ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekonomik kriz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

On binlerce aile çek yasasını bekliyor

On binlerce aile çek yasasını bekliyor
24.11.2011KURBAN bayramında yayımlanan “Çek Mağdurlarına Bayram Müjdesi” başlıklı yazımız tahminlerimizin ötesinde ilgi gördü ve adeta “umut ışığı” oldu. Türkiye’nin dört bir yanından e-posta yağdı. Gazetedeki köşemize yüzlerce yorum yapıldı.
KANAYAN YARA
Anlatılan olaylarda, “Çarpık çek sistemi” ve yaşanan “ekonomik kriz” nedeniyle işleri kötüye giden, işyerleri ve yuvaları dağılan, işsiz kalan, kaçak yaşayan, tefecilerin eline düşüp daha çok perişan olan o kadar çok örnek vardı ki..
Çocuğunu okutamayan, depresyona giren, intiharı düşünen çek borçlularının yanı sıra adına çek karnesi alınıp vergi mükellefi yapılan ancak işle ilgisi ve bilgisi bulunmayan yaşlı anne, babası ya da abisi, ablası hapiste olan bundan dolayı ayrıca perişan olan çok sayıda insan da vardı.
KIZANLAR DA VAR
Bu arada bazı okurlarımız “Niçin çek mağduru diyorsunuz? Asıl mağdur, malını satıp çekini tahsil edemeyenler” diyerek sitem ediyorlardı.
Böyle düşünenlere “Adam hapiste ne yapacak. Bırakın çıksın da çalışsın. Alacaklının onların hapiste yatmasından ne menfaati var” diye tepki gösterenler de vardı.
Belli ki çek sisteminin ve çeke dayalı satışın, ciddi aksaklıkları var. Nitekim, gerek Türkiye’de gerekse yabancı ülkelerde, çek kullanımı her geçen gün azalıyor. Bazı yabancı ülkeler, örneğin İngiltere, çek kullanımını bir kaç yıl sonra bütünüyle kaldırmayı planlıyor.
DAVA SAYISI VE ORANI
Çekle ilgili davalar, 2010 yılsonu itibariyle tabloda gösterilmiştir.
2010 yılında sadece karşılıksız çek nedeniyle 250.302 dava açılmış ve bunların 224.986’sı mahkumiyetle sonuçlanmış.
Ceza mahkemelerinde açılan yaklaşık 3.5 milyon davanın ise, yüzde 12’si çekle ilgili davalardan oluşuyor.
NE ZAMAN ÇIKACAK?
Herkesin merak ettiği, bu yasanın ne zaman çıkacağı?
Adalet Bakanlığı’nın karşılıksız çek düzenlemeyi suç olmaktan çıkaran ve hapis cezasını kaldıran Yasa tasarısı ile ilgili çalışma tamamlandı (Yasa tasarısı ve gerekçenin tam metni için Bkz. www.hurriyet.com.tr). Şimdi bunun Meclis’e ne zaman geleceği merak konusu. Yasanın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.
Bu konuda ana muhalefetin de yaklaşımı olumlu olduğu ve ayrı bir yasa teklifi de onlar verdiği için uzlaşılması ve yasanın Meclis’ten rahat çıkması bekleniyor.
AİHM’YE BAŞVURU
Binlerce kişinin beklediği bu Yasayı geciktirmemekte yarar var. Çek mağdurlarının artık tahammülü yok. Hatta birçoğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dilekçelerini göndermişler bile. AİHM’nin bakışı “Ekonomik suça ekonomik ceza verilmesi ve hapis cezasının kaldırılması” şeklinde.
Şimdi hepsi nefesini tutmuş vaziyette, bu yasanın çıkacağı günü bekliyor ve emeği geçenlere dua ediyorlar...
Şükrü KIZILOT

Çek Kanunu’nun yüz binlerce "çek mağduru" yarattı

 

CHP Ankara Milletvekili Sinan Aygün, karşılıksız çek keşide edenlere hapis cezası yerine "çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesini" öngören yasa teklifini TBMM Başkanlığına verdi.

 Aygün, "çek mağdurları" konusunda TBMM Başkanlığına verdiği yasa teklifiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

10 bine yakın "çek mağdurunun" hapiste olduğunu ifade eden Aygün, 45 bin kişinin de devletten kaçtığını söyledi.

Çek Kanunu’nun yüz binlerce "çek mağduru" yarattığını dile getiren Aygün, yerel mahkemelerde 1 milyon 480 bin civarında karşılıksız çek dosyasının olduğunu, 50 bin dosyanın Yargıtay’da karara bağlanmak üzere beklediğini, 110 bin dosyanın da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında incelendiğini bildirdi. Aygün, şunları söyledi: "Yasaya göre; 10 lira borcun varsa ve ödeyememişsen 10 bin lira da devlet istiyor ve borcun 20 bin liraya çıkıyor. Devlete 10 bin lirayı yatırmazsan hapis cezası veriliyor. Borçlu zaten 10 bin lira parayı malı aldığı adama ödeyememiş, bir de devlet 10 bin lira istiyor. Devlet ’10 bini öde çık’ diyor yani rehin alıyor. Devlet burada fidyecilik yapıyor. ’Fidyeyi getir seni bırakayım’ diyor. Hapisteki adam borcunu nasıl ödeyecek? Hapisteki adam boncuk yaparak bu parayı ödeyemez." Aygün, ayrıca "kredi kartları" ve "iş adamlarına yeşil pasaport verilmesiyle" ilgili yasa teklifi hazırladıklarını ve bunları önümüzdeki günlerde açıklayacaklarını söyledi.Aygün’ün teklifi, 5941 sayılı Çek Kanununda değişiklik getiriyor.

Teklifte, karşılıksız çek keşide edenlere hapis cezası uygulaması kaldırılıyor. Bunun yerine "çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verilmesi" öngörülüyor.

Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı uygulanan kişilere, bu cezanın infazının ertelenmesi ve kaldırılması konusunda da yeni bir imkan sağlanıyor.

Karşılıksız çekler için bankanın yükümlü olduğu miktar da artırılıyor.

Aygün’ün basın toplantısına katılan Yurdanur Gödek, eşinin çek nedeniyle 7 ay hapiste kaldığını, mağdur olduklarını ve çocuğunu okula yazdıramadığını belirterek, borçlarını hala ödeyemediklerini ve bu durumda binlerce insanın bulunduğunu kaydetti.

Çek Mağdurları Ne Olacak?



26.09.2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne Uyum Yasaları çerçevesinde yeni TCK ( Türk Ceza Kanunu) çıkarıldı. Ve bu kanunun geçici birinci maddesine göre diğer özel ceza kanunlarının yeni TCK’ya uyumlu hale getirilmesi için 31,12,2006 yılına kadar süre tanındı. Yine 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı kanunun 15. maddesi ile bu sure 31,12,2008 olarak düzenlendi. 2008 yılı sonuna kadar diğer bütün kanunlarda uyum amaçlı düzenleme yapıldığı halde Markalar Kanunu ile 3167 Sayılı Çek Kanunu uyumlu hale getirilmedi. 01,01,2009 tarihi itibariyle ne Markalar Kanunu kaldı, ne de Çek Kanunu kaldı. Hatta o günlerde Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya “geçmiş olsun” diyerek Çek Kanunu’nun geçersiz olduğunu ve karşılıksız çek suçlularının artık olmayacağını savundu.
Markalar Kanunu’na muhalefetten yargılanan, hatta bu suçtan cezaevinde olanlar hemen tahliye edildi. Yeni kanun 15 Ocak 2009’da çıksa da geriye dönük işlemeyeceği için gerçekten marka hırsızlarına af denilebilecek şekilde kıyak yapıldı. Hatta cezalarının düşmesiyle kalınmadı, el konulan kaçak mallar bile ödül niyetine teslim edildi.


Peki karşılıksız çek suçundan yargılananlar, ya da cezaevinde olanlar?


Onlara bu kanun uygulanmadı. Peki niye?. Çünkü bankalar öyle istedi diye. 2009 yılının sonuna doğru tekrar Çek Kanunu çıkarıldı ve çek cezalılarına çocuk avutur gibi erteleme getirildi. Cezaevinde olanlar taahhüt vererek tahliye edildi.


Ancak taahhüt verdikleri süre 2010 yılının son aylarında doluyor ve ödenmesi gerekiyor. Ödenmezse tekrar infazları kaldığı yerden başlayacak. Peki bir yıl once taahhüt alınarak tahliye olan bu borçlular borçlarını ödediler mi?. Hiç sanmıyorum. Zaten iflas etmiş, sicili bozuk, iş yapamaz durumda olan insanlar bir senede o kadar yüklü borçlarını nasıl ödeyecekler?. Siz iş vermesseniz, önünü açmazsanız, evine ekmek götüremeyen insanlar ticaretten kalma borçlarını nasıl ödeyecek? Diğer tarafta elinde çek bulunduran alacaklılar ne olacak?

Hüseyin Çelik
Siyaset ve Düşünce Yazarıdır.
twitter.com/HCelik11

Çeklerini zamanında ödeyemeyen yurttaşlar!!


CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, hazırlıkları süren ve ödenmemiş vergilerin yeniden yapılandırılmasını öngören paketi olum bulduklarını, ancak vergisini zamanında ödeyen vatandaşlara da vergi indirimi uygulanması gerektiğini söyledi.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın konuya ilişkin yaptığı açıklamaları anımsattı. 2009 yılında yaşanan ağır ekonomik krizden sonra vatandaşların vergi ve diğer ödemelerini zamanında yapamadıklarını belirten Hamzaçebi, paketi bu açıdan olumlu bulduklarını söyledi. Paket konusunda ''geç kalındığını'' öne süren Hamzaçebi, krizin üzerinden bir yıla yakın zaman geçtiğini ifade etti.

Hamzaçebi, düzenleme yapılırken bugüne kadar vergi ve prim borçlarını düzenli olarak ödemiş olan yurttaşların da dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak, ''Çünkü, bu tip düzenlemeler, yani af kanunları, vergi adaletini zedeleyen birtakım sonuçlar yaratabilir. Bunu önlemek amacıyla vergisini zamanında ödeyen vatandaşlara gelecek dönemleri ilişkin olarak ödeyecekleri vergilerinde belirli bir oranda indirim yapılmasını bu pakete dahil etmek gerekir'' dedi. Herhangi bir oran telaffuz etmeyi doğru bulmadığını, ancak yüzde 1 ile 3 arasında bir oranın düşünülebileceğini ifade eden Hamzaçebi, Bakanlar Kuruluna bu sınırları belirleme yetkisinin verilebileceğini anlattı. Hamzaçebi, ''stok affı'' ve ihtilaflı kamu alacaklarında belirli bir miktarın ödenmesiyle ihtilafın ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeleri de olumlu bulduklarını söyledi.

