetinin haksız ve hukuksuz yere bağlanması gibi toplumun önemli bir kısmını ilgilendiren sonuçlar doğurmasındandır.
Ekonomik suça hapis cezasının insan onuruyla bağdaşmayacağı, hapiste borcun ödenemeyeceği, ekonomik kriz dönemlerinde ortaya çıkan mağduriyetlerin müsebbibinin ticaretle uğraşan fertler olmadığı gibi kimilerine göre tartışmaya açık ve sübjektif sayılan gerekçeleri bir tarafa bırakarak, hukuki endişelerle ve yüksek sesle soruyoruz:

1. Ekonomik gerekçelerle çıkarılmış olmasına rağmen, bir “özel kanun” toplumun hangi kesimlerine hizmet etmektedir ki, hukuk sisteminin temellerini zorlayabilmektedir?

2. Ceza alanında “temel kanun” olan Türk Ceza Kanununun hükümlerine açık bir aykırılık, hukukun uygulayıcıları tarafından nasıl savunulabilmektedir?
3. Binlerce insanın hürriyetinin bağlanmasına, binlercesinin de “kaçak” olarak yaşamak zorunda bırakılmasına sebep olan bu hukuksuzluğun çözümü için hem cezanın mevcut ve muhtemel muhatapları hem de yerel mahkeme hâkimlerince Yüksek Mahkemeden bir karar beklenmekte iken, iki yılı aşkın süredir hangi sebeple bir karar ihdas edilememiştir? Dosya yükünden şikâyetçi olan Yargıtay 10. Ceza Dairesi, vereceği hukuka uygun bir kararla binlerce dosyanın yükünden kurtulabilecekken, “bu konuda önümüze henüz dosya gelmedi” gerekçesi ikna edici bulunabilir mi?
4. Haksız yere hürriyeti bağlayıcı cezaya muhatap olanların mağduriyeti nasıl telafi edilecek ve bu “hukuki ayıp”ta katkısı olanlar böyle bir ayıbın insanî ve vicdanî hesabını nasıl vereceklerdir?
5. İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından binlerce dosyanın uluslararası hukuk alanına taşınması halinde; kanuna, Anayasaya ve taraf olunan uluslararası metinlere de aykırılık teşkil eden bu hukuksuzluğun doğuracağı neticelerden kimler sorumlu olacaktır?


Neticeten ve her şeye rağmen:


“Hukuk devleti”nde yaşadığımızı hissetmek istiyoruz!


Hukukun uygulamasında birliğin sağlanmasını ve zedelenmekte olan adalet duygusuna düşen gölgenin bertaraf edilmesini istiyoruz!


Benzerlerine ancak “suçta ve cezada kanunîlik” ilkesini ayaklar altına alan 1926 Sovyet Ceza Kanunu ile 1935 yılının Nazi Alman Ceza Kanununun uygulamasında rastlanabilecek “keyfîlikler”in sona ermesini diliyoruz.


Bu ülkenin birer ferdi olarak adaletin tesisi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması yolunda, Yüksek Mahkemenin ve hâkimlerimizin akl-ı selimine, hukuk, hakkaniyet ve adalet anlayışına güvenmek istiyoruz.


Saygılarımızla


 Yargıtay Başkanlığına, 10. Ceza dairesi başkan ve üyelerine (ismen) , Asliye ve Sulh Ceza Hakimlerine, Ağır Ceza mahkemeleri üyelerine, gazete ve televizyonların haber merkezlerine ve köşe yazarlarına yazılı mektup olarak posta yoluyla iletmeliyiz. Mektupların mümkün olduğunca isme gönderilmesi daha isabetli olacaktır.

Meselemiz hukukidir ve çözümü de hukuk alanında olacaktır. Yakın bir zamanda siyaseten bir çözüm gözükmemektedir. Kolektif aklın yanılma ihtimalinin az olacağı kanaatiyle, bu problemin yine hukuk adamlarımızın ortak aklı selimiyle çözüleceğine inanıyorum. Çok sayıda mektup göndermek, problemimizin çözümünde öncelik almamızı sağlayabilir.

Diğer taraftan, tekraren hatırlatmak istediğim bir husus daha var: Uyarlama yargılaması (yahut hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi) talebiyle cezası kesinleşmiş dosyalar için dilekçe vermeyi ihmal etmeyelim. Konunun çözümünde önemli bir adımdır. Bazı mahkemeler bu talepleri kabul edip yeniden duruşma açıyor.
Denemekle birşey kaybetmiş olmayız.

ANKARA HUKUKLU

Bu yazısından dolayı Sn ANKARA HUKUKLU'ya teşekkürler 

"Yeni çek yasası olumlu ama eksik noktalar var"


Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Genel Başkanı Nurettin Özgenç, Yeni Çek Kanunu Tasarısı'nı eksiklikleri bulunmasına karşın olumlu karşıladıklarını belirterek, "Verilen çekler, kupon şeklinde yani üzerine miktarlar yazılı olmalı. bir nevi hediye çeki şeklinde ve kredi kartı gibi banka güvencesi altında olmalı" dedi. Özgenç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Yeni Çek Kanunu Tasarısı'nın, TBMM Adalet Komisyonu'nda görüşüldüğünü anımsattı. Tasarıya göre, tarafların anlaşması halinde karşılıksız çek verme suçundan mahkum olanların cezasının infazının ertelenebileceğini veya durdurulabileceğini belirterek Özgenç, "Tasarı yasalaşırsa 2 bin 172 kişi tahliye olacak. Çekten hapis yatanlar borçlu olduğu kişilerle anlaşarak 1 Nisana kadar ilgili makamlara ilettikleri takdirde herhangi bir sorun kalmayacak" dedi. Taraflar arasında anlaşma olmaz ise iki yıl içerisinde ödemesi için ceza infazının ertelenmesinin tanınacağını belirten Özgenç, "iki yıl içerisinde borç yine ödenmediği takdirde borçlu tekrar cezasını çekmek üzere hapse girecek" şeklinde düzenlenen yasa tasarısı, olumlu olmakla birlikte birkaç noksan tarafının da göz önüne alınması gerektiğini bildirdi. Çeki veren bankaların "taraf" olması gerektiği üzerinde duran Özgenç, şöyle konuştu:
"Çünkü çeki düzenleyen ve kullanıma sunan banka, çeki alıp keşide eden borçlu ve diğer tarafta çek karşılığında mal veya hizmet verenler. Yani üçlü sacayağı var. Biri olmadan diğerinin bir fonksiyonu olmaz. Dolayısıyla banka sunmuş olduğu hizmetten sorumlu olmalı. 18 yaşın altındaki kişiye sigara satan büfeye sorumluluk yükleniyorsa, aldığı çek ile piyasayı dolandıranlara bu imkanı sunan bankada birinci derece sorumlu olmalı. Çeki ödeyemediği için soruşturma ve kovuşturma gören ve hapse düşenler mağdur oluyor. Diğer taraftan aldığı çek karşılığında mal verenler çekin karşılıksız çıkması karşısında zor durumda kalarak mağdur oluyorlar. Ama tüm bunlara aracı olan bankaya bir şey olmuyor. Bu böyle olmamalı nasıl ki banka kredi kartı verirken araştırıyor, soruşturuyor ona göre davranıyorsa çek koçanı da verirken aynı istihbarat bilgiler ile çek koçanı vermeli. Bütün bu dengeler iyi gözetilmeli ve yasa adil bir şekilde yapılmalı."
Çeklerin işletmenin ölçeğine göre 4-5 farklı kategoriye ayrılması gerektiğini ifade eden Özgenç, şunları söyledi:
"Bankalarında çek yaprağı karşılığında ödemek zorunda kaldığı miktarlar grubuna göre olmalı. Yani overlokçu ile tekstil sanayicisine aynı çek koçanı verilmemeli. Mikro ölçekli işletmeye verdiği çek yaprağı başına yükümlülüğü en az 2 bin lira olmalı. Orta ölçekli işletmeye verdiği çekin yükümlülüğü 10 misli fazla olmalı ki bir değer taşısın. Ayrıca KOBİDER olarak bir diğer önerimiz ise verilen çeklerin kupon şeklinde yani üzerine miktarlar yazılı olmalı. Bir nevi hediye çeki şeklinde ve kredi kartı gibi banka güvencesi altında olmalı. Çek kullanmanın senetten bir farkı olmalı aksi halde senedin ebadı küçültülerek eskisi gibi piyasalarda geçerliliği sağlanmalı."
Çekte hürriyeti bağlayıcı ceza olmasının, çözüm olmayacağını savunan Özgenç, borcundan dolayı hapse düşen kişinin kendi işi ve düzeni bozulacağı gibi ödemelerini de yapamayacağını söyledi. Art niyetli olmayan, sicili temiz bir şekilde düştüğü zor durumdan dolayı kestiği çeki ödeyemeyen esnafın yerinin hapishane olmaması gerektiğini belirten Özgenç, "Tabii ki önlemler alınmalı. Malı satan esnafta korunmalı ki ekonomik gidişat iyi olabilsin. Aksi bir durumda daha çok mağduriyetlere yol açılabilir" dedi.
 