'Matrah artırımı, tehdit unsuru'

Pakette yer alan matrah ve vergi artırımı konusunda ise hassasiyet ve kaygılarının bulunduğunu belirten Hamzaçebi, konunun ekonomik kriz ile bir ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Hamzaçebi, ''Ekonomik kriz kalkan yapılarak yapılan bir düzenlemedir. Sayın Başbakan Yardımcısının açıklamasında, matrah artırımı diğer mükellefler için bir tehdit unsuru olarak sunulmaktadır. 2003 yılındaki vergi barışında da AKP böyle yapmıştır. Matrah artırımında bulunmayan mükellefler incelemeye alınmıştır. Bu, ekonominin değil, AKP'nin adamlarının ihtiyacıdır. AKP'nin yarattığı zenginlerin ihtiyacıdır. AKP'nin bu konudaki sicili temiz değildir. Bu konudaki düzenlemenin ekonomik kriz ve ekonomik ihtiyaçlarla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır'' görüşünü dile getirdi. Türk Ceza Kanunu'nda yapılması planlanan değişiklikle ''görevi kötüye kullanma'' suçunu işleyenlerin dosyalarının ortadan kaldırılmasının hedeflendiğini ifade eden Hamzaçebi, ''Matrah artırımı ile AKP kendi yarattığı işadamlarının denetimsiz bir ortama kavuşmasını hedeflemektedir'' iddiasında bulundu.


'Naylon faturacılar kapsamda olmamalı'

CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi, naylon fatura düzenleyen ve kullananların pakete dahil edilmemesi gerektiğini, Babacan'ın açıklamalarından ''sanki naylon fatura düzenleyenlerin değil, kullananların kapsama gireceği'' gibi bir izlenim çıktığını söyledi. Hamzaçebi, ''Bunu kesinlikle doğru bulmuyoruz. Naylon fatura düzenleyen en ağır cezayı hak ediyor. Dolayısıyla 'kullanan daha masumdur' gibi bir anlayış kesinlikle yanlıştır. Naylon faturayı kullanacak olan talep eder. Düzenleyiciler küçük bir komisyon karşılığında bunu düzenler. Bundan asıl yararlanan kişiler kullananlardır. Gerek düzenleyenler, gerek kullananlar kesinlikle pakete dahil edilmemelidir'' diye konuştu.

Ekonomik kriz nedeniyle çeklerini zamanında ödeyemeyen yurttaşların muhatap olduğu adli para cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesinin de pakete dahil edilmesinde yarar bulunduğunu belirten Hamzaçebi, şöyle devam etti: ''Pakette vatandaş yoktur. Ekonomik kriz sadece işletmelerin vergi borçlarının ödenememesine yol açmadı, aynı zamanda kredi kartı borçlularının da borçlarını zamanında ödeyememesini yol açtı. İnsanlar işlerini, gelirlerini kaybetti. Geliri olmayan insan kredi kartı borcunu zamanında ödeyemez. Kredi kartı borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin kanun beklenen sonucu ekonomik kriz nedeniyle vermemiştir. Ekonomi krizden çıkmanın sinyallerini vermektedir. Böyle bir süreçte kredi kartı borçlarını pakete dahil etmekte yarar vardır. Halen takipteki kredilerin yüzde 40'ı bireysel kredi borçlarından oluşmaktadır. Pakette sicil affı da yer almalıdır. Bu yapılmadığı takdirde birçok diğer düzenlemenin olumlu etkileri kaybolup gidecektir. Çünkü, sicil affı, kayıtların silinmesi şeklinde gerçekleştirilmediği sürece esnafımız ve diğer işadamlarımız bankalarla olan ilişkilerinde büyük zorluklarla karşı karşıya kalacaklardır.''

Hamzaçebi, bir soru üzerine, kredi kartı borçları konusunda, BDDK'nın bankacılık sektörü ve tüketici örgütleri ile görüşerek önerilerini hükümete sunabileceğini, bu çerçevede kanun tasarısı hazırlanabileceğini bildirdi.



AA

"DÜŞÜNCE SUÇU" teröriste af değil!!


                  






Genel af dediğiniz zaman bu katillerin affı meselesidir. Siyasi  af dediğiniz zaman eğer düşünce suçlularını ifade ediyorsanız,  katliamlara, teröre bulaşmamış insanları söylüyorsanız o farklı bir  durum. Bunların üzerinde oturup konuşup tartışması yapılır.

Başbakan Erdoğan, medya kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya  geldiği Dolmabahçe buluşmasında, gazetecilerin gündeme ilişkin  sorularını yanıtladı. Erdoğan'a sorulan sorulardan biri de "genel af"  konusuydu.
Başbakan Erdoğan, "Genel af" ile ilgili bir açıklama  yaptı. Erdoğan, "Genel af dediğiniz zaman bu katillerin affı  meselesidir. Siyasi af dediğiniz zaman eğer düşünce suçlularını ifade  ediyorsanız, katliamlara, teröre bulaşmamış insanları söylüyorsanız o  farklı bir durum. Bunların üzerinde oturup konuşup tartışması yapılır"  diye konuştu.
Genel af konusu, referandum kampanyaları sırasında ilk olarak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından gündeme getirilmişti.

Ey ÇEK MAĞDURLARI sizden bizden bahseden yok.Bu ülkede TEĞET geçen ekonomik kriz sebebiyle iflas edip batan ONBİNLERCE ESNAF ödeyemedikleri çekler yüzünden HAPİSLE karşı karşıya.Yine dağdan geleni düşünüyorlar neymiş "DÜŞÜNCE SUÇU"  töreriste af değil!!
Arkadaşlar siz katliamlara teröremi bulaştınız?

Onlarca Fabrika icraya düştü


Ekonomik krize dayanamayan yüzlerce fabrika icralık oldu. Haraç mezat satılacak fabrikalar arasında Kayseri’nin 75 yıllık iplik fabrikası Mimataş Tekstil, ilk hazır salça üreticisi Akfa Salça, Dardanel Gıda var


Ekonomik krizin etekisiyle yerle bir olan fabrikaların kimi bankalar başta olmak üzere finans şirketleri tarafından, kimi de tedarikçiler tarafından icraya verilmiş durumda. Kiminin icradan satışı ise kamu alacakları nedeniyle istendi. Türkiye’nin dört bir yanında icradan satılık fabriya rastlamak mümkün. Adana Sanayi Odası Başkanı Ümit Özgümüş, illerinde icradan satış bekleyen üç-dört fabrika olduğunu açıklıyor.


2008 ve 2009’da sanayici battı
Gaziantep Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer ise zora düşen, icradan satış bekleyen fabrikaların yeniden ekonomiye kazandırılması için yeni bir kaynak yaratılması gerektiğine dikkat çekiyor. TOBB Türkiye Tekstil Sanayi Meclisi Başkanı ve Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, 2008 ve 2009 yılının sanayiciler için zor geçtiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:


En büyük alacaklı bankalar
“Geçtiğimiz iki yılda alınan darbelerin etkisi geçmiş değil. Kimi şirketler kanayan yarayı kısa sürede durduramadı. Zora giren firmalar ise daha çok bu kesimde yer alıyor. Alacaklıların önemli bir kısmı bankalardan oluşuyor. Bir fabrika sahibi için en zor durum fabrikasının icraya düşmüş olmasıdır. Gecesini gündüzünü verdiği fabrikasının düştüğü durum yatırımcısını mahveder” açıklamasını yaptı. Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nin kurucularından ve OSB’nin ilk yatırımcısı olan Katartaş Şirketler Grubu’na bağlı Mimataş Tekstil Sanayi AŞ’nin fabrikası icradan satılıklar arasında yer alıyor.


Dardanel Enez de satılık
Dardanel Önentaş Gıda’nın Edirne Enez’deki domates fabrikasının da icradan satışı istendi. Enez İcra Müdürlüğü’nün birinci satışını 16 Ağustos’ta yapacağı fabrika için içindeki tesisat ile birlikte 7 milyon 351 bin TL’lik bir değer biçildi. İcradan satış bekleyen fabrikalardan biri de Doğruöz Giyim Sanayi AŞ.’nin Eskişehir OSB’deki tekstil fabrikası. Doğruöz Giyim, ağırlıklı olarak ihracata yönelik üretim yapıyordu. Türkiye’nin ilk konserve salça üreticisi Akfa’nın Bursa Karacabey’de bulunan fabrikası da satılık. Erol Türkün Tekstil Sanayi AŞ’nin, Bursa OSB’deki 5.865 metrekare alan üzerine kurulu fabrika binasına da gazete ilanı ile müşteri aranıyor.




Yüzlerce fabrika ekonomik kriz nedeniyle ödeme güçlüğüne düşünce, bankaların ve tedarikçilerin alacaklarını tahsil etmek istemesiyle kapısına kilit vurmak zorunda kaldı.




Haraç mezat satılacak Fabrikalar
* Dardanel Enez Konserve Fab.(Edirne)
* Gözde Un Fab. (Manisa Akhisar)
* Erbotaş Ereğli Boru Fab. (Zonguldak)
* Altın Bulgur Fab. (Malatya)
* Mimataş Tekstil Sanayi (Kayseri)
* Ranko Tekstil Fab. (Bursa)
* Şan-Öz Teksil Fab. (Bursa)
* Nurak Tekstil Endüstri Fab. (Gaziantep)
* Alkan Deri Fa. (İzmir)
* Kesgin Gıda Fındık Fab. (Giresun)
* Çamavlu Peynir Fab. (İzmir)
* Sayıntürk Tekstil Fab (Denizli)
* Doğruöz Giyim San. Fab. (Eskişehir)
* Keşan Un San. Fab. (Edirne)
* Sincan Styropor ve Plastik Fab. (Bursa)
* Niksan Un Yem Fab. (Tokat)
* Ova Hububat Bakliyat Fab (Gaziantep)
* Akyıl Tekstil Fab. (Diyarbakır)
* Akfa Salça ve Konserve Fab. (Bursa)
* Özsan Soba Fabrikası (Kayseri)

Orta sınıfın yoksulluğa yuvarlanma tehlikesi

Orta sınıf borçlandı, kredi kartı borçlanmasından zarar görüyorlar ve önemli bir bölümünün tasarrufu eridi. Orta sınıfa son dönemde katılan kesim tekrar yoksulluğa yuvarlanma tehlikesi ile karşı karşıya
Orta sınıf özellikleri
Yoksul bir kimsenin günlük yaşamına geçinme, iki yakayı bir araya getirme uğraşı damgasını vurur. Yoksulun yaşamına hâkim olan boğaz tokluğu mücadelesidir. Ama temel ihtiyaçlarını karşılayıp başka alanlarda harcama yapabilen orta sınıf yaşadığı günün biraz olsun ötesine uzanarak geleceği düşünebilir, gelecek planları yapabilir. İşte bu nedenle orta sınıfların değer ve tutumları ekonomileri ve toplumları değiştirme ve daha mutlu, daha iyimser ve geleceğe dönük toplum yaratmada temel bir rol oynar.

Kriz ve orta sınıf
Ama kriz orta sınıflaşma yönündeki bu tarihi gelişimi yavaşlatabilir hatta geçici olarak da olsa durdurabilir. Türkiye’yi göz önünde bulunduracak olursak kriz ortamında birçok kimsenin işsiz kaldığını ya da işsiz kalmasa bile öenmli oranda gelir kaybına uğradığını görebiliriz. Aynı zamanda orta sınıf aileler borçlandı, kredi kartı borçlanmasından zarar görüyorlar ve yine önemli bir bölümünün tasarrrufları eridi. Orta sınıfa son dönemde katılan ve yoksulluk seviyesini ancak aşmayı başarmış kesim günümüzde tekrar yoksulluğa yuvarlanma tehlikesi ile karşı karşıya. Beklentileri hayal kırıklığına dönüşüyor. Şayet durgunluk bir iki yıl hatta daha fazla sürerse bu kesimin beklentileri ve davranışları önemli ölçüde değişebilir.

Bazı örnekler
Kriz öncesinde refah ve konfor standartlarını yoksulluk düzeyinin üzerine çıkarmayı başarmış birçok kimse ekonomik büyüme döneminde elde ettikleri konumlarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır:
“Kızlarına gözlük parası bulamamışlar. Göremiyor yavrucak, ama para yok ki gözlük alsın... 14 yaşındaki çocuğa dededen kalma çerçeveye cam taktırıp, gözlük yapmışlar. Kız çocuğu... Okula gitmek istemiyomuş, ‘herkes dalga geçiyor benimle’ diye... Evlerini görsen, hâlâ lüks içinde, temiz, düzenli. Ama bellerini kırdı kriz zavallıların... Satıp savmaktan başka çareleri kalmadı.”
Ailede bazı kimselerin işsiz kalması sonucu toplam gelirin düşmesi gelir ve statü kaybının en önemli nedeni olmaktadır:
“İstenen katkı payı parasını üç kişiden ikisi ödeyemiyor. Ben sınıf annesiyim hergün kaç tane veli ağlayıp eşinin işsiz olduğunu, daha önceki maaşlarını bile alamadıklarını anlatıyor. Öğretmen de anlıyor, o da sıkıntıda. Üç çocuğu var, ikisi üniversite mezunu, işinde gücündeydiler. Bahar sonu işten çıkarmışlar birini, karısını da çıkarmışlar. Yeni evli çift bunalıma girmişler, boşanma noktasına gelmişler. Onların yanına taşınmışlar.”
“Yan komşunun kızları, okumuş kızlar, ikisi de çalışıyodu... İkisini de çıkardılar... Ne sigorta, ne bişey... Kalan maaşları bile alamamışlar.. Annesi her gün beddua ediyor onları ortada bırakana ‘Allah yedirmesin’ diye... ”
Orta sınıfın bir başka önemli olan kesimi esnaf ve sanatkârlar arasında işyeri kapatma oldukça yaygındır. İflası önlemek için işine son verip başka geçim yolları arayanlar çoğu durumda umduklarını bulamamaktadır:
“Amcamın taksisi vardı. Sattılar geçen sene 200 milyara. Bankaya yatırdılar. Faiziyle geçiniriz dediler. Geçen sene bu zamanlar alıyorlardı 3 milyar faiz, şimdi 1 milyara düştü. Gezerlerdi alışveriş merkezleri, rahat rahat alışveriş yaparlardı.. Kızları Mango’dan, Zara’dan, bakmazlardı LCW’nin yüzüne. Üzerlerinde yeni bir şey göremezsin artık.”
İflas edenler ve işyerini kapatanlar sayıca çok ama esnaf ve sanatkârların, küçük ve orta işletmelerin karşılaştıkları esas önemli sorun piyasada işin azalması, ciro ve kazancın düşmesidir:
“Ayakkabı mağazası var. Çok güzel kazancı oluyordu. Allah muhtaç etmesin, bugünümüze de bin şükür. Ama dükkândan gün oluyor 15, bilemedin 20 milyon ile dönüyor. N’apacan? Borç içindeyiz. Elektriği, suyu, işçisi... Yetişmiyor... Yok; kimse alışveriş yapmıyor. 30 milyona ayakkabı bulabilir misin alışveriş merkezinde? O kadara satıyor bizimki, ama yine iş yok yine yok. Bizim oğlan Kırkkale’de okuyor, parasını nasıl yetiştireceğiz? Gel de bir sor... Yeni palto alayım dedi, okulları soğuk... Alamadık, evdeki iplerle iki tane kalın hırka ördüm.”
Orta sınıf için statü çok önemlidir ve orta sınıf kimliğinin belirleyicisi giyim kuşam, ev arabadan çok yaşanılan semt ve toplumsal muhittir. Çevre statütü sembolü olduğu kadar, beraber olunan kimseler ve daha önemlisi çocuğun kimlerle birlikte büyüdüğü ve hangi okula gittiği ile ilgili bir konudur:
“Binada bir aile kirayı ödeyemedi gittiler kenar mahallelere... Gecekonduya çıkanlar var, kirasını ödeyemeyip. İşinden olan adam, ekmek götüremiyor, çocuğun dişini çektirmeye para yok... Ne yapsın? Daha ucuz kiraya çıkıyor. İyi komşu, iyi mahalle diye düşünmüyor artık.”
“Ahh, ahh! Kriz nasıl vurdu bilemezsin, kolumuzu kanadımızı kırdı. Gerçi herkes biliyor ama kimseden ses çıkmıyor. Burası iyi insanların yeri, insanlar evlerini kimseye açmazlar, kim ne yer ne içer nasıl sıkıntı çeker bilmezsin. En yakın komşun saklar, bilinsin istemez. Utanır sıkılırlar, hep iyi göstermek isterler kendilerini... Bazen anlatırken utanıyorum ben de; acaba ayıplıyorlar mı bu kadar anlatıyorum diye... Aman Allah’ın bildiğini kuldan mı salkıyacaksın?”
Orta sınıf tüketim ve yaşam standardı hatta yiyecek, giyecek ve ulaşım gibi temel ihtiyaçları karşılama bakımından ciddi bir yoksullaşma süreci içine girmiş tıpkı yoksullar gibi boğaz tokluğu mücadelesi vermeye başlamıştır:
“Gücümüz çok azaldı, ben mutfağı yetiştirirken bir değil bin kez düşünüyorum. Gelinler de öyle...  Hani bir de onlar genç kılığa kıyafete özeniyolar, geziyorlar her haftasonu. Ankamall, FTZ, oralara gidiyorlar. Çıkıyorlar parka, özeniyor öbür kızların kılığına özeniyor. Yazık benim oğlanlar da yetiştiremiyolar eskisi gibi. Geçen senelerde alıyorlardı bilmem kaç taksitle pardesü, etek ceket... Yok artık; kredi kartı olduğu gibi mutfak alışverişine gidiyor. Herkes borç içinde, valla korkuyorum geçen yan binadaki yeni evlilere haciz gelmiş. Duvardaki plazma TV’yi götürmüşler.”
Toplumsal olarak yükselmiş, zaman içerisinde durumunu iyileştirerek orta sınıf yaşam standardına erişmiş birçok aile aşağı doğru yuvarlanma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Geçmişte elde edilen birikim, refah ve statü ile yaşanmakta olan yoksullaşma ve statü kaybı çelişik konumlar yaratmaktadır:
“Dün yan komşuya geçtim öğle saatinde. Çay içiyolarmış bana da verdiler bir bardak. Bayat, içilecek gibi değil. Uğraştım içeyim diye ama mümkün değil gitmedi boğazımdan. Sonra kızları kusura bakmayın dedi. Dün akşamdan kalan çayı tekrar ısıtmışlar! Bir kuru çay, sen düşün artık. Evlerini bir görsen nasıl lüks, nasıl bakımlı... Cimriliklerinden değil yavrum, inan cimrilikten değil... Bildiğim insanlar... Yokluktan! Adam emekli.. İki kızı var okuyor, başka gelir yok. Liseye giden kızının bir ay oldu, kıyafetini alamadılar. Yokluk işte böyle içini eziyor, canını yakıyor insanların...”

Orta sınıf: Toplum için önemi
Orta sınıf ekonomik büyüme döneminde yaşamı ve geleceği bir ölçüde de olsa başarılı olma ve ilerleme olarak görmeye başlamıştı. Büyümenin getirdiği iyimserlik sınırlı da olsa yaygın bir toplum kesimi tarafından paylaşılmaya başlanmıştı. Büyümenin durması veya yavaşlaması bu ruh halini hızla karamsarlığa dönüştürebilir. Altı özellikle çizilmesi gereken nokta, krizden en çok etkilenlerin sayıca büyük bir kesimi oluşturan yoksulluk sınırına yakın orta sınıf aileler olmasıdır. Ekonomik büyüme sonucu çok sayıda kişi ve aile bir ölçüde de olsa yoksulluk sınırını aşmayı başarmıştı. Şimdi tekrar yoksulluk çemberinin içine düşme tehlikesi ile karşı karşıya olan yoksulluk sınırına yakın olan bu kesimdir.
Orta sınıfın zayıflaması tehlikesi toplumdaki sadece bir sosyal grubun değil tüm toplumun geleceği ile ilgilidir. Çünkü orta sınıfın yoksulluk seviyesine yuvarlanması boğaz tokluğu için didinen ve yaşamını sürdürebilmek eşe dosta, konu komşuya, manava kasaba, tarikata cemaate bağımlı hale gelen bir toplum haline gelme demektir. Sürekli olarak yoksulluk ve bağımlılıktan kaynaklanan toplumsal ve siyasi sorunlar yumağı ile boğuşan bir toplum haline gelme demektir. İnternet masraflarını karşılayamama, çocukların eğitiminden kısma, kitap gazete masraflarının azaltılması, sinemaya son verme, seyahat planlarından vazgeçme. İşte geleceğin toplumu olmanın önündeki önemsiz gibi görünen ama esas engellerden bazıları... Türkiye bir yoksul ve bağımlı insanlar toplumu olmaktan hızla çıkabilecek mi? Gelecek için plan ve yatırım yapan dünyaya açık bir orta sınıf toplumu olabilecek mi? Kriz ve krizin sonuçlarını düşünürken öncelikle bu sorulardan başlamamız gerekir?

Önceki ekonomik krizle karşılaştırma
Yoksullar arasında yaygın olarak paylaşılan bir görüş bir önceki krizin özellikle tasarruf sahiplerini etkilediği yönünde. Son krizi diğerinden farklı kılan özellik, işyerlerinin kapanması, üretimin daralması, işsizliğin süresinin uzaması, ücretlerin ve kazancın düşmesi ve sosyal güvenlik sistemlerinin aşınması. Çoğu kimse orta sınıfın ve yoksulların bir önceki krizde bu ölçüde bir ücret ve düşüşü yaşamamış olduğu görüşündedir. Aynı şekilde işsizliğin bu kadar uzun sürmediği ve sigortasızlaşmanın bu ölçüde yaygınlaşmadığı düşünülmektedir. Bu kriz insanları ‘beş kuruşsuz’ bıraktı düşüncesi oldukça yaygındır. Özet olarak belirtmek gerekirse çoğunluk geçmiş krizde bu kadar çok kimsenin, bu kadar çok ve bu kadar uzun süre eziyet çekmediği görüşünü paylaşmaktadır.

Son kriz: Yeni bağlam
Ekonomik krizin sonuçları bir önceki krize göre birçok yönden farklı bir ortamda yaşanmaktadır. Bu farklılıkları birkaç ana başlık altında özetleyebiliriz.