Anadolu Ajansı 

Gönderilen her dilekçe özgürlüğe bir adımdır.

 Evet arkadaşlar hakkınızı yasal yollardan arayın   bilgi alın adalet bakanlığı,ekonomi bakanlığı ve milletvekillemize gönderin ...

 Gönderilen her dilekçe özgürlüğe  bir adımdır.






Sn ………………………………….




Ülkemizde aylardır süre gelen ve bir türlü her kişi ve kurumun kabul ettiği fakat ne hikmetse hiçbir kurumun ve kişinin çözüm konusunda bişeyler yapmadığı,ağırdan aldığı ÇEK lerini ÖDEYEMEDİĞİNDEN dolayı önce adli para cezası ve maliyeye yatırılması gereken bu parayı ÖDEYEMEDİĞİNDEN hapis cezası alarak cezaevine girmek zorunda kalan binlerce hatta onbinlerce insanın bu sorununa EKONOMİ bozulur diyerek sürekli ertelenmesini tekrar dile getirmek için bişeyler yapmanın kaçınılmaz olduğu bir gerçektir.


Ülkemizde çekten mahkumiyet alanların sayısına baktığımızda Adalet Bakanlığının verilerine göre sadece 2007 yılında mahkum olan insan sayısı 104 bin civarındadır.Bu sayı böyle olduğu halde milletvekillerinin verdiği soru önergelerine verilen cevaplarda sayılar 1500 olarak ifade edilmektedir.Bu 1500 sayısının doğru olmadığı aşikardır.


Şüphesiz sonucu İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ kısıtlanması olan bir kanun öncelikle HUKUK kuralları dikkate alınarak yapılmalıdır.Ancak basında çıkan haberleri takip ettiğimiz zaman,yaşama hakkından sonra en önemli hak olan özgürlük hakkı EKONOMİ ortaya getirilerek HUKUK bir kenara atılmakta,bu kadar ciddi bir konu ÇEK denilen özünde nakittir denilen fakat kullanımda vadeli olarak kullanıldığı TBMM tarafından da yasa çıkartmak suretiyle kabul edilen bir kağıt parçası,putlaştırılarak insanların hayatlarını karartmakta ,aileler dağılmakta sosyal bir felakete doğru hızla ilerlemektedir.


Türk Ceza Kanunun 5. maddesi herkesin artık bildiği gibi 01.01.2009 tarihinde,2 defa süreli yasalarla uzatıldıktan sonra yürürlüğe girmiş ve 3167 sayılı kanunun bir çok maddesinin ceza kanunlarının anayasası sayılan TCK ile ya tamamen zıt ya da çeliştiği birçok hukuk profösörü tarafından kabul edilmiş ve 3167 sayılı kanunla cezaevinde bulunan insanların salıverilmesi gerektiği basında defalarca yazılmıştır.Bu durumu Adalet Komisyonu Başkanı gazatecilerle yaptığı röportajlarda dile getirmiştir.Durum bu kadar açık iken,okuma yazma bilen herkesin bir hukuksuzluğun yaşandığını anlayabildiği halde konuyu EKONOMİ gerekçelerine bağlayarak bu zulümü devam ettirmek ne kadar HUKUK DEVLETİ kriterlerine uygun taktiri size bırakıyorum.Fakat şu bir gerçektir ki bu yasadan dolayı ceza alan hapis yatan ve kaçak yaşayan insanlar ve bu insanların aileleri şu anda verilen bu cezanın ADİL olmadığını biliyor ve şu andaki çaresizliklerinden dolayı kanuni haklarını sınırlı olarak kullanabiliyor.Bakanlığınızın bu kanunsuz ceza uygulamasına son vermek için gerekeni yapmasının HUKUK’i ve VİCDANİ olarak çok ACİL olduğunu bir defa daha bilirtiyor.SAYGILAR SUNUYORUM.

TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri
TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri

Kütahya milletveki Sn Alim Işık'ın soru önergesinin detayları




 

 

 

 


CEZA MAHKEMELERİ 3167SAYILI ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLEMESİ HAKKINDA KANUN İLE İLGİLİ AÇILAN DAVALAR VE SANIK SAYILARI




CEZA MAHKEMELERİNE 3167 SAYILI ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLEMESİ HK. KANUN İLE İLGİLİ ÇIKAN DAVALARDAKİ SANIKLARIN KARAR TÜRÜ



2009 YILINA AİT VERİLER  ADLİYELER ,ÇEK DAVA SAYISI  VE ÇEK TOPLAM BEDELLERİ




 

 

 

 

 

 

 

 





CEZA MAHKEMELERİNE  AÇILAN DAVA VE KİŞİ SAYISI
(HAZİRAN 2009 A KADAR)



 2009 YILINDA (HAZİRAN)3167 SK dan CEZAEVLERİNE GİREN KİŞİ SAYISI





Kaynak TBMM                                                                                                                                  

"Sanal ekonomideki iyileşme reel ekonomide yok"


İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, sanal ekonomide son dönemde olumlu gelişmeler görülmesine rağmen, reel ekonomide kriz kaynaklı sıkıntının devam ettiğini söyledi. Demirtaş, İZTO meclis toplantısında yaptığı konuşmada, dış politikada atılan önemli adımlar ve demokrasi açılımı nedeniyle gündemin yoğun olduğu bir ayı geride bıraktıklarını, ancak ekonomik sıkıntıların gündemlerinde hala birinci sıradaki yerini koruduğunu ifad etti.

Krizin etkileri azalmış olsa da yarattığı ağır hasarın etkilerinin devam ettiğini söyleyen Demirtaş, şöyle konuştu: ''Merkez Bankası faiz indirimlerine 11 aydır devam ediyor. İndirimler, toplamda 10 puana ulaşarak faizleri yüzde 6.75 seviyesine indirdi. Japonya'da sıfır faiz olduğu dikkate alınırsa daha da inebileceğini düşünüyorum. Emtia fiyatları artmaya devam ediyor. Altın tarihi rekorları alt üst ediyor. İMKB kriz öncesi seviyelerine yaklaştı ve 2009 rekoru kırdı. Ama ne yazık ki sanal ekonomideki iyileşme, reel ekonomide yok, kan ağlamaya devam ediyor. Protesto edilen senetlerde bir öncesine göre yüzde 50'lik artış söz konusu. Karşılıksız çek sayısı ise yüzde 10 arttı.'' Çek Kanunu tasarısı taslağıyla ilgili üyelerinin görüşlerini almak istediklerini belirten Demirtaş, ''Hapis cezasını ağır bulanlar var.