Kamudan özele
2001 krizi sonrasında yoğunlaşan özelleştirme sürecinin de bir sonucu olarak Türkiye’de kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışanların sayısı azalmıştır. İkincisi, eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinin sunumunda özel sektör eskisine göre çok daha ağırlıklı bir konuma gelmiştir. Kısacası Türkiye önemli ölçüde kamuya bağımlı bir toplumdan piyasa koşullarına bağımlılığı artmış bir topluma dönüşmüştür. Devletten işçi çıkarma kolay değildir, kamu kuruluşları ücret ödemelerinde uzun süreli gecikmeler yapamazlar, siyasi kanalların da devreye girmesiyle kamuya olan borçların ertelenmesi sıkça karşılaşılan bir uygulama olmuştur. Bu noktada dile getrimek istediğimiz özelleştirmenin ekonomik etkinlik bakımından sonuçları değil. Sorun şu: Geli-ri azalan veya işsiz kalan ve önemli ölçüde güvenceden yoksun dar gelirli ve orta sınıf aileler için piyasaya eskisine oranla daha fazla bağımlı olma bazı ek zorlukları da beraberinde getirmektedir. 

SENCER AYATA

Bizler son çare seçimleri bekliyoruz bunlardan başka türlü kurtuluş yok onbinlerce çek mağduru aile sandıkta sesini duyuracak 
ByNcdt            

Karşılıksız çek dosyaları birikti





 Ankara adliyesinde bulunan her bir sulh ceza mahkemesinde yılbaşından bu yana açılan dava sayısı bin 500'lere yaklaştı. Karşılıksız çek suçlarının da asliye ceza mahkemelerinden sulh ceza mahkemelerine verilmesinin ardından, sulh cezalarda duruşma tarihleri bu yılın sonuna, hatta gelecek yıla ertelemeye başladı.
Resmi rakamlara göre, adliyede bulunan 10 sulh ceza mahkemesinin her birine, geçen yıl yaklaşık bin 850 ile 2 bin arasında dava açıldı. Karşılıksız çek suçunun da sulh ceza mahkemelerinin görev alanına girmesinin ardından, bu yıl her mahkemeye ortalama 4 bin 684 dava düşeceği tahmin ediliyor.
Her bir sulh ceza mahkemesine, yıl başından bu yana açılan dava sayısı bin 500'lere yaklaşırken, sulh ceza mahkemeleri duruşma tarihlerini yıl sonuna, hatta Ocak 2011'e bırakmaya başladı.
Bu durum ise avukatları ve mahkemelerde davası bulunanları mağdur ediyor. Ancak, avukatlar ve dava için adliyeye gelenler dışında, hakimler ve kalem çalışanları da durumdan rahatsız.
Bir sulh ceza hakimi, kasım ayına kadar duruşma günlerinin dolduğunu, görülecek duruşmaları ve yeni davaları bu tarihten sonraya bırakmak zorunda olduklarını söyledi.
Daha önce karşılıksız çek suçlarının asliye ceza mahkemelerinde görüldüğünü hatırlatan hakim, "Çek davaları, asliye ceza mahkemelerinin işlerinin yaklaşık yüzde 50'sine karşılık geliyordu. Ankara'daki 28 asliye ceza mahkemesinin iş yükünün yüzde 50'sini, bugün 10 tane sulh ceza mahkemesi görmeye çalışıyor" dedi.
Hakim, sulh ceza mahkemelerinin "komada" olduğunu belirterek, acilen yeni mahkemelerin açılması gerektiğini ifade etti. 
Bir başka hakim ise 14 Mayıs itibarıyla mahkemesinde 2010 esaslı dava sayısının bin 459 olduğunu bildirdi. 
Hakim, bu yıl her bir sulh ceza mahkemesine düşmesi beklenen dava sayısının ortalama 4 bin 684 olduğunun belirtilmesi üzerine, bu rakama önceki yıllardan devreden dosyaların, sorguların, talimat ve değişik iş kararlarının dahil olmadığına dikkati çekti.
Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Uğurlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, vatandaşların kendisine hakimler hakkında serzenişte bulunduğunu, ancak onlara durumu anlattığını ve hakimleri suçlamamalarını istediğini bildirdi.
Mevcut 10 sulh ceza mahkemesinin iş yükünün altından kalkmasının mümkün olmadığını vurgulayan Uğurlu, sorunun çözümü için yeni sulh ceza mahkemeleri kurulmas ı ve yer sorununun giderilmesi gerektiğini anlattı. Uğurlu, şöyle konuştu:
"Geçen Martta, Adalet Bakanlığından, en az 12 sulh ceza mahkemesi açılmasını istedik. Hatta 15 mahkeme daha iyi olur. Ancak yeni mahkeme kurulması için öncelikle yeni bina edinilmesi gerekiyor. Çünkü yeni mahkemeler kurulsa dahi binada çalışacakları yer yok. Bu yüzden Adalet Bakanlığı, ETİ Maden İşletmelerinin Sıhhiye Cihan Sokaktaki binasını almak için gayret sarf ediyor. Eğer o bina alınırsa, aile mahkemelerini oraya taşımayı, aile mahkemelerinden boşalan yerlere de kurulacak sulh ceza mahkemelerini yerleştirmeyi planlıyoruz." 


-AA-

Hacizler rekor kırdı.

 
Yed-i emin depolarında yer yok

Hacizli araçların depolandığı yed-i emin garajlarında doluluk oranı yüzde yüze ulaştı. Yed-i emin garajı işletmecileri, yaşanan gelişmenin son yıllardaki ekonomik krizle ilgili olduğunu belirtti. İzmirli 25 yıllık yed-i emin garajı işletmecisi Behçet Silahçı, "Ben bu işi uzun yıllardır yapıyorum, hiç böyle bir doluluk görmedim. Hacizlerde çok büyük bir oranda artış var" dedi.
GARAJIMIZDA YER KALMADI
İzmir'de bulunan 25'e yakın yediemin deposunun garajlarında otomobil koyacak yer kalmadı. Adeta otomobil çöplüğüne dönen yediemin depolarında son model arazi araçlarından ticari araçlara, spor otomobillerden amerikan yapımı lüks otomobillere kadar çok çeşitli araçlar bulunuyor. Sahibinin borcu nedeniyle haczedilen bir aracın yediemin garajına çekildiğini belirten Silahçı Yediemin Depoları Sahibi Behçet Silahçı, yaşanan ekonomik kriz sonrası garajın tam kapasite ile dolduğunu artık araçları koyacak yer kalmadığını söyledi. 25 yıllık yediemin deposu işletmeciliği yaptığını belirten Behçet Silahçı, Işıkkent'teki yediemin garajında yaklaşık 600 aracın beklediğini anlattı.
İzmir'de, 25 tane yediemin garajı olduğunu belirten Silahçı, şöyle konuştu: "Haczedilen araçlar bizim garajlarımızda emanete alınıyor. Daha sonra mevzuata göre bir süre burada bekletiliyor ardından ihale usulü satılarak yeni sahibinin oluyor. Bu normal bir süreç, ancak normalin dışında olanlar da var. Örneğin bazı araçların üzerinde 150 civarında haciz kararı alınıyor. Bu trajikomik bir durum. Değeri 5 bin lira olan bir araca onlarca haciz kararı alınması mantıklı değil. Borç miktarının haczedilen aracın değerinin çok çok üzerinde olması bu haczi mantıksız bir hale getiriyor. Bu konuda mevzuatta düzenleme yapılması gerekiyor. Bazı araçlar bu nedenle 4-5 yıl bekliyor. Haliyle bekleyen araçlar çürümeye başlıyor. Sıfıra yakın araçlar var, burada çürüyüp gidiyor. Bunlar milli servet, bir şekilde ekonomiye kazandırılması gerekiyor. Bence hükümetin bu konuda bir düzenleme yaparak burada yatan milli serveti ekonomiye kazandırması gerekiyor."
HACİZLİ ARAÇ SAYISINDA REKOR ARTIŞ VAR
Baba mesleğini sürdürdüğünü belirten Behçet Silahçı, son yıllardaki artışın çok yüksek olduğunu belirterek, "Böyle bir dönem ben hiç görmedim. Garajımızda yer kalmadı. Artık arabaları üst üste koymaya başladık. Burası araç mezarlığına döndü. İzmir'de bu şekilde çalışan yaklaşık 25 garaj var ve hepsi dolu" dedi.
Silahçı Yediemin Deposu sorumlusu Halil Silahçı da, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle çok yoğun bir dönem geçirdiklerini belirtti. Vatandaşların banka kredisi ile araç aldığını, ödeyemedikleri zaman araçlarının haczedildiğini belirten Halil Silahçı, şunları söyledi: "Sadece banka kredileri ile alınan araçlar değil. Sahiplerinin ya da işletmelerin çeşitli borçları nedeniyle haczedilen araçları biz emanete alıyoruz. Burası 10 dönümlük bir alan ve boş yer yok. Krize giren işletmelerin araçları var, kredi ödeyemeyen şahısların araçları var çeşit çok. Kamyonlar var mesela yükleriyle haczedilmiş, ancak burada bekliyorlar. Buraya sıfır gibi gelen ancak çürüyüp giden arabalar var. İnsan üzülüyor tabi ama mevzuat gereği biz bu araçları burada emanete alıyoruz."
Işıkkent semtindeki Silahçı Oto Yediemin Deposu'nun sorumlu müdürü Halil Silahçı, işletme olarak gelen bütün araçların kaydını tuttuklarını belirtti. Güvenliğin çok önemli olduğunu ifade eden Halil Silahçı, sözlerine şöyle devam etti: "Burada gündüz ve gece güvenlik var. Ayrıca güvenlik kameraları ve bekçi köpekleri de var. Ayrıca emniyete bağlı polisler de gece boyu bizim garajın çevresinden devriye atıyor. Sonuçta son derece değerli araçlarda var. Piyasada 250-300 bin liraya satılan lüks cipler, lüks otomobiller var. Bu nedenle buranın güvenliği çok önemli."
Halil Silahçı, Türkiye çapında 500 bin aracın, haciz kararıyla arandığını sözlerine ekledi.  

İha 

Her 10 çiftçiden biri borçlarını ödeyemediği için hapiste


VATAN ekibi, ürettiği mahsulünü maliyetine dahi satamayan, bu yüzden de kredi borçlarını ödeyemeyip icralık olan köyleri dolaştı. Tablo vahim. Borcu olmayan çiftçi hemen hemen yok. Her 10 çiftçiden 3’ü icra takibinde. Diğerleri icra takibine düşmemek için kaçıyor. Her 10 çiftçiden biri ise ne yazık ki borçlarını ödeyemediği için hapiste

Çanakkale, Saruhan, Kırkağaç gibi bölgelerde icra müdürlükleri dosyalarla dolup taştı. Saruhan’da 17 bin kayıtlı çiftçi var. İcralık dosya sayısı 16 bin. Mahsulü ile 220 milyon liralık katma değer yaratan Saruhan’da çiftçilerin bankalara toplam borcu 350 milyon TL. Ürün gelirinin tamamıyla borç kapasalar da 130 milyon TL borçlu çıkıyorlar

Gel de çık işin içinden 55 kuruşa maledilebilen domates 25 kuruş ediyor

Domates denince akla ilk ’Çanakkale Domatesi’ gelir. Kumkalesi olarak adlandırılan eski adı ise Batak Ovası olan yerde önceden günde 80 kamyon domates çekiliyordu. Ancak domatesin her yıl fiyatının düşmesi, son 3 yıl içinde kilo fiyatının 60 kuruştan 20-25 kuruşa kadar gerilemesi çiftçilerin belini bükmüş vaziyette. Toplam 100 bin dönüm ekili alanın bulunduğu Batak Ovası, 4 bin çiftçiye ev sahipliği yapıyor. Ekonomiye her yıl 100 milyon TL girdi sağlayan çiftçinin borcu ise 150 milyon TL’yi geçmiş durumda. İcralık olan çiftçi sayısı ise tam 3 bin.