Ama 'Cezasını çekmeli' diyenler de var. Biz de henüz 'Hapis cezası olsun' diye bir görüş oluşturmadık. Meslek ahlakının korunması, çekin ödenmesi için caydırıcı önlemler de alınmalı. Bu konuda üyelerin görüşleriyle tavır belirleyeceğiz'' ifadesini kullandı. Faizlerdeki düşüşe rağmen, birikmiş vergi ve sosyal güvenlik borçlarına uygulanan aylık yüzde 2.5 faizde hiçbir değişme olmadığını belirten Demirtaş, Devlet Bakanı Ali Babacan'dan bu konuda umutlu mesajlar aldıklarını, devlet alacaklarına uygulanan faizin yüzde 1'e indirilmesini, borçların 36 aylığına yeniden taksitlendirilmesini ve varlık barışında olduğu gibi bir ''vergi barışı'' beklediklerini söyledi.

Yeniasır

Batan işadamının gözyaşları...


 Batan işadamının gözyaşları...
CHP'nin 11 milletvekilinden oluşan heyeti, geçen günlerde kapısına kilit vurulan Denizli Basma ve Boya Fabrikası'nı ziyaret etti. 1973 yılında şirketi kuran, Denizli sanayisinin duayen ismi olarak kabul edilen Yönetim Kurulu Başkanı Esat Sivri ile görüşen CHP heyeti, işadamına nasıl battıklarını sordu. Görüşme sırasında bir ara gözyaşlarını tutamayan Sivri, "Ben namusumdan battım. Alnım açık, utanmıyorum. Çünkü, çalmadım, çırpmadım. Her şeyime haciz geldi. Bana değil, memlekete yazık oluyor" dedi

. 2007 yılı ihracatı 56 milyon dolar olan, çalışan sayısının bin 700'e kadar yükseldiği fabrikasında muhasebe kayıtları ve fabrikanın korunması için 20 çalışan kaldığını söyleyen Sivri, krizi aşmak için yaptığı tüm girişimlerin sonuçsuz kaldığını, üretimi durdurmak zorunda kaldıklarını belirtti.

"YAZIK OLDU, İŞSİZ KALAN BU İNSANLARA"

Sivri, iflas etmeden önce 22 ülkeye ihracat yaptıklarını hatırlatırken Denizli'nin kolay büyümediğini, her yıl kendi rekorunu kırarak bir yerlere ulaştığını vurgularken şöyle konuştu:

"El tezgahları 'fabrikacık', 'fabrikacıklar' fabrikalar oldu. Denizli'nin büyümesinde eli nasırlı işçinin, fabrika inşaatlarında çalışan insanımızın, desenleri çizenlerin, işadamlarının, her kesin emeği, alın teri var. Bu memlekette 30 yıl önce yabancı dil bilen biri yoktu. Tornacı bile olmadığı için İzmir'e giderdik. Binlerce kalifiye eleman yetiştirdik. Yazık oldu bu insanlara. Şimdi çoğu işsiz. Yazıktır, günahtır, insan kolay yetişmiyor. İşsizlik maaşı verilerek bu insanlara yazık ediliyor. Yeni bir şeyler keşfetmeye, ben yaptım demeye gerek yok. Nehir tersine akmaz, su yatağını bulur. Doğru tektir. Bu memlekette döviz darlığı varken hiçbir şeyimiz eksik değildi" diye konuştu.

İşadamı Esat Sivri, fabrikasından emekli olan yüzlerce işçisinin kendisine dua ettiğini, alacaklarının küfrettiğini anlatan işadamı Esat Sivri, şöyle devam etti:

"Devletin tembelleri' de bana küfrediyor. Çünkü, işsizlik maaşlarını ödeyebilmek için iyice üstüme geliyorlar. Ben kazandığım her kuruşla yatırım yaptım. 2000 model mercedes otomobilim vardı o da haciz yoluyla gitti. Anamdan arabayla doğmadım. Olsun, gitsin araba. Önemli değil. Ancak, memlekete yazık oluyor."

Posta

Karşılıksız çek mi, PKK mı?


               
Karşılıksız çek mi, PKK mı?

TESLİM olan PKK'lılar törenlerle kahraman gibi karşılanıyorlar.
Otobüsler üzerinde zafer turları atılıyor.                                                                 

Kutlamalar yapılıyor.


Merak ediyorum, bunlar neyi kutluyorlar?
Neyin turunu atıyorlar?
DTP'liler hangi zaferden söz ediyorlar?
Bize de izah etseler de, bilsek..


PKK'lıların iki gündür gövde gösterisine dönüştürdükleri, tahrik boyutlarına vardırdıkları teslim olma eylemini televizyonlardan canlı olarak izleyenler, sinir içinde kaldılar.
O an, akıllarından pek çok şeyin geçtiğini tahmin edebiliyorum.
Aslında bize yağan tepkiler, duyguların özetini gayet net anlatıyor zaten.
Bakın, onlardan biri neler diyor:

- Karşılama töreninde bir tek halı eksikti maşallah.
Şimdi ben, karşılıksız çeklerimden dolayı kesinleşmiş hapis cezaları bulunan orta ölçekli bir esnafım.
Herhangi bir kimlik kontrolünde doğru kodese atılacağım.
Sen misin iş yapan, KDV yaratan?
Ama kelli felli teröristlerimiz kahramanlar gibi memlekete giriyor, gövde gösterisi yapıyorlar.
40 yaşındayım ve hiçbir zaman ayrımcı olmadım.
Ama dünkü manzaradan sonra artık o görünmez duvar; korkarım ki yıkılmamacasına inşa edildi.
PKK'nın yapamadığını dünkü yaklaşım yaptı.
Ellerim kırılsaydı da 1 kuruş vergi ödemeseydim.
Ben böyle düşünüyorum.
Acaba şehidim olsaydı ne düşünürdüm?
Beni hapse atmayın, asın.
Zaten bundan sonra benden hiçbir şey alamazsınız.

Kızgın vatandaş haklı.
Önemli bir dengeden ve bir hassasiyetten bahsediyor ki, o ince çizgi aşıldığında sonuç böyle vahim tepkilere neden olabilir.
Kabul edelim ki, son olaylar tamamen tahrik unsuru taşıyor.
Bütün iyi niyet çabalarıyla ve olumlu beklentilerle ters düşüyor.
Dünyanın her yerinde teröristler teslim olurlar, teslim alınırlar.
Ama hiçbirinde onlara böyle şölen, tören, zafer turları düzenlenmez.

Dağdan inen insin, teslim olan olsun.
Ancak, bunu yaparken milletin gururuyla, acısıyla, duygularıyla oynanmasın.
Eğer oynanırsa, çeşitli suçlarla ve cezalarla karşı karşıya olan binlerce insan çıkar ve "Aslında ben de PKK'lıyım, ben de dağdan indim, beni de affedin, beni de kahraman gibi karşılayın" der.
Bu hassasiyete dikkat...

Osman Gençer
Habertürk

Sessiz patlama!





Mahkum ve tutuklu sayısı 111 bin. 950 bin kişiye haciz geldi. 45 bin araç haczedildi. Kapanan işyeri sayısı 100 bin, karşılıksız çek sayısı 9.5 milyon...