Neden böyle oldu?

Çanakkale Ziraat Odası Başkanı İlhan Ulus, artık çiftçinin para kazanamadığını söylüyor. Ortaya çıkan tabloyu ise rakamlarla şöyle açıklıyor: “Bundan 5 yıl önce domatesin dönüm başına maliyeti 500 ile 750 TL arasında değişiyordu. Köylü domatesi 90 kuruştan satıyordu. Şimdi maliyetler ikiye hatta üçe katlandı. Bir dönümün maliyeti bin TL ile bin 300 TL arasında değişiyor. Eğer bu gün çiftçi domatesin kilosunu 55 kuruştan satarsa ancak masrafını karşılar. Bu rakamın üstüne satacağı her kuruş ise kâr olur. Ancak bugün domatesin kilosu 20-25 kuruş arasında değişiyor. Kısacası çiftçi sattığı her kilo domateste 30 kuruş içeride. Bu şartlar altında çiftçi borcunu da ödeyemediği gibi harcadığı parayı da çıkartamıyor. Sistem kilitlendi. Nasıl çözülecek biz de bilmiyoruz. Yüzlerce çiftçi hakkında tutuklama kararı var. Artık ova değil ama çiftçi batak hale geldi.”

Peki çiftçi bu hale nasıl geldi? İlhan Ulus süreci şöyle açıklıyor: “Yıllardan beri yüksek enflasyona alışık bir toplumuz. Çiftçi yüzde 80-90’larla kredi alır ve rahatlıkla öderdi. Sonra banka kredilerinin faizi yüzde 30’lara düştü. Çiftçi bunu büyümek için fırsat bildi. ’Önceden yüzde 90 faizi ödedim, yüzde 30 faizi hayli hayli öderim’ dedi. Çünkü bizim ürünümüz her yıl prim yapıyordu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Bizim ürünler bırakın prim yapmayı, aynı fiyatı bile koruyamadı. Buna karşın mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçi parası hep arttı. Bankadan çekilen krediler ödenmez hale geldi. Çiftçi krediyi ödemek için başka bankadan kredi çekti. Böyle de birkaç yıl idare etti ama artık borçlar ödenemez durumda. Sistem kilitlendi, icralar başladı. Bugün hangi çiftçinin borcu yoksa, o çiftçiliği bırakmış demektir. Tarlasını eken, çalışan çiftçi borcunu ödeyemiyor.”

Baba ve 2 oğul hapiste anne firarda

ÇİFTÇİLERİN dertlerini dinlediğimiz 2 bin kilometre içinde belki de en acıklı hikayeye onlar sahip. Çünkü 4 kişilik Kurtçu Ailesi’nin reisi ve 2 çocuğu hapiste. Anne Hanife Kurtçu hakkında da yakalama emri var ama firarda. Komşularına sığınmış durumda ve onların yardımı ile ayakta kalıyor. Kurtçu Ailesi’nin tek suçu ise aldıkları traktörün kredisini zamanında ödeyememek. Komşularına sığınan Hanife Kurtçu ile yaşadıklarını konuştuk. Tam olarak borçlarını ve neden borç yaptıklarını bilemese bile yaşadıklarını gözyaşları içinde anlattı. İşte onun ağzından Kurtçu Ailesi’nin dramı:

“Her şey 2 yıl önce o traktörü almakla başladı. Eşim İbrahim Kurtçu (62) bana geldi ve ’Bak traktör alacağız. Bu malı senin üstüne yapacağım. Ben ve oğlun ise kefil olacak’ dedi. Duyunca sevindim. Üzerime mal olacaktı. 36 bin TL tutacaktı ve 4 yılda ödeyecektik. Her yılın Eylül ayında 9 bin TL verecektik. İlk yıl güzelce ödedik. Bu yıl Eylül ayı gelince bizim adam ödeyemedi, çünkü ürünü para etmedi. Sonra icra memurları geldi eve. Bizim mallara, eşyalara baktılar beğenmediler. Sonra bir kağıt imzalattılar bizim adama. Oradan da diğer kefil bizim büyük oğlanın evine gittiler. Onun da eşyalarını beğenmediler. Ona da imzalatmışlar bir şeyler. Sonra da Ocak ayında geldiler, önce oğlumu, sonra da eşimi tutuklayıp götürdüler, koydular Çanakkale Cezaevi’ne. Geçen gün jandarma geldi. Beni de tutuklamaya gelmişler. Duyunca kaçtım evden. Sığındım komşulara. Şimdi ben ne yapayım. Bizim ana borç 9 bin TL. Ama faiz işleye işleye, avukat parasını içine yerleştire yerleştire yapmışlar bizim borcu 17 bin TL. Traktörü de bağladılar. Bir aileden sen 3 erkeği tutuklarsan bu borç nasıl ödenecek?”

Sarı taksi geldi mi köylüler yok oluyor

GökçalI Köyü, merkeze bağlı bir köy. 280 haneli, 800 nüfusa sahip köyde 260 hanenin geçim kapısı çiftçilik. Yıllardır kendilerine ekmek sağlayan topraklar, artık hayal kırıklığının, üzüntünün kol gezdiği yerler olmuş. Kim çiftçilikle uğraşıyorsa neredeyse hepsinin borcu var. Borcun 6 milyon TL’yi geçtiğini, bunun yarısından fazlasının ödenmez hale geldiğini söylüyorlar. Ama onların derdi bu borçları temizlemek değil. Onların derdi hapse girmemek. Çünkü neredeyse hepsi için yakalama emri çıkartılmış durumda. Köye gelen sarı taksiyi ve jandarma aracını gören ormana kaçıyor. Kaçamayanlar ise hapsi boyluyor. Köyde muhtardan imama herkesin borcu var. Muhtar, kefil olduğu kişi borcunu ödeyemediği için tutuklanmış. Eş, dost 7 bin TL’yi denkleştirmiş ve muhtarı kurtarmış. Köyün imamının durumu daha vahim. 100 bin TL borcu var. Ödeyemediği için jandarma peşinde. Yakalanmamak için 1 ay izin almış ve köyden kaçmış.


Bu masanın borcu 755 bin TL

Bu fotoğrafta 6 köylü var. Hepsi tarımla uğraşıyor ve hepsinin borcu var. Toplam borç ise 755 bin TL’yi buluyor. Soldan sağa gidersek Hasan Yıldırım’ın borcu 350 bin, Fahrettin Çiloğlu’nun borcu 40 bin, İsmail Köseoğlu’nun borcu 150 bin, Selman Babacan’ın borcu 35 bin, Ahmet Kasap’ın borcu 150 bin, Naim Kokaroğlu’nun borcu ise 30 bin TL’yi buluyor.

SARUHANLI

NÜFUS: 75 BİN

KAYITLI ÇİFTÇİ: 17 bin

BELDE SAYISI: 13

KÖY SAYISI: 29

ARAZİ: 460 bin dönüm

SULAK ALAN: 260 bin dönüm

YILLIK GELİR: 220 milyon TL

TOPLAM BORÇ: 350 milyon TL

İCRALIK DOSYA: 16 bin

KIRKAĞAÇ

NÜFUS: 50 BİN

KAYITLI ÇİFTÇİ: 11 bin

BELDE SAYISI: 4

KÖY SAYISI: 28

ARAZİ: 240 bin dönüm

SULAK ALAN: 142 bin dönüm

YILLIK GELİR: 100 milyon TL

TOPLAM BORÇ: 120 milyon TL

İCRALIK DOSYA: 6 bin

BATAK OVASI

NÜFUS: 15 BİN

KAYITLI ÇİFTÇİ: 4 bin

BELDE SAYISI: 2

KÖY SAYISI: 13

ARAZİ: 100 bin dönüm

SULAK ALAN: 100 bin dönüm

YILLIK GELİR: 100 milyon TL

TOPLAM BORÇ: 150 milyon TL

İCRALIK DOSYA: 3 bin 



VATAN

Dersane borcu intihara götürdü

MUĞLA'nın Fethiye İlçesi'nde, öğrenim gördüğü dershaneye olan 5 bin TL'lik borcu nedeniyle annesinin cezaevine girmesi üzerine psikolojik bunalıma giren 18 yaşındaki Soner Semih S., evlerinin balkonundaki çardağa kendini asarak intihar etti. S., arkasında ‘Herkes hakkını helal etsin. Bu duruma daha fazla dayanamayacağım’ yazılı not bıraktı.

Fethiye'de 48 yaşındaki Emine S., geçen Ağustos ayında oğlu Soner Semih S. ile kızı 16 yaşındaki Özlem S.'yi derslerinin daha iyi olması için dershaneye yazdırdı. Ancak şoförlük yapan eşi 52 yaşındaki Mustafa S., dershane parasını ödeyemeyince biriken borç yüzünden dershane yönetimi, senetlerde imzası bulunan anne Emine S.'yi mahkemeye verdi.

Faiziyle birlikte yaklaşık 5 bin TL olan borcu ödeyemeyen Emine S., icra işlemleri sırasında ödeyeceğini taahhüt etmesine rağmen ödemediği için çıkarıldığı mahkeme tarafından 2 ay önce tutuklanarak Muğla Cezaevi'ne gönderildi. Bunun üzerine annesinin kendisinin yüzünden cezaevine girdiği düşüncesiyle bir süredir psikolojik bunalıma girdiği belirtilen Soner Semih S., dün gece saat 22.30 sıralarında evlerinin balkonunda bulunan demir çardağa bağladığı iple kendini asarak intihar etti. S. arkasında, “Herkes hakkını helal etsin. Bu duruma daha fazla dayanamayacağım” yazılı not bıraktı.

Oğlunun ölümünden dolayı dershane yönetimini sorumlu tutan baba Mustafa S., “Bizi çok zor duruma düşürdüler. 1000 liralık borcu faizlerle 5 bin lira yaptılar. Evimizi satıp borcumuzu ödemeyi düşünüyorduk. Dershane yönetimi biraz daha bekleseydi, hem karım cezaevine girmeyecekti, hem de çocuğum bu durumları düşünüp intihar etmeyecekti” diye konuştu.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

300 Bin Esnafa İcra Takibi



      Sanayi ve Ticaret Bakanlığı isteği ile, başta İstanbul Ticaret Odasına bağlı 50 bin esnaf icralık olurken bu sayının Türkiye genelinde 300 bini bulduğu iddia edildi. 