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Türkiye Kamu Sen), ülkede büyük bir sosyal patlamanın yaşanmakta olduğunu iddia etti. Konfederasyondan yapılan açıklamada, “Cumhuriyet tarihinde ilk defa cezaevlerinde mahkum ve tutuklu sayısı 111 bine ulaştı. Son bir yılda 950 bin kişinin evine, işyerine ya da maaşına icra geldi. 45 bin araç haczedildi. Kapanan işyeri ve fabrika sayısı 100 bine dayandı. Karşılıksız çek sayısı 9.5 milyona, protestolu senet sayısı 1.5 milyona çıktı” denildi. Millet çıldırdı Açıklamada şu görüşlere de yer verildi: “Ülke ekonomisinde yaşanan olumsuz gelişmeler toplumu bunalıma sürüklemiş, patlama noktasına getirmiştir. Ülkemizin en önde gelen sosyolog ve psikologlarının ifadesiyle her 4 kişiden 1’i psikolojik sorunlar yaşamaktadır. Krizden çıkışın öncelikli yolu, emekliye, memura ve asgari ücretliye her ay 200 TL harcama çeki verilmesi, böylece iç piyasanın canlanmasının sağlanmasıdır. Bu uygulama bir yıl boyunca sürdürülmelidir. Çözüm yok Ülke gündemi maalesef her gün iktidarın yarattığı suni gündemlerle işgal edilmektedir. En önemli sorunumuz olan ekonomik ve sosyal sorunlar halkın gözünden kaçırılmaya çalışılmaktadır. Hükümeti gerçek gündem üzerinde yoğunlaşmaya davet ediyoruz.” Sendika bunları açıklıyor ama ülkeyi yönetenlerden ne yazık ki çözüm için çaba yok. Boğazımız sıkıldı Vatandaşın kemerini iyice sıkmaya çalışıyorlar. Aslında kemerde sıkılacak delik kalmadı, boğazımız sıkılıyor. Artan cinayet ve intihar haberleri, toplumdaki cinneti gözler önüne seriyor. Buna rağmen vatandaşın hayatını kolaylaştıracak adımlar atılmıyor. Bakalım sonuç nereye varacak...

http://www.gazetesok.com/

İşverenler de isyan ediyor!


Bir okurumdan mektup aldım. Kendisi bir işveren. Orta ve küçük ölçekli bir işveren. Mağdur...

Alacaklarını alamıyor, ödemesi gerekenleri ödemiyor. Onun durumunda “borçlu” ama siyasetçilerimizin iddia ettiğinin aksine “namusuyla” borçlu, binlerce insanımız var...

Zor durumda. Haykırıyor. Haklı olduğu yüzlerce nokta var.

Bakalım ne diyor sevgili okurum;

“...Sn.Bulut, yüksek tahsilli, kriz kurbanı müflis bir tüccarım. Lütfen haberlerde işsizler kadar bir nebzede işverenlerin durumuna değinilsin, sanki bizim durumumuz işçilerden iyi mi? Neticede vasıflı bir ücretli ekonomi biraz toparlanınca tekrar işini bulur ve normal yaşamına döner. Biz tüccarlar ne yapacağız, nasıl tekrar ayağa kalkacağız düşünen var mı? Yılların birikimi bütün varlığımız, kredibilitemiz, aile düzenimiz herşeyimiz gitti. Siz bankacılık sektörünü bilen insansınız soruyorum size, bu ülkede ticari siciliniz bozulursa bunu düzeltmeniz kaç yıl sürer?

Yani bir tüccar, yukarıda saydığım telafisi hemen hemen imkansız çok büyük bedeller ödemektedir. Bunlar yetmezmiş gibi birde aleyhimize açılmış karşılıksız çek davalarından hapis cezalarıyla karşı karşıyayız. Geçen gün Bursa’da 34 yaşında gencecik bir tüccar, karşılıksız çekine hapis cezası çıkmasından dolayı kendini astı, intiharlara bakın hepsi tüccar, çünkü onlarda kayıplar korkunç boyutlarda, İşçilerden çok farklı... Bu nasıl bir adalet ki; krizden dolayı batmış vatandaşlarını bir de borcundan dolayı içeri tıkıyor...

Sayın Bulut, mevcut çek yasasındaki cezai yaptırımların 31.12.12008 tarihine kadar yeni Türk Ceza Kanunu ile uyumlu hale getirilmediği için 01.01.2009 tarihinden itibaren artık uygulanamaz olduğu ve yeni yasa çıkıncaya kadar bu davalara ve devam eden mahkumiyetlere beraat kararı verilmesi gerektiği üst düzey bir çok hukukçumuz tarafından söylenmektedir. Bunların başında Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya ve özelliklede İ.Ü.Hukuk Fakültesi Dekanı Adem Sözüer gelmektedir...

Bazı Hakimlerimiz bu davalara “İNFAZIN DURDURULMASI” veya “BERAAT” yönünde kararlar verirken, bazı hakimlerimiz “tersi yönde karar vermektedirler”! Acaba diyorum, bunu düşündüğüm için bile utanıyorum ama diyorum; “AVUKAT VE BANKA LOBİLERİNİN” baskısıyla mı “HAPİS” cezaları devam etmektedir! Çünkü yeni düzenleme ile avukatların ekmeği kesilecek ve bankaların batık kredilerle lgili yaptırımları azalacak! Örneğin, bir adliyede 3.ve 11.Asliye Ceza mahkemeleri çek davaları ile ilgili “BERAAT” kararı verirken, aynı binadaki diğer mahkemeler “HAPİS” cezası vermektedir. Bir başka olay da başka bir ilde başka bir Adliyede yaşanmaktadır, Asliye Ceza Mahkemelerinin daha önce vermiş olduğu hapis cezalarına mahkum avukatlarının yaptığı “Tahliye” itirazları reddedilmekte olup, aynı bina içindeki üst mahkeme olan 1. Ağır Ceza Mahkemesi bu defa itirazların kendilerine yapılması durumunda bu Asliye Ceza Mahkemelerinin kararlarının hatalı olduğu gerekçesiyle bu cezalara “TAHLİYE” kararı vermektedir. Bu emsal kararlar 4 tane olup, sonuncusunu ek’te gönderiyorum...

Sayın Bulut soruyorum; insan özgürlüğünün kısıtlanması ile ilgili böyle bir çifte standart başka hangi ülkede vardır? Hangi ülkede Bankacılık lobileri bu kadar güçlüdür!!

Sevgili dostlar, Adem Sözüer bu işi en iyi bilen isimlerden biri ve yaptığı açıklamalar sonrası gazetelere yansıyan haberi de aynen aktarıyorum; “...Hukukçu Prof. Dr. Adem Sözüer, yaptığı açıklamada yürürlükte olan TCK’nın cezaların niteliği ve ceza sorumluluğuna ilişkin kurallarla, 3167 sayılı Çek Kanunu’nda yer alan kuralların birbirine uymadığını söyledi. TCK’ya atıfta bulunarak ceza verilmesini düzenleyen kanunların, TCK’nın ilgili maddelerine uyumlu hale getirilmesi için 31 Aralık 2008 tarihine kadar süre bulunduğunu söyleyen Sözüer, ‘Çek Kanunu’nda ilgili değişiklik yapılmadı. 31 Aralık 2008’den itibaren TCK’nın genel kuralları Çek Kanunu’nun cezalarına ilişkin kuralları ortadan kaldırmış oluyor dedi...”

Sonuç: Maalesef bu ülkede “Bankacılık” lobileri çok güçlü ve ne tür bir düzenleme yapılırsa yapılsın; Türkiye’de sistem hep vatandaşın aleyhine işliyor!

Son söz: “Ben güçsüzün, fakirin, ezilmişin yanındayım” diyen Sayın Başbakan Erdoğan’a sesleniyorum; gelin “Mortgage” yasasını düzelterek başlayın ve vatandaşın aleyhine “güçlünün” leyhine olan bütün düzenlemeleri değiştirin! Samimiyseniz bunu yapın! Her gün bankalara “posta” koyup, bütün düzenlemeleri “vatandaşı ezmelerine” yönelik şekilde yürürlükte turarsanız, samimiyetinizden şüphe ederim!

http://www.wikio.comFriendFeed'de bana abone olAdd to Technorati FavoritesPowered by  MyPagerank.Net web siteleriEconomics Blogs - BlogCatalog Blog Directory

powered by Blogger | WordPress by Newwpthemes