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı talimatıyla; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve bünyesindeki, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları, Türkiye genelinde üyesi olan 300 bine yakın esnafı icraya verdi 400 bin esnaf için de içra çalışmaları sürüyor.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Türkiye genelindeki meslek odalarına bir uyarı yazısı göndererek üye aidatlarının toplanmasını aksi takdirde oda yönetiminin suçlu duruma düşeceğini duyurdu. Bakanlığın talimatıyla harekete geçen Türkeye'deki meslek odaları aidatlarını ödemeyen üyeleri için icra takibi başlattı.
Başta İstanbul Ticaret Odasına bağlı 50 bin esnaf icralık olurken bu sayının Türkiye genelinde 300 bini bulduğu 400 bin esnaf için de icra takip hazırlığınınsürdüğü iddia edildi.
Ellerine ulaşan icra kağıtlarını gören esnaf şok yaşarken 300 bin esnafın sadece ana para olarak 25 milyon TL'ye yakın aidat borcu olduğu öğrenildi.
İcraları eleştiren Türkiye Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Talat Karasakaloğlu 'siftah yapmadan kepenk kapatan esnafımız var bu karar 300 bin esnafı çok zor durumda bırakacaktır' dedi.
Oda ve Borsaların Sayısal Dağılımı
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsalarının birleşmesiyle, özel kanunla kurulmuş, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğinde mesleki üst kuruluştur.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'in iskeletini oluşturan Oda ve Borsların toplam sayısı 365. Bünyesinde 181 Ticaret ve Sanayi Odası, 57 Ticaret Odası, 12 Sanayi Odası, 2 Deniz Ticaret Odası ve 113 Ticaret Borsası bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin toplam üye sayısı 1.300.000 civarında.

1 MİLYON ESNAFA HACİZ

 
Esnafa haciz geliyor
Açığı 50 milyarı aşan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), alacaklarının peşine düştü.
 
Bilgisayar programlarının bitirilmesinde son aşamaya gelindi. Önümüzdeki günlerde yaklaşık 1 milyonu bulan borçlu esnafın dosyası icra dairelerine aktarılacak.

UYGULAMA KRİZ NEDENİYLE GECİKTİRİLİYORDU
Zaman´ın haberine göre, Sosyal Güvenlik Reformu´na göre SGK´nın, prim borcunu ödemeyen esnaftan alacağını icra yoluyla tahsil etmesi gerekiyor. Ancak ekonomik kriz sebebiyle esnafın sıkıntıları dikkate alınarak uygulama geciktiriliyordu. Ayrıca hazırlıkların tamamlanması da zaman aldı. Gelinen noktada il müdürlükleri bilgilendirilirken, altyapı çalışmaları tamamlandı. Prim borcu bulunan esnaf, her an icra takibiyle karşı karşıya kalabilir. SGK´nın verilerine göre 3 milyon 239 bin esnaf ve Tarım Bağ-Kur´ludan 535 bini hiç prim ödemiyor. Bazen ödeyip bazen aksatanların sayısı ise 1 milyon 741 bin. 3 milyon 239 bin kişiden sadece 962 bini borçsuz. Geriye kalan 2 milyon 277 binin devlete az ya da çok borcu var. Kurumun bu kişilerden tahsil edemediği rakam ise tam 20 milyar 733 milyon TL.

AF ÇIKAR UMUDU ÖDEMELERİ GECİKTİRİYOR
Prim alacaklarını tahsil emekte büyük zorluk yaşayan kurum, uzun yıllar prim afları çıkarma yoluna gitti. Ancak Türkiye tarihinde çıkarılan 20 prim affı, meseleye çare olmadı. Afla birlikte kısmen ödenen prim borçları, bir süre sonra yeniden katlanmaya başladı. Yeni bir af çıkacağı düşüncesi, gününde ödeme yapmak yerine borçların biriktirilmesine yol açıyor. Bu kısır döngünün önüne geçilebilmesi için SGK, radikal bir karar aldı. Sosyal Güvenlik Reformu ile birlikte mevzuata bir madde eklenerek prim borcunu ödemeyen Bağ-Kur´lular için icra kapısı aralandı. Ancak Ekim 2008´de yürürlüğe giren reformun hemen ardından ekonomik krizin baş göstermesi, uygulamanın ertelenmesine yol açtı. Ancak primlerin tahsil edilememesi icra takibini gündeme taşıdı. SGK, borçlu 2,2 milyon kişiden kronik hale gelen 1 milyonunun dosyasını icra dairelerine aktarmaya hazırlanıyor. Reform öncesi dönemde mevzuatta yeri olmadığı için prim borçlarına ilişkin yasal işlem yapılamıyordu.

SGK bir yandan da icraya gitmeden prim alacaklarını tahsil edebilmek için her yolu deniyor. Prim borçlarına ilişkin uygulanan gecikme faizi konusunda yeni düzenleme hazırlayan kurum, faiz oranlarını aşağı çekecek. İlk üç ay boyunca her ay yüzde 3 olan faiz oranı aylık yüzde 1,5´e düşecek. Halen yıllık 23 olan faiz oranı ise yüzde 18´e inecek. Böylece prim yükünün katlanarak artması önlenecek.

250 BİN KİŞİ GERİ ÖDEME YAPMADI
2008 yılında çıkarılan prim affından faydalanan 250 bin kişi, geri ödemesini yapamadı. Borçlarını yeniden yapılandırıp faizlerini sildiren bu kişilerin yapılandırması bozulduğu için yeniden faiz işlemeye başladı. SGK, bu durumdakilere de kolaylık sağlayacak. Borcunu ödeyemediği için yeniden yapılandırma dışı kalanlar, 2010´da primlerini düzenli ödemek şartıyla yeniden sistem içine alınacak.
2008´deki afta 1 milyon 262 bin kişi başvuruda bulunurken, 23 milyar yapılandırılmıştı. Ancak kriz dolayısıyla tahsilat 9 milyar lira civarında kalmıştı. Öte yandan çok sayıda prim borçlusu, prim borçlarına af getirilmesi SGK´ya baskı uyguluyor. Milletvekilleri de bu talebi dillendiriyor. Ancak Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, bu aşamada yeni bir prim affına karşı çıkıyor.

Herkese " çek" yok..


TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili ve AK Parti Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü, Çek Kanunu'nda yapılacak değişiklikle hem alacaklıya hem de borçluya yeni imkanlar tanınacağını belirterek, yeni düzenlemeyle bankalara da önemli sorumluluklar yükleneceğini söyledi.

Bayram ziyareti için geldiği Kastamonu'da gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Köylü, Çek Kanunu'ndaki değişiklik için çalışmaların büyük bir titizlikle sürdüğünü ifade etti. Köylü, değişiklikle ilgili şu bilgileri verdi:

''Yeni düzenlemeyle getirilen değişiklikler şöyle: Çekin karşılığı ödenmediği zaman doğrudan hapis cezası yok, para cezası var. Para cezası ödenmezse, genel hükümlere göre hapse çevriliyor. Bu yeni kanun çıktıktan sonra, çekten dolayı sorumlu olan kişi hesap sahibi olacak. Yani çekin üzerindeki imza sahibi değil. İmza sahibi aynı zamanda hesap sahibi de olabilir, o ayrı bir durum. Tüzel kişiler yani özellikle şirketlerde şirketin yönetim kurulu üyelerinden birisine bankada çek hesabı açılırken, o bir kişi görevlendirilecek. Banka, şirketin çek hesabından sorumlu olan kişiyi önceden bilecek. Şirket, bu görevlendirmeyi yapmadığı takdirde şirketin yöneticilerinin tamamı sorumlu olacak. Şirketin muhasebecisi sorumlu olmayacak.

Eskiden ceza verilirken çekin üzerindeki rakam neyse o nazara alınıyordu. Yeni sistemde, çekin karşılıksız çıkan kısmı nazar alınarak ceza verilecek. Bir takım teknik düzenlemeler de olacak. Mesela, çekler ikiye ayrılıyor. Şahıs çekleri yani hamiline çekler ve ticari çekler... Bankaların daha dikkatli olması için bankalara bazı yükümlülükler getiriliyor.

Çek yasağı bulunan kişiye çek verildiği takdirde bankaya ceza var. Ayrıca yasaklı olduğu halde çek kullanan kişiye de hapis cezası var. Buradan şu anlaşılıyor. Bundan sonra herkese rastgele çek verilmeyecek. Bankalar bu konuda çok titiz olacaklar.''

Çek işlemi yapan kişilerin çek hesaplarının açık olacağını anlatan Köylü, bu hesabın, kişinin çek verebileceği kişilerce de görülebileceğini söyledi.

ÇEK MAĞDURLARI

Hakkı Köylü, ''çek mağduru'' olarak ifade edilen kişilerin durumuna değinirken de şunları söyledi:

''Cezaevlerinde bu konu yüzünden şu anda 2 bin 118 kişi var. Bu son 15-20 günlük bir rakam. Biz, işte bu cezaevlerindeki kişiler için yeni bir düzenleme getireceğiz. 37 milyon çek kesilmiş. Bu rakamın içerisinde 1 milyon civarında dava var. Ama hapis yatan 2 bin kişi var. Davanın çok olması önemli değil. Sonuçta bunlar ödeniyor. Biz, yeni bir düzenleme getireceğiz. Çekini ödeyemeyip hapse düşenlere yeni bir imkan tanıyacağız. Asgari 1 yıl olmak kaydıyla yeni bir düzenleme yapılacak. Bu düzenleme ile eğer taraflar aralarında anlaşabilirse, kişi hakkında açılmış dava duracak. Soruşturma başlamışsa o duracak, ceza infaz ediliyorsa tahliye edilecek. O süre içerisinde ödenmesi beklenecek. Ödemediği taktirde soruşturma kaldığı yerden devam edecek. Zaman aşımı işlemeyecek. Ayrıca bu kişinin şikayet hakkı da ortadan kalkmayacak. Eğer, anlaşamazlarsa kanun 'en az bir yıl süreyi' ben veririm diyor. Bundan çok önemli bir fayda sağlanır. Bir çok kişi 'biz hapisteyiz dışarıda olsak borcumuzu öderiz' diyor. Buyursunlar ödesinler. Bu düzenleme ile alacaklının bir kaybı olmayacak. Alacaklıya alacağını tahsil edebilmesi için yeni bir imkan sağlanmış olacak. Aynı zamanda borçluya da borcunu ödeyebilmesi için bir imkan tanınacak.''

AA

Ödenmemiş çekler ve yavru deve



          Ödenmemiş çekler ve yavru deve
İlk yazıyı yazarken öngördüğümüz gibi, ödenmemiş çeklerle ilgili yapılması beklenen yasal düzenleme konusu daha çok su kaldıracaktır.
Cuma günü yayımlanan yazımızın ardından birçok olumlu ve olumsuz tepki aldık. (Gelen tepkilerin bir kısmı Referans'ın web sitesinde görülebilir.) Doğal olarak asıl tepki, karşılıksız çekleri nedeniyle hapse girme tehlikesi ile karşı karşıya olanlardan geldi.
Ben bu grubu, kötü bir niyetle değil ama biraz da İngilizce tanımlamasından (interest group) etkilenerek, "çıkar grubu" diye adlandırmıştım. Ne yazık ki Türkçemizde "çıkar ya da lobi grubu" genelde olumsuz anlamda kullanılıyor. Yoksa insanların kendi konularını izlemek ve seslerini duyurmak için birliktelikler oluşturmaları kadar doğal ve demokratik bir tavır olabilir mi?
Ödenmeyen çekleri nedeniyle hapis cezası ile karşı karşıya olanların görüşlerini en güzel uzun yıllardır tanıdığım bir büyüğüm özetlemiş:
"... 'Çekini ödemeyen hapse girmeli mi' başlıklı yazınızı okudum. Bu yazıda aşağıdaki hususların yer almamasını eksiklik olarak görüyorum:
- 3167 sayılı Çek Kanunu 31.12.2008 tarihine kadar Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri ile uyumlu hale getirilmesi gerekirken bu yapılmamıştır. Bu nedenle söz konusu kanunun yok sayılması gerektiğini belirten hukukçular vardır. Bu belirsizlik nedeniyle asliye ceza mahkemeleri iki ayrı şekilde uygulama yapmaktadır. Bazı mahkemeler beraat kararı verirken bazıları ceza vermektedir.
- Çek Kanunu'ndaki adli para cezası ödenmediği takdirde hapis cezasına çevrilmektedir. Bunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 'Hiç kimse yalnızca bir sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasından dolayı özgürlüğünden yoksun bırakılamaz' hükmüyle çeliştiği belirtilmektedir.
- Borç senetleri ile çekler arasındaki müeyyidelerin farklı olmasının bankaları koruma dışında bir nedeni olmadığı kanaatindeyim.
- Bir işletme iflas ederse o işletme ile ilgili her türlü işlem için ilgili iflas masası yetkili kılınmaktadır. Ama iflas etmiş bir işletmede ödenememiş bir çek varsa, çekte imzası olan kişi işletmenin bu borcunu ya şahsen ödeyecek ya da hapis cezası alacaktır. Tüm diğer borçlar için ise iflas masasında eğer bir şey kaldıysa olabildiği kadar bir ödeme yapılacaktır. Bu durum adil midir?
Belki de 'Türkiye'de adil olan ne var zaten?' diyeceksiniz. Haklısınız…"
Yukarıda sayılan görüşlere ve saptamalara zaten itiraz edilmiyor. Ama bazı karşı savlar var. Örneğin "Sözleşmeden doğan yükümlülük yerine getirilmezse hapis cezası olmaz" savına karşın, "Peki vadeli çek olur mu?" savı hemen öne sürülüyor.
Ya da borç senedi ile çek arasındaki müeyyide farkının sadece bankaları korumayı amaçlamadığı ama ticaret hayatına da bir likidite sağladığını kabul etmemiz gerekmez mi?
Türkiye'deki "dejenere edilmiş (vadeli) çek sisteminin" ekonomiye çok ciddi bir akışkanlık ve likidite sağladığını kim yadsıyabilir? Banka kredisi faizleri (özellikle ekonomik anlamda bir parça zorda ve özkaynak sıkıntısı olan "riskli" firmalar için), gök kubbeyi aşmışken nasıl olacak da işletmeler vade ile hammadde alıp yaşamlarını sürdürecekler?
Sonuçta vadeli çek, arkasında hapis cezası tehdidi olduğu için, "teminatsız/imza karşılığı alınan kredi" anlamına gelmektedir. Teminat tehdidin kendisidir. Bugün bir bankadan teminat olmadan (örneğin gayrimenkul ipoteği ya da diğer bir ipotek olmadan) kredi alınamamaktadır. Çek ile vadeli kredi almanın teminatı da hapis cezası tehdididir.
Hoşlanalım ya da hoşlanmayalım, durum budur.
Zaten böyle olmasa, kimse özsermayesi yeterli olmayan işletmelere ya da işadamlarına çek ile vadeli mal vermez. Dilersek bu duruma yasal bir düzenleme ile son veririz. Ama bunu yaparsak zaten sermayesi çok kıt olan Türk sanayi ve ticaret hayatına ciddi bir tıkanıklık getireceğimizi de hiç unutmayalım.
Son söz: (Son söz etmeyi hiç sevmem ama bugün ödemedikleri çek nedeni ile hapsi tehlikesi yaşayanların asıl dertleri, aldıkları çeşitli borç ve kredilerin aşırı artan faizleridir. O nedenle yazıyorum) Faiz yavru deve gibidir, hiçbir zaman girdiği kapıdan çıkmaz. Mutlaka bir duvar yıkarak çıkar.

           Ertuğ Yaşar
           Referans Gazetesi

Çekini ödemeyene hapis doğru değil


Çekini ödemeyene hapis doğru değil

Devlet Bakanı Babacan, esnafın çekini ödemediği için hapse atılmasına karşı olduğunu belirterek, 'Bu uygulama sadece Türkiye'de var' dedi



Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, çekin piyasanın ekonomik faaliyeti açısından faydalı bir enstrüman olduğunu belirterek, çekini ödemeyene hapis cezası verilmesinin Türkiye'ye özgü bir uygulama olduğunun altını çizdi. Bakan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çekini ödemeyenin hapse atılması uygulaması sadece Türkiye'de var. ABD'de vergi borcu nedeniyle yargılanabiliyor. Başka yok. Ama çek ödemedin diye hapis cezası olmaz. Uluslararası hukuk sistemi bunu kaldırmaz. Çeki alanın dikkat etmesi lazım." Çek yasasıyla ilgili düzenlemenin sadece hukukçuların bakış açısına göre oluşturulduğunu, yasanın ticari perspektifini eksik bulduğunu belirten Bakan Babacan, "Çekle alakalı insanların kredi geçmişini tutan ve bankalar istediği zaman veren şirketlerin olması lazım. Çünkü sicil affı fiilen uygulama bulamıyor. Çekin yaptırımı, insanın ticari kredibilitesini, kredi sicilini bozan bir sistem olmalı. Bir ya da birkaç kredi izleme merkezi kurulabilir. Çeki alan dikkat edecek. ”

ABDÜLKADİR SELVİ
ANKARA
Alıntı
http://yenisafak.com.tr/Ekonomi/

Çekini ödemeyen hapse girmeli mi?

 Çekini ödemeyen hapse girmeli mi?



Sabah evden çıkar çıkmaz ilk işim Şevket Ağabey'i (Sürek) aramak oldu. Referans'ta dün (perşembe) yayımlanan ödenmeyen çeklerle ilgili yazısı çok hoşuma gittiği için kendisini kutlamak istedim.
Aslına bakarsanız bu ödenmeyen çekler konusunda bu günlerde ortalık tam toz duman oldu! Kendi çapında ufak bir fırtına kopuyor. İki güçlü lobi karşı karşıya geldi. Aslında birine lobi değil de "küçük çıkar grubu" desek daha iyi olur.
O küçük çıkar grubu, imzaladıkları çekleri ödenmediği/ödenemediği için hapse girmiş ya da hapse girme tehdidi altında olanlardan oluşuyor (benim bu durumda olan tanıdıklarım da var).
Lobi ise (söylenenler doğru ise) bankalarmış.
Asıl tartışma, ödenmeyen çekler nedeniyle hapis cezası verilip verilemeyeceği üzerinde yoğunlaşıyor. Dedikodulara bakılırsa çek veren kurum olan bankalar, ödenmeyen çekler konusunda hapis cezasının kalkmasına karşıymış. Dedik ya, "dedikodu". Bankaların hiçbir biçimde böyle bir resmi görüşleri yok.
Ödenmemiş çek sahiplerinden ise buna çok şiddetli itiraz geliyor. Bunun da bazı nedenleri var:


1) Ekonomik bir suça hapis cezası verilmesinin uygar ülke hukuk sistemlerinde yeri olmadığı söyleniyor. (Peki "görüldüğünde ödenmesi" gereken çeklerin vadesinin olması uygar ülke hukuklarında var mı? Batılı ülkelerde sadece bankada olan paranın aktarımı/transferi için çek kesilmez mi?)

2) Aynı durumda olan kişilere farklı uygulama olduğu öne sürülüyor. Yani ödenmemiş çeki olanlardan bazıları hapse giderken bazıları ya kaçıyor ve polis de peşine ciddi anlamda düşmüyor ya da farklı bir mahkeme hapis cezası vermiyor.

3) Ödenmemiş çeki olanlar kendilerini "çek mağduru" olarak tanımlıyor. Çünkü (onlara göre), kestikleri çekleri ödeyememelerinin en önemli nedeni, kendilerine verilen çeklerin karşılıksız çıkması. Yani "çek mağdurları" diyesiler ki, "eğer ben başkalarından olan alacaklarımı/çeklerimi zamanında tahsil edebilseydim kendi çekimi valla billa öderdim."

4) "Çek mağdurlarının" bir diğer savı da ödenmeyen çeklerinin ödenmesi ile ilgili. "Biz hapisteyken nasıl olacak da para kazanacağız? Halbuki dışarıda olsak çalışırız ve karınca kararınca borcumuzu öderiz."

Şevket Ağabey zaten bu "çek mağduru" sözüne çok kızmış. "Kardeşim benim tanıdığım işadamlarının da bazı çekleri ödenmedi. Yani sattıkları malların bedelini tahsil edemediler. Hukuki bir yaptırım da sağlanamıyor. Çeki ödemeyen kötü niyetli olmayabilir ama sonuçta asıl mağdur olan parasını alamayan değil midir?" diyor.
Vallahi Şevket Ağabey çok haklı. Şevket Ağabey daha da ileri giderek çek mağduru tanımlaması konusunda şu yorumları da yapıyor:
"Sorumlu bir işadamı piyasa gerçeklerini bilmek ve bu sorunlara karşı hazırlıklı olmak zorundadır. Bu hazırlıklı olma çabası içerisinde ona verilen çekin ödenmeyebileceği ve o zaman onun da çekini ödeyemeyeceği gerçeği hep vardır. Bu nedenle hiçbir işadamı 'Bana olan çeklerini ödemediler, ben de çekimi ödeyemedim' dememelidir. Bu olasılığı dikkate alarak hazırlıklı olmalıdır.
Ekonominin krizlere girdiği dönemlerde daha da artan bu sorumluluklar paralelinde şekillenemeyen işadamı, çek sorunlarıyla ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kalacağını bilmek zorundadır.
Ayağını yorganına göre uzatmak atasözünden yola çıkarak tertibini, ticari hareketlerini bu paralelde yapmak zorundadır."
Ne kadar da doğru bir yorum değil mi?
Yine de eminiz ki bu tartışma çok sürecek ve bu çorba daha çok su kaldıracaktır. Ama çeklerle ilgili bir düzenleme yapılırken unutulmaması gereken en önemli gerçek, Türkiye'deki "dejenere edilmiş (vadeli) çek sisteminin" ekonomiye çok ciddi bir akışkanlık ve likidite sağladığıdır. Eğer teminatsız kredi anlamına gelen vadeli çek olmasa ya da çekin (hapis cezası tehdidinden kaynaklanan) ödeme garantisi olmasa, ekonomimin damarları ciddi anlamda tıkanır.

13.11.2009
Ertuğ Yaşar

Çek mağdurlarının gözü kulağı Hükümet’te


Çek mağdurlarının gözü kulağı Hükümet’te

Metris Cezaevi’nde karşılıksız çekten dolayı yatan birisinden mektup aldım. Çek mağduru olduğunu ısrarla savunan bu kişi, haksız yere hapis yattığını, kendisi ile aynı durumda olup da yargı sonucu serbest kalanlar olduğunu savunuyor ve “Ekonomik kriz sonucu işimi ve barkımı kaybettim. Çok değerli gayri menkullerim ipotekli bulunduğu bankalar tarafından yok fiyatına satıldı, dolayısıyla borcumu ödeyemedim. Kestiğim çeklerden ötürü yargılandım. Bazılarından mahkeme beraat kararı verdi. Bazılarından ise ceza yedim. Aynı şekilde benim durumumda olduğunu bildiğim bazı kişiler ise yargılama sonucunda ceza almadan kurtuldular. Madem kanun aynı. Neden mahkemelerden farklı karar çıkıyor” diye dert yandıktan sonra “Beni içeri attılar, peki o çekleri kim ödeyecek? Beni içeri atacaklarına dışarıda bıraksalardı çalışıp belki borcumu ödeyebilirdim” diyor. Şunu da eklemiş: “Türk Ticaret Kanunu’na göre çek de kıymetli evrak, senet de. Senedini ödeyemeyenler hapse girmiyor. Fakat çekini ödeyemeyenler içeri giriyor. Bu nasıl adalet!”

Diğer taraftan, müşterisinden aldığı çekleri tahsil edemediği için iflas bayrağı çeken mağdurlar da var. Bakın onlardan biri ne diyor: “Müşterilerimden aldığım çekler karşılıksız çıktığı için o meblağları kendi öz kaynaklarımdan karşılamak zorunda kaldım. Fakat artık karşılıksız çıkan çekleri ben de ödeyemeyecek duruma geldim. Bankalar çek karnelerini müşterilerine bu kadar kolay vermemeli. Müşterisini seçerek çek karnesi vermeli veya müşterisinin kestiği çek karnesinin en azından yarısını banka karşılamalı ki, her önüne gelene çek karnesi vermesin. Adam eline geçirdiği çeki sanki başkası ödeyecekmiş gibi sorumsuzca kesiyor. Sonra vadesi gelince de ödeyemiyor. Bunun bir cezası olmalı. Madem çekin altına imza atıyorsun, o zaman imzana sahip çık. Çıkmıyorsan CEZAEVİNE girmelisin.”

İki, taraf da çek mağduru. Biri altına imza koyduğu çeki ödeyemediği için hapis yatıyor. Diğeri aldığı çekin karşılıksız çıkması sonucu iflas bayrağı çekmiş. Hatta o da hapse girmek üzere. Şimdi hangisi haklı?

Karşılıksız çek kesen çekini ödemediği için hapse girmeli mi, girmemeli mi? Çok ince bir çizgi...

Bildiğim kadarıyla Hükümet’in çekle ilgili bir düzenlemeye gitme hazırlığı var. Ama araştırdım, Hükümet’in de üzerinde mutabakata vardığı bir taslak henüz ortada yok. Alternatifli metin taslağı hazırlamış. Bir alternatife göre, karşılıksız çek kesenler cezaevine girmeyecek. Diğer alternatife göreyse girmek zorunda. Anladığım kadarıyla bu konu daha çok tartışılacak. Ve karar ne olursa olsun, herkesi memnun etmeyecek. Çekini ödeyemediği için hapis yatan kurtulacaksa, çekini tahsil edemediği için zor durumda kalanlar bundan memnun olmayacak. Karşılıksız çek kesenler ceza evine girecekse de bu kez onlar memnun olmayacak. Ancak şu da bir gerçek ki, kimse hapse girmeyi göze alıp bile bile karşılıksız çek vermez. Diğer taraftan da nakit akışınızı aldığınız çeklere göre düzenlerseniz ve burada aksama olursa perişan olursunuz. Durum altından kalkılabilecek gibi gözükmese de cezaevlerinde yatan binlerce çek mağduruyum diyenin gözü Hükümet’in bu konuda atacağı adımda.

İnşallah ekonomi düzelir de ne çek yüzünden kimse cezaevine girer ne de kimse çekini tahsil edemediği için mağdur olur.

O günleri görebilecek miyiz?

Aydın Ayaydın
aayaydin@gazetevatan.com

Meclis’te ‘çek yasası’



Meclis’te ‘çek yasası’ çatlağı


Karşılıksız çeke hapis cezasını kaldıran yasayı bekleyenlere kötü haber...




Mecliste görüşülen yasanın bankalara yeni sorumluluklar getiren hükümleri Babacan’dan veto yedi. Hapis cezasının kaldırılmasının da piyasada dalgalanmaya yol açacağı fikri hakim olmaya başladı. Halen çek suçu nedeniyle 1.500’e yakın kişi cezaevinde, 55 bin 149 kişi ise yargılanıyor

Hükümetin 2010 başında yasalaştırmayı planladığı Çek Kanunu konusunda kabinede anlaşmazlık çıktı. Meclis’e sevkedilen ancak bazı önemli hükümlerle ilgili karar verilemediği için uzadıkça uzayan Çek Kanunu’yla ilgili çalışmada Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bankalara getirilen yükümlülüklere karşı çıkınca, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’le anlaşmazlığa düştü. Çek Kanun tasarısının bankalara yeni yükümlülükler getiren hükümlerine itiraz eden Babacan’ın karşı çıktığı noktalar ise tasarının temel hükümlerini oluşturuyor. Buna göre bankaların karşılıksız çıkan her bir çek yaprağı için ödemekle yükümlü oldukları 475 TL’lik miktarın 1000 TL’ye yükseltilmesi, bankacılara 3 yıldan 1 yılı kadar hapis cezası getirilmesi ve bankaları, her çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını kontrol etme, ayrıca kişinin ekonomik ve sosyal durumunu araştırmak ve belirlemekle yükümlü tutulması bankacılık sisteminde endişe yaratıyor. Babacan’ın da bu hükümlerin değiştirilmesini istediği belirtiliyor. Öte yandan çek suçlarında hapis cezasının kaldırılmasına ekonomi yönetimi “kaldırırsak piyasalarda yeni dalgalanma yaratır, likiditeyi daraltır” endişesiyle karşı çıktı. Merkez Bankası ve Hazine’nin yürüttüğü çalışmada da bu noktaya dikkat çektiği belirtiliyor.

Halen çek suçu nedeniyle 1.500’e yakın kişinin cezaevinde olduğu belirtilirken, mahkemelerdeki dava sayısının ise 55 bin 149 olduğu ifade ediliyor. Bu rakamlara rağmen hükümet, “çekte hapis cezasına” çözüm bulamıyor.

Piyasa itibar etmez

Merkez Bankası ve Hazine Müsteşarlığı’nın bu konuyla ilgili yürüttüğü çalışma kapsamında, çekle ilgili cezaların kaldırılması yerine, çek tutarının belirli bir kısmını ödeyenlere, verilecek adli para cezasının bir miktar düşürülmesi önerisi de yer alıyor. Ekonomi yetkilileri, adli para cezasının kaldırılmasına “piyasa çeke itibar etmez” diyerek itiraz ediyor.

Gülümhan GÜLTEN
VATAN

Gönderilen her dilekçe özgürlüğe bir adımdır.

 Evet arkadaşlar hakkınızı yasal yollardan arayın   bilgi alın adalet bakanlığı,ekonomi bakanlığı ve milletvekillemize gönderin ...

 Gönderilen her dilekçe özgürlüğe  bir adımdır.






Sn ………………………………….




Ülkemizde aylardır süre gelen ve bir türlü her kişi ve kurumun kabul ettiği fakat ne hikmetse hiçbir kurumun ve kişinin çözüm konusunda bişeyler yapmadığı,ağırdan aldığı ÇEK lerini ÖDEYEMEDİĞİNDEN dolayı önce adli para cezası ve maliyeye yatırılması gereken bu parayı ÖDEYEMEDİĞİNDEN hapis cezası alarak cezaevine girmek zorunda kalan binlerce hatta onbinlerce insanın bu sorununa EKONOMİ bozulur diyerek sürekli ertelenmesini tekrar dile getirmek için bişeyler yapmanın kaçınılmaz olduğu bir gerçektir.


Ülkemizde çekten mahkumiyet alanların sayısına baktığımızda Adalet Bakanlığının verilerine göre sadece 2007 yılında mahkum olan insan sayısı 104 bin civarındadır.Bu sayı böyle olduğu halde milletvekillerinin verdiği soru önergelerine verilen cevaplarda sayılar 1500 olarak ifade edilmektedir.Bu 1500 sayısının doğru olmadığı aşikardır.


Şüphesiz sonucu İNSAN ÖZGÜRLÜĞÜ kısıtlanması olan bir kanun öncelikle HUKUK kuralları dikkate alınarak yapılmalıdır.Ancak basında çıkan haberleri takip ettiğimiz zaman,yaşama hakkından sonra en önemli hak olan özgürlük hakkı EKONOMİ ortaya getirilerek HUKUK bir kenara atılmakta,bu kadar ciddi bir konu ÇEK denilen özünde nakittir denilen fakat kullanımda vadeli olarak kullanıldığı TBMM tarafından da yasa çıkartmak suretiyle kabul edilen bir kağıt parçası,putlaştırılarak insanların hayatlarını karartmakta ,aileler dağılmakta sosyal bir felakete doğru hızla ilerlemektedir.


Türk Ceza Kanunun 5. maddesi herkesin artık bildiği gibi 01.01.2009 tarihinde,2 defa süreli yasalarla uzatıldıktan sonra yürürlüğe girmiş ve 3167 sayılı kanunun bir çok maddesinin ceza kanunlarının anayasası sayılan TCK ile ya tamamen zıt ya da çeliştiği birçok hukuk profösörü tarafından kabul edilmiş ve 3167 sayılı kanunla cezaevinde bulunan insanların salıverilmesi gerektiği basında defalarca yazılmıştır.Bu durumu Adalet Komisyonu Başkanı gazatecilerle yaptığı röportajlarda dile getirmiştir.Durum bu kadar açık iken,okuma yazma bilen herkesin bir hukuksuzluğun yaşandığını anlayabildiği halde konuyu EKONOMİ gerekçelerine bağlayarak bu zulümü devam ettirmek ne kadar HUKUK DEVLETİ kriterlerine uygun taktiri size bırakıyorum.Fakat şu bir gerçektir ki bu yasadan dolayı ceza alan hapis yatan ve kaçak yaşayan insanlar ve bu insanların aileleri şu anda verilen bu cezanın ADİL olmadığını biliyor ve şu andaki çaresizliklerinden dolayı kanuni haklarını sınırlı olarak kullanabiliyor.Bakanlığınızın bu kanunsuz ceza uygulamasına son vermek için gerekeni yapmasının HUKUK’i ve VİCDANİ olarak çok ACİL olduğunu bir defa daha bilirtiyor.SAYGILAR SUNUYORUM.

TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri
TBMM Milletvekilleri bilgi ve eposta adresleri

http://www.wikio.comFriendFeed'de bana abone olAdd to Technorati FavoritesPowered by  MyPagerank.Net web siteleriEconomics Blogs - BlogCatalog Blog Directory

powered by Blogger | WordPress by Newwpthemes